Gençler ebeveynlerinin bilgi ve inançlarının bir işe yaramadığı başka bir zamanda yaşıyor. Kuşaklar arası süreklilik berhava oldu ve böylece deneyimlerin aktarılabilirliği kalmadı. Geçmiş yıkılmış ve şu anki deneyimleri önceki nesillerin deneyimine bağlayan toplumsal mekanizmalar uçup gitmiştir.
Hayatımızda sadece pozitiflerin peşinde koşmak bizi bir karikatür kişiliğe dönüştürebilir. Hayatın önümüze serdiği çelişkilerle, yüzümüze yapıştırılmış gülücüklerle baş edemeyiz.
Avro-Amerikan dünya görüşünün sac ayaklarını bu önermeler oluşturuyor :
Kötülük doğaldır, kıtlık kaçınılmazdır ve ilerleme iyidir. O halde rekabet halinde olmalıyız. Rekabet benmerkezci varlıklar olarak bize iyi gelir. Özgürlük değerlidir zira hepimiz benmerkezci varlıklar olduğumuzdan toplumsal kısıtlamaların bize bir sınır çizememesi icap eder. Rekabet ve kıtlık ortamında neyi nasıl yapacağımızın bilgisini edinmek, hayati önem taşır.
Buhran ve belirsizlik zamanlarında, pozitif düşünme ideolojisi, toplumsal eşitsizliklerin doğası üzerine düşünme ihtiyacını maskeler. Böylece kapitalizme alternatif modeller aramaya çalışmayız. İnsanlar kendi kaderlerinin efendisi olduğuna inandırıldıklarında, pozitif düşünce bütün hastalıkları ilacı olur ve toplumsal eleştirinin yerine özeleştiri alır.
Bir insanım ben, bütün canlılar gibi yazgılıyım ölmeye. Ama kutsal olan bana kendisini açıyor. Elimi uzatsam ebediyet şuracıkta. Bir zafer kazanmaya değil, bir sefer eylemeye geldim. İnsanım, bir bilincim var. Mağlubum ama galibim.