İNSANIN EN BÜYÜK TRAJEDİSİ NEDİR?
Ali Şeriati der ki: “İnsanın en büyük trajedisi; ne cahilliğidir, ne yoksulluğu, ne de çaresizliğidir. En büyük trajedi…”
Cümleyi tamamlamadım.
Bilerek tamamlamadım.
Çünkü her çağ, kendi tamamlamasını hak eder.
Bugün ben bu cümleyi şöyle tamamlıyorum:
En büyük trajedi, unvanlarla süslenmiş bir hiç olup, hâlâ bir şey olduğunu sanmaktır.
Teknoloji uçuyor, veri patlıyor, yapay zekâ şiir yazıyor. İnsan beyni her gün binlerce uyarana maruz kalıyor. Peki insan?
İnsan hâlâ aynı yerde.
Hatta daha kötüsü: Kadim cahil, bilmediğinin farkındaydı.
Bugünün cahili, her şeyi bildiğini zannediyor.
Çünkü bugünkü cehaletin adı kibir, biçimi gösterge, yöntemi ise pragmatizm.
Bir bakın çevrenize. İnsanlar artık kim olduklarını değil, ne dendiklerini söylüyorlar.
Kartvizitler şiir gibi kabarık, ruhlar dipsiz kuyu gibi boş. “Danışman”, “lider”, “guru”, “vizyoner”, “stratejist”…
Herkes bir unvan peşinde.
Koltuk meraklıları, makam mevki tutkunları, egosunu odasının büyüklüğüyle ölçenler.
Unvan, artık bir iş tanımı değil; bir varoluş ikamesi. “Ben buyum” diyemeyen, “Ben şu unvanım” diyor.