KaIbinde hased ve kin taşıyanIardır.
(İmam Şafii)
Spinoza'ya göre "Nerede bir korku siyaseti güdülüyorsa, orada köleliğin en kötü biçimi mevcuttur."
Spinoza, insanı harekete geçiren üç temel duygunun var olduğunu savunur.
Bu üç ana saik,
arzu ,
sevinç ve korku / kederdir.
Arzu, insanın yaşama isteği, kendini gerçekleştirme bilinci, temel itici gücüdür.
Sevinç, insanı harekete geçiren ve var olma gücünü arttıran temel bir duygudur.
Bir insan daha yetkin, daha özgür ve daha güçlü bir duruma geçtiğinde ruhu sevinçle dolmaktadır.
Bu durum kişiyi hayata karşı daha aktif, üretken ve dirençli kılmaktadır.
Korku ise sevincin tam tersidir. İnsanın eyleme ve var olma gücünün azalmasıdır.
Korku anında bireyin harekete geçme isteği felç olur, zihni daralır ve özgürlüğü kısıtlanır.
Korkan insan pasifleşmekte ve dış etkenlerin kölesi (edilgen nesne) haline gelmektedir.
Spinoza'ya göre bir yönetim adaletten uzaklaşıp korku siyasetine başvurduğunda, neyin "iyi" neyin "kötü" olduğuna sadece kendisi karar vermektedir.
Bugünün "iyi ve yasal" davranışı, yarın gücü elinde tutanın çıkarlarına ters düştüğünde "kötü ve yasadışı" ilan edilebilmektedir.
Bu durum toplumda korku iklimine sebep olmaktadır. Korku iklimindeki insan, aklı ve mantığı uygun gördüğü için değil, otoritenin sürekli değişen "iyi" tanımına uyum (İtaat) sağlamak için yaşamaktadır. Bugün sadece suçlular cezalandırılırken, yarın sadece farklı düşünenler de "kötü" ilan edilip cezalandırılabilir. Dolayısıyla erdemli, iyi insanlar da her an hedef olma korkusu içinde hayat sürmektedirler.
Havada sürekli bir ceza ve korku kokusu olduğunda, insan yeni bir şey denemekten, sorgulamaktan, eleştirmekten, sanattan ve felsefeden de korkmaktadır.
"Başıma bir iş gelir mi?" endişesi, toplumun en dürüst, en yaratıcı