Giriş Yap
Zaten acı, ayrılıktır. İnsanın bir organı kesildiğinde acıması, organın ayrılığıdır. Kesildiğinde hücreler birbirinden ayrılıyor ve acı ortaya çıkıyor. Acı ayrılıktır. Hayta bedende bile böyledir. Bedende uyumsuzluk, ölçüsüzlük ve ayrılma olduğu zaman acı ortaya çıkıyor. Acının kökeni ayrılıktır, zulmet acı vericidir. Nur ise hazdır, dolasıyla nura ne kadar yaklaşırsan aldığın haz da o kadar artar.
Reklam
687 syf.
·
13 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
İdealler için hayatı sorgulama karşılığında vicdan...
Rus edebiyatı her zaman ilgimi çekmiştir. Günümüze kadar bir çok harika eserler bırakılmıştır bize. Suç ve Ceza, Anna Karenina, Ölü Canlar, Karamazov Kardeşler, Savaş ve Barış ve benim favorim, en sevdiğim roman Oblomov... Suç ve Ceza da başlarken eserden tamamen emin okuduğum muazzam bir roman. Kesinlikle tavsiye ediyorum.10/10 Buraya Suç ve Ceza hakkında sayfalarca incelemeler yazmak lazım aslında ama bende bir kaç cümle ile kendi düşüncelerimi anlatmak istedim... *** '' Bir insanın yavaş yavaş yenilenmesinin, yeni bir hayat bulmasının, bir dünyadan başka bir dünyaya geçmesinin, hiç bilmediği yepyeni bir gerçekle tanışmasının öyküsü... '' *** Koyunlar hayatı sorgulamazlar, insanlar onları nereye götürürse orada beslenir, yaşar ta ki bir gün insanlar tarafından öldürüleceği zamana kadar... İnsanoğlu hayatı sorgulamadan hayatın gerekliliği gibi yaşayabilir mi ? Yaşıyoruz... Bu ne kadar doğru ? Şu dönemlerde en çok ihtiyaç duyduğumuz şey sorgulamak, yaşıyoruz ama neden yaşıyoruz, nasıl yaşıyoruz ? Suçlu biri cezadan istediği kadar kaçabilir peki ya vicdanından... Roman bize bir insanın normal yaşamında bir anda hayatı sorgulamasından sonra nasıl bir evreye geçtiğini anlatıyor. Kendi düşüncem; başkalarının doğrularıyla yaşamaktansa, kendi yanlışlarım içinde kaybolmaktır her zaman. Raskolnikov, yaşadığı karmaşık hayat ve insan ilişkililerinden bir anda iç hesaplaşmasını dışa yansıtmasıyla, kendisini farklı bir evrenin parçası halinde bulur. Raskolnikov, başarılı olmasına rağmen hukuk fakültesini maddi sebeplerden dolayı yarıda bırakmıştır. Parası olmayan, parayla ne yapılır bilmeyen bir adamın günün birinde sadece toplumun geleceği ve gelişmesi için, para kazanmak için, bir cinayet işleyecektir. Kusursuz ve şahitsiz bir cinayet işlediğini düşünen kahramanımız, daha sonra unuttuğu en önemli şey, vicdanının peşinden gelecek olmasıyla kafası iyice karışacaktır... Bütün bu karmaşıklığın içinde Raskolnikov tesadüflerle bir tedirginlik ve derin düşüncelere kapılır. İnsanlığını, masumiyetini ve düşüncelerini yitirmeye başlar. İçinden çıkılmaz bir vicdan azabıyla karşı karşıya kalan Raskolnikov , vicdanını rahatlatmak için Sonya’ya suçunu itiraf eder. Finalde Raskolnikov, polise de teslim olur ve cezasını çekmek üzere Sibirya’ya gider ve tabi hikaye burada bitiyor gibi gözükse de asıl hikaye burada başlamaktadır. *Kitaptaki bazı altı çizimlerim; * -Bir insanın yavaş yavaş yenilenmesinin, yeni bir hayat bulmasının, bir dünyadan başka bir dünyaya geçmesinin, hiç bilmediği yepyeni bir gerçekle tanışmasının öyküsü... -Hayatta karşılaştığı küçücük bir uyumsuzluk, uğradığı küçücük bir başarısızlık onu bir anda çileden çıkarıyor, onca parlak umutlardan ve güzel düşlerden sonra, kaderine lanet okumaya, eline geçeni yerlere çalmaya, başını duvarlara vurmaya başlıyordu... -Herkesin akıllı olmasını beklemenin çok uzun süreceğini anladım. Bir de bunun hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini... İnsanların değişmeyeceğini, onları değiştirebilecek kimsenin bulunmadığını ve bunun için çaba göstermeye değmeyeceğini... -Herkes kendini düşünüyor ve kendini aldatmayı en iyi beceren adam en mutlu adam oluyor -Bir adam iyiyse iyidir... Hiçbir eksiği bulunmasın diye bakacak olursak, dünyada kaç tane iyi insan kalır dersin ? -Burada insanın en ağrına giden ne biliyor musun? Onların yalan söylemeleri değil; yalan her zaman bağışlanabilir; tatlı bir şeydir çünkü yalan, insanı önünde sosunda gerçeğe götürür. Burada insanın ağrına giden şey, onların yalan söylemeleri değil, söyledikleri yalana kendilerinin de inanmalarıdır... -Beklenmedik bir felaket anında, bu felaketin dışında kalan insanlarda hep görülen, dile getirdikleri en içten acıma... -Kendine ait bir yalan, başkalarına ait gerçekleri tekrarlamaktan belki de daha iyidir. -Diyelim ki... evet, belki namuslu bir insansın, ama namuslu bir insanım diye övünülür mü hiç ? Herkes namuslu olmak zorunda değil midir? Hatta temiz bir insan... -Ben bir insan öldürmedim, bir ilke öldürdüm! Evet, bir ilkeyi öldürdüm, ama üstünden aşıp ötesine geçemedim, bu yanda kaldım... -Bu dünyada insan insana ancak kötülük edebiliyor... -Birden, hızla eğildi, yere kapanarak kızın ayaklarını öpmeye başladı. - Ne yapıyorsun böyle ? Benim gibi birinin önünde!.. -Ben senin önünde değil, insanlığın çektiği acıların önünde eğildim... -Herkes kendisi hakkında kendisi karar verir ve kendini en iyi aldatabilen, herkesten daha neşeli yaşar. -Yalnızca ölümden korktuğu için yaşayabilir mi bir insan ?
İyi olmak, insanın doğasıyla uyumlu olmasıdır.Başkalarıyla uyumlu olmaya çalışınca uyumsuzluk baş gösterir.Bir insanın yaşamındaki en önemli şey kendi yaşamıdır.
Uyumsuzluk, anlaşıldığı andan sonra bir tutkudur, tutkuların en can alıcısıdır. Ama tutkularımızla yaşayabilecek miyiz, yaşayamayacak mıyız, yüreğimizi bir yandan coştururken, bir yandan da yakacak olan derin yasaları benimseyecek miyiz, benimsemeyecek miyiz, işte tüm sorun bu.
Reklam
Diyor Esteban Lucas Bridges
Bizde erkeklerin hepsi kaptan, kadınların tamamı tayfadır...
Reklam
2
547
5,5bin öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42