• Benim sıkıntımsa uyku. Her zaman iyi uyuyan biri olsaydım asla tek satır bile yazmazdım.
  • Bir gözden başka bir şey değilsin. Kocaman ve sabit bir göz, her şeyi gören, yığılan vücudunu olduğu kadar seni de, bakan, bakılan seni de gören, sanki yuvasında tamamen ters dönmüş de hiçbir şey demeden seni seyrediyormuş gibi, seni, senin içini, karanlık, boş, su yeşili, korkmuş, güçsüz içini. Sana bakıyor ve seni olduğun yere çiviliyor. Kendini görmeyi hep sürdüreceksin. Hiçbir şey yapamazsın, kendinden kaçamazsın, kendi bakışından kaçamazsın, hiçbir zaman bunu yapamayacaksın: Hiçbir sarsıntının, hiçbir seslenmenin, hiçbir yanığın seni uyandıramayacağı kadar derin uyumayı başarsan bile, bu göz hep olacak, senin gözün, hiç kapanmayacak, hiç uyumayacak olan gözün. Kendini görüyorsun, kendini gören kendini görüyorsun, sana bakan sana bakıyorsun. Uyansan bile, görüntün aynı, değişmez kalacak. Kendine binlerce, milyarlarca gözkapağı eklemeyi başarsan bile, hâlâ, arkada, seni görmek için bu göz olacak. Uyumuyorsun, ama uyku artık gelmeyecek. Uyanık değilsin ve hiç uyanmayacaksın. Ölü değilsin ve ölüm bile seni kurtaramayacak...
  • Kışın uyuyan canlılar gibi inime çekilmek, kendi karanlığıma dalmak ve kendi içimde olgunlaşmak istiyordum...
    Ama insanlar hep bu karanlık ve inzivadan kaçmaya çalışıyorlar. Ölüm sesine kulaklarını tıkıyorlar, kendi kişiliklerini hayatın hayhuyu arasında yok ediyorlar!
  • 104 syf.
    ·9 günde·9/10
    Giovanni Papini
    Gençliğinde özgürlükçü, kilise karşıtı aykırı bir İtalyan iken 1930'lardan itibaren katolikliğe yönelmesi dahası Mussolini ve Faşizme beslediği sempati; muhtemeldir ki onu ikinci dünya savaşından sonra biraz kenara itmiş. Herhalde bedelini ödemiş olacak ki daha sonra tekrar gün yüzüne çıktı, derler.

    Binlerce yıldır sorulan soru.
    Camus, Sartre, Puslu Kıtalar Atlası.
    Temaları benzer olsa da biraz farklı açılardan hep aynı sorunun (10 soru) cevabını arayışla geçen 10 öyküden oluşuyor kitap. Biraz karamsar(ll. Dünya Savaşı)
    Bazıları pek öyküye de benzemiyor aslında bunun incelemeye benzememesi gibi.

    Havuzda İki Yansı:
    Kendimizi bildiğimiz "an" ya da bu yazıyı okuduğunuz "an" en bilge düşünceleri, en yüce ve en doğru duyguları taşıdığınızı düşündüğünüz an'dır.
    Yeter ki o an'ın üstünü örtecek zaman geçmeyegörsün.
    İnsan büyüdüğünü ne zaman anlar veya olgunlaştığını? Çok matah bir soru olmasa da burada ve daha birçok yerde sıklıkla sorulur: Büyüdüğünüzü ne zaman anlarsınız? diye.
    Yıllar önce üniversitede bir hocamız da sormuştu bu soruyu. "Aynı somut ya da soyutluklarla ilgili artık aynı şekilde düşünemediğimde" diye cevap vermiştim ya da buna benzer bir şeydi.
    O zamanlar çok da anlam yüklememiştim bu söze.
    Aynı bedende, eğer varsa aynı ruhta binlerce "ben" taşıyoruz ve hiçbiri aynı değil ve dua edelim ki hepsini aynı anda yaşatamıyoruz.
    Zira çekilmez hayatımıza çekilmez ben'lerle dolu yeni halkalar eklerdik.
    Peki en doğru "ben" hangisidir ya da ben kimdir, kimim?
    Bizi bugüne getiren geçmişteki ben/benler olduğuna göre ona herhangi bir suçluluk atfedebilir miyiz? Onu sevmeme hakkımız var mı? Öldürsek kötü mü?

    Zihinsel Bir Ölüm:
    Yaşam nedir? Niçin? Nereye gidiyoruz? Yaşamaya değer mi?
    Minvalinde sorgulamalarla varoluşsal bir sıkıntının girdabına sokuyor bizi bu denemede.
    Anlamlı cevaplar bulamadığımızda tek seçenek ölmek midir? Belki de hepsinin cevabı ölümde gizlidir ya da zıtlıklarda.
    Bedensel bir ölüm değil elbette kastedilen.
    Her şeyden vazgeçmek, bırakmak ama yine de erişebilmek en yücesine. Sefiliz ama mutluyuz. Ölüyoruz ama mutluyuz. Ölüyoruz ama ölmüyoruz.

    Hasta Beyefendinin Son Ziyareti:
    Evren, dünya, insanlar, hayvanlar, somutlar, soyutlar, akıllı cep telefonlarının şarj aletleri...
    Bütün bunların hepsi "sen" olduğun için varsa ya da bunların hepsi senin zihninde ise. Veya biz, tamamen bütün benliğimizle bir başkasının zihninde isek. Yokoluşumuz onun uyanışına bağlı, varlığımız onun düşüne.
    "Varım, çünkü beni düşleyen biri var; uyuyan, uykusunda düş gören, benim devindiğimi, yaşadığımı gören, şu anda benim bütün bunları söylediğimi düşünde gören biri.”

    Sen Kimsin:
    Bildiğim ben'i, beni bildiklerini düşündüğüm diğerleri artık bilmediklerini söylerse ne olur?
    Deliririz, sineriz.
    Dıştaki tüm uyarıcılardan gelen sen kimsin? Sorusu, sesleri çılgın kalabalıklar içinde giderek kısılır, kısılır ve kesilir. Ancak asıl sorun bundan sonra başlar. Kimsenin artık tanımadığı ben'i, ben gerçekten tanıyor muyum? Ve işte şimdi soruyu sorması gerekenle soruyu cevaplayacak kişi başbaşa kalır: Ben.

    Kaçan Ayna:
    Kitaba ismini veren bu öyküde ise bu sefer kendisi dışına çıkarak evrensel bir soruna değiniyor.
    Sürekli koşmamıza rağmen olmak istediğimiz yer ile olduğumuz yer arasındaki azalmayan mesafeye değinir.
    Statümüz, mesleğimiz, rengimiz fark etmeksizin koşuyoruz. Nereye? Yarına. Bugüne eklediğimiz yarın, sonra bir diğer yarın. Ulaşmak mümkün değil. Suretimizi en iyi şekilde gördüğümüz aynaya koşuyoruz. Sorun şu ki; aynı hızda ayna da koşuyor. Koşmaya devam, yetişemedik, öldük.

    Gereksiz uzunluğu burada bitirelim.
    Öneri için Beyza ya teşekkürler.

    Keyifli okumalar.
  • Uyuyan şu insanların rüyaları adına
    Geceyi hırka gibi giyinmiş uykusuzluğun acısı adına
    Ağaçların yaprak yaprak gökyüzüne uzanmış arzusu adına
    Sokak köpeklerinin ezanla başlayan ulumaları adına
    Denizin büyük mavi karanlığı adına
    İncinmiş gururun gözyaşı adına
    Nar ağaçlarının kırmızı bereket çanı adına
    Umudun umutsuzluktan ağır yükü adına
    Kalbine inanmış bütün sevenlerin muradı adına
    Yolların cezaya döndüğü uzaklıklar adına
    Yolların bağışa döndüğü yakınlıklar adına
    Saka kuşunun çembercik kuşuna söylediği şarkılar adına
    Şarabın mumla seviştiği geceler adına
    Arzusu gövdesinde kalmış ölüler adına
    Yoksulluğun uzak derin gözleri adına
    Yüzü yere düşen çaresizlik adına
    Kavuşmanın kekeme sevinci adına
    Herkesten yapılmış duvarlar adına
    Kendinden başka doğrusu olmayan büyük aşklar adına
    O ışık goncasının arzusu ve korkusu adına
    Benim kırk yıl geçikmiş avunmaz zamanım adına…
    Aşkı bir gövdeden doğuran dünya
    Sen koydun bu kalbi bu güzelliğin önüne
    Ayrılığa bırakma beni
    Ölüm bir gün nasılsa sürecek hükmünü…
  • Ölüm gerçekten ölümse
    Ozanlar ne olur peki,
    Bir de uyuyan nesneler,
    anımsamadığı kimsenin?