elif

elif
@uzakyildiz
Ali Oktay Özbayrak - Necdet'e İkinci Mektup #biryudumkitap
Dünya artık katlanabileceğimiz gibi bir yer değil Necdet. Yirmili yaşlarımızda büyük katliamların tanıklığını yapıyoruz ve bize hâlâ bazı aile büyüklerimiz, kendinizi çok da belli etmeyin, diyor. Oysa yüz binlerce insanın arasında kendini çok da belli etmeden öldü arkadaşlarımız, barışa inanırken. Gülümseyen fotoğraflar vardı pankartlarda. Şiirler vardı, halaylar vardı. Kesinlikle zafiyet yoktu! Bu ülkede hiçbir zaman güvenlik zafiyeti olmadı Necdet! Onca ölümden sonra pişkin pişkin sırıtan adamlar, ölümlerin arkasından salyalarıyla küfredenler olmadı! Ama biz her zaman çok olduk bu ülkeye. Gidenler gitti, biz tanık olduk. Necdet. Bana tüm tren garları seni hatırlatıyor. Uzun yolculuklar, daha bir kadının kahramanı olacak yaştayken ülkemizin kahramanı olmaya niyetlendiğimiz zamanlar. Bir de hem o kadının, hem de milletinin kahramanı olmayı başarabilen çocuklar. Arkadaşlarımız... Garla ölüm kelimeleri yan yana hiç yakışmıyor. Çünkü garlar ayrılıkların değil kavuşmaların tanıklarıdır. Şimdi bir de kahpece pusuların tanığı. Oysa birbirimize garlarda asla ağlamayacağımıza dair sözler vermiştik. Dayanamıyorum Necdet. Garlara gidemiyorum, korkumdan değil, gözümdeki yaşlara engel olamayacağımdan. Garlar diyorum, hüznün değil mutlulukların tanıklarıdır. Şimdi ise Ankara, gar, hazin… Bir filmin hüzünlü biten sonuna benziyor tüm yaşamımız. şık olduğumuz kadınların gittiği yahut aşksız sürdüğümüz hayata dertlenemediğimiz günlerden geçiyoruz. Ama ölmek için yaşamak değil yaşamak için ölmek sözüne de dörtnala geldiğimiz uzak Asya’dan Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim şiirine de inanıyoruz. Şimdi söyle Necdet, bir grafiti öyküsünde kendimi bulup duvarlara ‘benim de içim yanıyor.’ yazsam o kadın mı yoksa bu memleket mi üzerine alınır. Yoksa beni yaka paça bir