Uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı. Nihayet başladım. Bir Psikiyatristin Gizli Defteri bu kitap benim için çok değerli bunun ilk nedeni şudur ki kitap bana hediye olarak geldi. Diğer nedeni de şudur ki ben Psikoloji okumak istiyorum ve bu eserin içindeki tamamen gerçek hayattan alıntılarla Gary Small ve eşi Gigi Vorgan ile beraber kaleme aldığı hayatlar bulunmakta. Kitabı okurken birçok bilmediğim terim ile karşılaştım. Düşündüm taşındım, bu iletide her öğrendiğim yeni kelimeyi sizlerle de paylaşmaya kadar verdim. Hem benim için hem de sizin için faydalı olacağını inanıyorum.

Başlayalım o zaman ;

> Psikiyatri: Hekimliğin ruh ve sinir hastalıklarıyla, kişide görülen önemli uyumsuzlukların tanımlanmasıyla ve bunların sağaltımıyla uğraşan uzmanlık dalı.

> Narsistik Kişilik Bozukluğu: Bu kişiler başkasının düşüncelerine ve isteklerine ilgisiz kalan kişilerdir. Kendini beğenmiş, başkalarının yaşattıklarına ve yaşadıklarına duyarsız kalan sürekli kendini ön plana çıkarmak isteyen kişiler narsistikdir.

> Histrionik Kişilik Bozukluğu: Hayatların da sürekli aşırı dramatik davranarak dikkat çekmeye çalışan insanlarda histrionik kişilik bozukluğu vardır.

> Terapötik: Tedaviye ait.

> İçgörü: Hastanın psikolojik işlevini ve kişiliğini anlamasıdır.

>İçgörü Yönelimli Terapi: Psikiyatri hastalarının hisleri, yanıtları, davranışları ve özellikle diğer kişilerle son ilişkilerinin son dinamiklerinde yeni içgörülerin değerini vurgular.

> Psikanaliz: Ruh çözümü.

> Nevrotik yada nörotik : Sinirceli

> Psikotik Olmak; geçici olarak gerçeklerden kopmak demektir. Bu rahatsızlık algılamayı ve algıların işlemesini değiştirir.

>Analist: Sorunların çözümü için teknikler saptayan ve geliştiren uzman kişi.

>Şizofren: Kişide, gerçeklerle olan ilişkilerin büyük ölçüde azalması, düşünce, duygu ve davranışlarda önemli bozulmaların ortaya çıkması gibi belirtiler gösteren bir ruh hastalığı.

> Psikoz: Her türlü ruh hastalığının genel adı.

> Sanrı: Gerçekte var olmayan şeyleri görmek, işitmek gibi dayanaksız algılama.

> Erotomani: Halk arasında "Eros Hastalığı" olarak bilinen "Erotomani" karışıklıksız, takıntılı ve platonik aşk olarak bilinir be kişinin birinin kendisine aşık olduğuna inandığım sanrılı bozukluktur.

> Antiseptik yada Nöroleptik de denir; Başka şizofreni olmak üzere psikozların tedavisinde kullanılan ilaçlar.

> Hiperseksüalite: Cinsel isteği çok artmış ya da aniden beliren kişiler için kullanılan terimdir.

> Delişmen: Delice davranışları ve tavırları olan, delidolu şımarık kimse.

> Kakafoni: Kakışma

> Ajite: Çok hareketli, yerinde duramayan akıl hastası.

> Entelektüalizm: Anlıkçılık

> Bipolar Afektif Bozukluk, riskli davranışlar nedeniyle ilişkilere ve kariyere zarar veren, tedavi edilmediği zaman intihara bile yol açan ciddi ruhsal hastalık.

> Tendon: Kasım kemiğe yapışma yeridir.

> Derin Tendon Refleksi: Refleks çekici ile kas tendonuna vurulduğunda o kasta kısa sürede olan kasılmaya denir.

> Hidrosefali: Beyin omurilik sıvısının çoğalmasıyla, beyin karıncıklarının, kimi zamanda kafatasının büyümesine yol açan hastalık.

> Hezeyan: Abuk sabuk konuşma, saçma sapan sözler etme, saçmalama.

> Parkinson Hastalığı: Titreme, kaslarda katılık, istençli devinimlerde azalma gibi belirtilerle kendini gösteren bir hastalık.

> Son kerte: Sonuçta

İrem, bir alıntı ekledi.
17 May 17:36

Efesli ressam Apelles, Büyük İskender'in resimlerini yapmakla ünlüdür. Apelles yaptığı tabloları halka sunup bir perdenin arkasına gizlenerek yorumları dinlemekten çok hoşlanır. Böylelikle yapacağı yeni resimler için yeni düşünceler edinmektedir. Apelles' in sergisini gezen bir ayakkabı ustası resimlerin birinin karşısında durarak tablodaki insanların ayakkabıları üzerinde eleştiriye başlar. Ayakkabıcının etrafında toplanan kalabalık merak içinde adamı dinlerken Apelles de gizlendiği perdenin arkasından yapacağı yeni tablolardaki ayakkabı figürleri için söylenenleri can kulağıyla dinler ve bir deftere not eder. Ayakkabı ustası uzmanlık alanının dışına çıkıp resmi sanat açısından ve teknik yönden eleştirmeye de başlayınca Apelles perdenin arkasından bağırır: "Efendi haddini bil, çizmeden yukarı çıkma!" Ressam Apelles'in bu öyküsü unutulmuş olsa da iki kelimelik bir deyime dönüşen haliyle anlatılır durur günümüzde de: "Çizmeyi aşma!"

Bir Çift Ayakkabı, Sunay AkınBir Çift Ayakkabı, Sunay Akın
aslixan, bir alıntı ekledi.
15 May 20:11

Tekerrür !!!!
Ancak, bunca yüzyıllar boyunca olduğu gibi, bugün de, milletlerin cahilliğinden ve bağımsızlığından yaralanarak binbir türlü siyasî ve şahsî maksatla çıkar sağlamak için, din âlet ve vasıta olarak kullanmak teşebbüsünde bulunanların memleket içinde de dışında da var oluşu, ne yazık ki, daha bizi bu konuda söz söylemekten alıkoyamıyor. İnsanlık dünyasında, din konusundaki uzmanlık ve derin bilgi, her türlü hurafelerden arınarak gerçek bilim ve tekniğin ışıklarıyla tertemiz ve mükemmel oluncaya kadar, din oyunu aktörlerine her yerde rastlanacaktır.

Nutuk, Mustafa Kemal Atatürk (Sayfa 479 - Atatürk Araştırma Merkezi (Bugünkü dille yayına hazırlayan Zeynep Korkmaz))Nutuk, Mustafa Kemal Atatürk (Sayfa 479 - Atatürk Araştırma Merkezi (Bugünkü dille yayına hazırlayan Zeynep Korkmaz))
JuvenâL Outsmart, bir alıntı ekledi.
15 May 13:47

Tekrar (Repeating)
Beyinlerimiz son derece esnek, değişebilir organlardır. Nörobilim araştırmaları tekrarın becerilerimizde inanç ve daha derin uzmanlık seviyeleri için temel sağladığını göstermiştir. Tekrar, beynimize, ''Hey güzeller güzeli, bu bilgiye takılmayı isteyebilirsin,'' der.

Düşündüğünüzden Daha Fazlasını Söylüyorsunuz, Janine DriverDüşündüğünüzden Daha Fazlasını Söylüyorsunuz, Janine Driver

John Steinbeck,
Aşk, insanın başına gelebilecek en iyi şeydir..
.oğluna yazdığı Mektup

10 Kasım 1958 / New York

Sevgili Thom,

Bu sabah mektubunu aldık. Mektubuna kendi bakış açımdan cevap vereceğim, Elaine de kendi bakış açısından.

İlk olarak, eğer âşıksan bu iyi bir şeydir, hatta bir insanın başına gelecek en iyi şeydir. Sakın bunu küçümsemelerine izin verme.

İkincisi, aşkın çok çeşidi vardır. Biri bencil, cimri, açgözlü, egoist ve aşkı kendini beğenmek için kullanır. Bu aşkın, çirkin ve “kötü” çeşididir. Diğeri, senin içindeki iyi olan her şeyi dışa vurmanı sağlar. İyilik, itibar ve saygı. Sadece toplumsal saygı meselesi değil, bir başkasını eşsiz ve değerli görebilmeni sağlayan o daha yüce saygıyı da.

İlk çeşidi, seni hasta, küçük ve zayıf yapabilir, ikincisi seni güçlendirir, sahip olduğunu bilmediğin cesareti, iyiliği ve bilgeliği ortaya çıkarmanı sağlayabilir.

Bunun gelip geçici bir gençlik aşkı olmadığını söylüyorsun. Eğer bu kadar yoğun duygular hissediyorsan elbette gençlik aşkı değildir.

Fakat benden sana neler hissettiğini söylememi istemiyorsun diye düşünüyorum. Hissettiklerini, sen herkesten daha iyi biliyorsun. Sana bu konuda ne yapman gerektiğiyle ilgili yardımcı olmamı istiyorsun; bunu yapabilirim.

Öncelikle sonuna kadar hissettiklerinin tadını çıkar, müteşekkir ol ve şükran duy.

Aşkın amacı, en iyi ve en güzel amaçtır. Ona ulaşmaya çalış.

Eğer birine âşıksan o kişiye açılmakta bir tehlike yoktur; yalnızca bazı insanların çok çekingen olabileceğini unutmamalısın, bazen ilan-ı aşk ederken bu çekingenliği göz önünde bulundurmak gerekir.

Kızlar senin ne hissettiğini bilmek gibi bir özelliğe sahiplerdir ama yine de hissettiklerini duymak isterler.

Bazen hislerine bazı sebepler dolayısıyla karşılık alamazsın; ama bu hissettiklerinin değerini ya da güzelliğini azaltmaz.

Son olarak, senin ne hissettiğini biliyorum, çünkü ben de aynı şeyleri hissediyorum; sen de böyle hissettiğin için memnunum.

Susan’la tanışmayı çok isteriz. Bu görüşmenin planlarını Elaine yapacak, çünkü bu onun uzmanlık alanı; çok da memnun olacaktır. O da aşkı biliyor, belki sana benden daha fazla yardımcı bile olabilir.

Ve sakın kaybetmekten korkma. Eğer doğruysa devam edecektir. Acele etme yeter. İyi şeyler asla elden kaçmaz.

Sevgiler,

Baban

bhmflzf ( Mehmet ), bir alıntı ekledi.
12 May 19:12 · Kitabı okudu

Kadın, erkeğin kavrayış kapasitesinin ötesinde kalan bir yürüyen sanat eseridir: Paris, Roma ve New York'un moda bul­varlarında yürüyen sanat yaratıkları. Uzmanca uygulanan ri­mel, özenli ruj seçimi, takma kirpikler, elbiselerdeki uyum, kürk veya pardösü: bütün bunlar, erkeğin kesinlikle anla­madığı uzmanlık gerektiren bir sanattır. Erkek bunu takdir et­me kapasitesinden yoksundur. Kadın maskelerini takdir etmeyi öğrenmemiştir ve muhtemelen bu yürüyen sanat eserlerini değerlendiremez. Böyle bir ustalığa erişmek, zaman, para ve sonsuz ölçüde sınırlı bir beyin ister: ve bu şartları da sadece kadınlar yerine getirir.

Kölenin Mutluluğu, Esther Vilar (Sayfa 21 - Öteki Yayınevi)Kölenin Mutluluğu, Esther Vilar (Sayfa 21 - Öteki Yayınevi)

İkinci Şans
BÖLÜM 1

Zaman, saniyeler halinde hızla geçiyor. Saniyeler dakikaları, dakikalar saatleri oluşturuyor. Geçip giden saatler, bir yandan insanın hayattaki yolunu belirlerken, bir yandan da hayatının sonuna doğru götürüyor. Hayatın sonuna doğru giderken, hayatımızdaki bu yolu ne kadar durup inceleyebiliyoruz? Yaşadığımız her şeyin, neden olduğunu düşünebiliyor muyuz? Hayattaki yolumuzu kendimiz mi çiziyoruz, yoksa çok önceden çizilmiş olan bir yolda sadece sürükleniyor muyuz? İnsan, hayat yolculuğunda bir an bile olsa durabilse, geçip gitmeden önce her saniyenin değerini tartabilir miydi? Pişmanlık duyacağı şeyleri yapmadan önce tekrar düşünüp, başka seçenekleri de görebilir miydi?

BÖLÜM 2

Sabah kulağıma gelen alarm sesiyle uyandım. 07.06’yı gösterdiğini görünce kalkıp hazırlanmaya başladım. İçimde, normalde hiç hissetmediğim bir tuhaflık vardı. Son günlerde yaşadığım bazı olaylar ile alakalı olduğunu düşünerek, aceleyle evden çıktım. Dışarıda günlük güneşlik bir mayıs sabahı vardı. Gözlerim güneşten kamaşınca, güneş gözlüğümü takmak için elimi cebime soktuğum sırada beni izleyen bir çift göz fark ettim. Pek fazla umursamamaya çalışarak arabaya bindim ve büroya gittim.

Scully benden daha önce gelmiş ve Müdür Yardımcısı Skinner’ın odasında olduğuna dair bir not bırakmıştı. Aceleyle odadan çıkarak asansöre bindim ve Müdür Yardımcısı’nın odasına gittim. İçeride Skinner, Scully ve henüz tanımadığım bir adam oturuyordu. Müdür Yardımcısı içeriye girdiğimi görünce, “Gelin Ajan Mulder. Biz de sizi bekliyorduk.” dedi.

Uzun toplantı masasının başında oturan Skinner’ın yanına oturdum. Karşımda neden bu kadar geç kaldığımı sorgulayan gözlerle Scully ve konuşmaya başlamak için can atan adam bana bakıyordu. Skinner sandalyeye yerleştiğimi görünce: “Sizi tanıştırayım. New York’tan özel ajan Joseph Phillips.” dedi.

“Ajan Mulder, sizinle daha önce tanışmamıştık. Bu tanışma faslını doğrudan geçip konuya girmek istiyorum. Yaklaşık 3 yıldır bir katilin peşindeydik. Bu katil bir tür hayalet gibi işlediği cinayetlerden sonra hiçbir şey olmamış gibi elini kolunu sallayarak olay yerinden uzaklaşıyor. Güvenlik kamera kayıtlarında bir an varken, sonraki anda yok oluyor. Aylarca peşinden koştuğumuz, yakalamaya çok yaklaştığımız halde son anda hep elimizden kaçtı. Ancak işlediği son cinayetlerden sonra yakalamamız için üstten çok fazla baskı görmeye başladık. Adam, O’nun yerinin tespit eden ve yakalamaya en fazla yaklaşan iki başarılı ajanımızı öldürdü. Sizin uzmanlık alanınız paranormal olaylar olduğu için sizden yardım istiyoruz.”
“Adamın bir fotoğrafı, kimlik bilgisi var mı?”
“Hepsi var. Kimlik bilgilerinden ve diğer kayıtlardan adamın son 12 yıldır neredeyse yaşamadığını tespit ettik.”
“Neredeyse yaşamadığı kanısına nasıl vardınız?”
“Üzerine kayıtlı hiçbir fatura yok. Banka hesabı yok. Ehliyeti en son 12 yıl önce son bulmuş ve tekrar yenilenmemiş bile. İmza attığı hiçbir yer yok. Tek bildiğimiz adı ve soyadı.”
“Bu adamın hala New York sokaklarında olduğuna emin misiniz?”
“Neredeyse eminiz. Çünkü New York haricinde hiçbir yerde ‘avlanmayı’ tercih etmiyor.”
“Sizin 3 yıldır yakalayamadığınız bir katili benim yakalayabileceğim kanısına nasıl vardınız?”
“Ajan Mulder, FBI’daki profil çıkartma konusundaki başarılarınızı biliyoruz. Daha önce de dediğim gibi paranormal olaylar sizin uzmanlık alanınız. Bu konuda, Müdür Yardımcısı Skinner da, sizin, bize yardımcı olabileceğinizi söyledi.”
Bu noktada Skinner söze karışma ihtiyacı hissetti: “Ajan Mulder, Ajan Scully ile beraber New York’a gidip bu katilin yakalanmasına yardımcı olmanızı istiyorum.”
“Efendim, bu adamı yakalayıp yakalayamayacağımızı bilmiyorum ancak New York’a gideceğiz.”

O gün akşam uçağıyla New York’a vardık. İnsanların çoğu olan bitenden habersiz günlük hayatın seyrine devam ediyordu. Ancak bu insanların, hatta belki de bizim, bir sonraki kurban olup olmayacağımıza dair bir his içimizi kemiriyordu. New York’ta son yirmi 24 saat içinde katil yeni bir cinayet işlememişti. Ancak bu işlemeyeceği anlamına gelmiyordu.

Ertesi sabah FBI’ın New York’taki binasına gittiğimiz zaman katilin izini yeniden bulduklarını ve bir operasyon düzenleneceğini öğrendik. Operasyonun düzenleneceği saatte üzerimizde, çelik yeleklerimizle beraber bekliyorduk. Metruk bir binanın, uğursuzluk kokan havasında kötü bir şeyler olacağına dair bir his içimde uyanmıştı. Binanın etrafını sardıktan sonra içeriye girdik. Scully, iki veya üç adım arkamdan geliyordu. Birden “Beni mi arıyorsunuz, hahaha!” diye bir ses duyunca ikimiz de sesin geldiği yöne doğru dönüp baktık. Bir gölge yavaş adımlarla bize doğru yaklaşıyordu. Olanca gücümle “FBI! Silahlıyız! Seni uyarıyoruz, olduğun yere yat!” diye bağırdım. Adam uyarımı görmezden gelerek yürümeye devam etti ve bir anda yok oldu! Birkaç saniye geçtikten sonra Scully’nin tam arkasında belirdi ve gülerek, nerede sakladığını bile anlamadığım bir silah çıkardı. Tam Scully’ye doğru ateş edecekken ileriye doğru atıldım ve kurşun bacağıma saplandı. Olduğum yere yığılıp kaldım. Scully refleks olarak boşluğa ateş etmeye başladı ama adam tekrardan yok olmuştu. Scully yardım istemek için birkaç adım atınca birden tepemde belirdi ve alnımın tam ortasına tek el ateş etti. Etraf birden karardı.

BÖLÜM 3

Sabah kulağıma gelen alarm sesiyle uyandım. 07.06’yı gösterdiğini görünce kalkıp hazırlanmaya başladım. İçimde, normalde hiç hissetmediğim bir tuhaflık vardı. Son günlerde yaşadığım bazı olaylar ile alakalı olduğunu düşünerek aceleyle evden çıktım. Dışarda günlük güneşlik bir mayıs sabahı vardı.
Gözlerim güneşten kamaşınca, güneş gözlüğümü takmak için elimi cebime soktuğum sırada beni izleyen bir çift göz fark ettim. Dudaklarını oynattığına dikkat ettim ama pek fazla umursamamaya çalışarak arabaya bindim ve büroya gittim.

Scully benden daha önce gelmiş ve Müdür Yardımcısı Skinner’ın odasında olduğuna dair bir not bırakmıştı. Aceleyle odadan çıkarak asansöre bindim ve Müdür Yardımcısı’nın odasına gittim. Odadan içeri girmeden önce sanki bugünü daha önce yaşadığıma dair içimde bir his uyandı. Déjà vu yaşadığıma neredeyse emin olarak Müdür Yardımcısı’nın odasından içeriye girdim. İçeride Skinner, Scully ve daha önce tanıştığıma neredeyse emin olduğum bir adam oturuyordu. Müdür Yardımcısı içeriye girdiğimi görünce, “Gelin Ajan Mulder. Biz de sizi bekliyorduk.” dedi.

Uzun toplantı masasının başında oturan Skinner’ın yanına oturdum. Karşımda neden bu kadar geç kaldığımı sorgulayan gözlerle Scully ve konuşmaya başlamak için can atan adam bana bakıyordu. Skinner sandalyeye yerleştiğimi görünce: “Sizi tanıştırayım. New York’tan özel ajan Joseph Phillips.” dedi. Daha önce tanıştığıma neredeyse emin olduğum bu adamın adını ilk defa duyuyordum.

“Ajan Mulder, sizinle daha önce tanışmamıştık. Bu tanışma faslını doğrudan geçip konuya girmek istiyorum. Yaklaşık 3 yıldır bir katilin peşindeydik. Bu katil bir tür hayalet gibi işlediği cinayetlerden sonra hiçbir şey olmamış gibi elini kolunu sallayarak olay yerinden uzaklaşıyor. Güvenlik kamera kayıtlarında bir an varken, sonraki anda yok oluyor. Aylarca peşinden koştuğumuz, yakalamaya çok yaklaştığımız halde son anda hep elimizden kaçtı. Ancak işlediği son cinayetlerden sonra yakalamamız için üstten çok fazla baskı görmeye başladık. Adam, O’nun yerinin tespit eden ve yakalamaya en fazla yaklaşan iki başarılı ajanımızı öldürdü. Sizin uzmanlık alanınız paranormal olaylar olduğu için sizden yardım istiyoruz.”
“Adamın bir fotoğrafı, kimlik bilgisi var mı?”
“Hepsi var. Kimlik bilgilerinden ve diğer kayıtlardan adamın son 12 yıldır neredeyse yaşamadığını tespit ettik.”
“Neredeyse yaşamadığı kanısına nasıl vardınız?”
“Üzerine kayıtlı hiçbir fatura yok. Banka hesabı yok. Ehliyeti en son 12 yıl önce son bulmuş ve tekrar yenilenmemiş bile. İmza attığı hiçbir yer yok. Tek bildiğimiz adı ve soyadı.”
“Bu adamın hala New York sokaklarında olduğuna emin misiniz?”
“Neredeyse eminiz. Çünkü New York haricinde hiçbir yerde ‘avlanmayı’ tercih etmiyor.”
“Sizin 3 yıldır yakalayamadığınız bir katili benim yakalayabileceğim kanısına nasıl vardınız?”
“Ajan Mulder, FBI’daki profil çıkartma konusundaki başarılarınızı biliyoruz. Daha önce de dediğim gibi paranormal olaylar sizin uzmanlık alanınız. Bu konuda, Müdür Yardımcısı Skinner da, sizin, bize yardımcı olabileceğinizi söyledi.”
Bu noktada Skinner söze karışma ihtiyacı hissetti: “Ajan Mulder, Ajan Scully ile beraber New York’a gidip bu katilin yakalanmasına yardımcı olmanızı istiyorum.”
“Efendim, bu adamı yakalayıp yakalayamayacağımızı bilmiyorum ancak New York’a gideceğiz.”

Odadan çıktığımız zaman kafamın bir şeylere takılı olduğunu anlayan Scully bana doğru dönüp baktı ve “Bir sorun mu var Mulder?” diye sordu.
“Daha önce hiç o olayı yaşamadığın halde yaşamış gibi bir hisse kapıldın mı?”
“Déjà vu’dan mı bahsediyorsun?”
“Evet, kesinlikle.”
“Mulder, hayatımız neredeyse bütün gün aynı olaylarla geçiyor. Böyle hissetmen normal.”
“Hayır, bahsettiğim şey bu anları yaşadığım halde ayrıntıları hatırlayamıyor oluşum.”
“Bence son günlerde yaşadığımız olaylar seni biraz fazla etkilemiş.”

O gün akşam uçağıyla New York’a vardık. İnsanların çoğu olan bitenden habersiz günlük hayatın seyrine devam ediyordu. Ancak bu insanların, hatta belki de bizim, bir sonraki kurban olup olmayacağımıza dair bir his içimizi kemiriyordu. Tam bunu düşündüğüm anda gerçekten bir sonraki kurbanın Scully veya benim olabileceğim düşüncesi aklımı ele geçirmeye başladı. New York’ta son yirmi 24 saat içinde katil yeni bir cinayet işlememişti. Ancak bu işlemeyeceği anlamına gelmiyordu.

Ertesi sabah FBI’ın New York’taki binasına gittiğimiz zaman katilin izini yeniden bulduklarını ve bir operasyon düzenleneceğini öğrendik. Operasyonun düzenleneceği saatte, üzerimizde çelik yeleklerimizle beraber bekliyorduk. Metruk bir binanın, uğursuzluk kokan havasında kötü bir şeyler olacağına dair bir his içimde uyanmıştı. Binanın etrafını sardıktan sonra içeriye girdik. Scully, iki veya üç adım arkamdan geliyordu. Birden “Beni mi arıyorsunuz, hahaha!” diye bir ses duyunca ikimiz de sesin geldiği yöne doğru dönüp baktık. Bir gölge yavaş adımlarla bize doğru yaklaşıyordu. Olanca gücümle “FBI! Silahlıyız! Seni uyarıyoruz, olduğun yere yat!” diye bağırdım. Adam uyarımı görmezden gelerek yürümeye devam etti. İçimden bir ses tek bir adım daha atarsa ateş etmemi söylerken adam bir anda yok oldu! Birkaç saniye geçtikten sonra Scully’nin tam arkasında belirdi ve gülerek, nerede sakladığını bile anlamadığım bir silah çıkardı. Tam Scully’ye doğru ateş edecekken ileriye doğru atıldım ve kurşun bacağıma saplandı. Olduğum yere yığılıp kaldım. Scully refleks olarak boşluğa ateş etmeye başladı ama adam tekrardan yok olmuştu. Scully yardım istemek için birkaç adım atınca birden tepemde belirdi ve göz göze geldik. En son hatırladığım adamın gözlerinin, sabah beni izleyen gözlere ne kadar çok benzediğiydi. Adam, gözlerinde vahşi bir ifadeyle alnımın tam ortasına tek el ateş etti. Etraf birden karardı.

BÖLÜM 4

Sabah kulağıma gelen alarm sesiyle uyandım. 07.06’yı gösterdiğini görünce kalkıp hazırlanmaya başladım. İçimde, normalde hiç hissetmediğim bir tuhaflık vardı. Son günlerde yaşadığım bazı olaylar ile alakalı olduğunu düşünerek aceleyle evden çıktım. Dışarda günlük güneşlik bir mayıs sabahı vardı. Gözlerim güneşten kamaşınca, güneş gözlüğümü takmak için elimi cebime soktuğum sırada beni izleyen bir çift göz fark ettim. Gözleri daha önce de gördüğüm birinin gözlerine benziyordu. Dudaklarını hızla oynattığına dikkat ettim. Normalde pek fazla umursamadan arabaya binip giderdim ancak adamın bana bir şeyler anlatmaya çalıştığını fark edince yanına gittim. Herhangi bir sorun olup olmadığını sorduğumda, fısıltı halinde ve hiç durmadan “Tempora mutantur et nos mutamur in illis.” (Zaman değişir, biz de onunla birlikte değişiyoruz.) ve “Omnes vulnerant, ultima necat” (Hepsi yaralar, sonuncusu öldürür.) dediğini fark ettim. Dedikleri benim için bir anlam ifade etmiyordu. Yanından ayrılarak arabaya bindim ve büroya gittim.

Scully benden daha önce gelmiş ve Müdür Yardımcısı Skinner’ın odasında olduğuna dair bir not bırakmıştı. Aceleyle odadan çıkarak asansöre bindim ve Müdür Yardımcısı’nın odasına gittim. Odadan içeri girmeden önce sanki bugünü daha önce yaşadığıma dair içimde bir his uyandı. Déjà vu yaşadığıma neredeyse emin olarak Müdür Yardımcısı’nın odasından içeriye girdim. İçeride Skinner, Scully ve nereden tanıştığımı hatırlamadığım halde, adını anımsadığım Ajan Joseph Phillips oturuyordu. Müdür Yardımcısı içeriye girdiğimi görünce, “Gelin Ajan Mulder. Biz de sizi bekliyorduk.” dedi.

Uzun toplantı masasının başında oturan Skinner’ın yanına oturdum. Karşımda neden bu kadar geç kaldığımı sorgulayan gözlerle Scully ve konuşmaya başlamak için can atan Ajan Phillips bana bakıyordu. Skinner sandalyeye yerleştiğimi görünce: “Sizi tanıştırayım.” dedi. Skinner’ın sözünü keserek, “Ajan Joseph Phillips” dedim.

“Ajan Mulder, beni tanıdığınızı bilmiyordum çünkü sizinle daha önce tanışmamıştık. Aslında bu tanışma faslını doğrudan geçip konuya girmek istiyorum. Yaklaşık 3 yıldır bir katilin peşindeydik. Bu katil bir tür hayalet gibi işlediği cinayetlerden sonra hiçbir şey olmamış gibi elini kolunu sallayarak olay yerinden uzaklaşıyor. Güvenlik kamera kayıtlarında bir an varken, sonraki anda yok oluyor. Aylarca peşinden koştuğumuz, yakalamaya çok yaklaştığımız halde son anda hep elimizden kaçtı. Ancak işlediği son cinayetlerden sonra yakalamamız için üstten çok fazla baskı görmeye başladık. Adam, O’nun yerinin tespit eden ve yakalamaya en fazla yaklaşan iki başarılı ajanımızı öldürdü. Sizin uzmanlık alanınız paranormal olaylar olduğu için sizden yardım istiyoruz.”
“Adamın bir fotoğrafı, kimlik bilgisi var mı?”
“Hepsi var. Kimlik bilgilerinden ve diğer kayıtlardan adamın son 12 yıldır neredeyse yaşamadığını tespit ettik.”
“Neredeyse yaşamadığı kanısına nasıl vardınız?”
“Üzerine kayıtlı hiçbir fatura yok. Banka hesabı yok. Ehliyeti en son 12 yıl önce son bulmuş ve tekrar yenilenmemiş bile. İmza attığı hiçbir yer yok. Tek bildiğimiz adı ve soyadı.”
“Bu adamın hala New York sokaklarında olduğuna emin misiniz?”
“Neredeyse eminiz. Çünkü New York haricinde hiçbir yerde ‘avlanmayı’ tercih etmiyor.”
“Sizin 3 yıldır yakalayamadığınız bir katili benim yakalayabileceğim kanısına nasıl vardınız?”
“Ajan Mulder, FBI’daki profil çıkartma konusundaki başarılarınızı biliyoruz. Daha önce de dediğim gibi paranormal olaylar sizin uzmanlık alanınız. Bu konuda, Müdür Yardımcısı Skinner da, sizin, bize yardımcı olabileceğinizi söyledi.”
Bu noktada Skinner söze karışma ihtiyacı hissetti: “Ajan Mulder, Ajan Scully ile beraber New York’a gidip bu katilin yakalanmasına yardımcı olmanızı istiyorum.”
“Efendim, bu adamı yakalayıp yakalayamayacağımızı bilmiyorum ancak New York’a gideceğiz.”

Odadan çıktığımız zaman kafamın bir şeylere takılı olduğunu anlayan Scully bana doğru dönüp baktı daha bir soru bile sormadan: “Daha önce hiç o olayı yaşamadığın halde yaşamış gibi bir hisse kapıldın mı?” dedim.
“Déjà vu’dan mı bahsediyorsun?”
“Evet, kesinlikle.”
“Mulder, hayatımız neredeyse bütün gün aynı olaylarla geçiyor. Böyle hissetmen normal.”
“Hayır, bahsettiğim şey bu anları yaşadığım halde ayrıntıları hatırlayamıyor oluşum. Hatta sözünü kesmeseydim bana bir sorun olup olmadığını soracaktın.”
“Evet, aslında onu soracaktım. Bence son günlerde yaşadığımız olaylar seni biraz fazla etkilemiş.”

O gün akşam uçağıyla New York’a vardık. İnsanların çoğu olan bitenden habersiz günlük hayatın seyrine devam ediyordu. Ancak bu insanların, hatta belki de bizim, bir sonraki kurban olup olmayacağımıza dair bir his hem Scully’nin, hem de Ajan Phillips’in içini kemiriyordu. Onlar bunu düşünürken ben bir sonraki kurbanın ben veya Scully olacağına neredeyse emindim.

Ertesi sabah FBI’ın New York’taki binasına gittiğimiz zaman katilin izini yeniden bulduklarını ve bir operasyon düzenleneceğini öğrendik. Operasyonun düzenleneceği saatte üzerimizde çelik yeleklerimizle beraber bekliyorduk.
Scully’ye doğru dönerek “Burada bir operasyon düzenlenen bir operasyona katıldığımı da daha önce yaşamış gibiyim.” dedim.
“Bu da mı Déjà vu?”
“Evet. Bu anı, sanki daha önce birden fazla kez yaşamış gibiyim. İçeriye girdiğimiz zaman sen birkaç adım arkamdan yürü.”

Binanın etrafını sardıktan sonra içeriye girdik. Scully dediğimi dinlemişti. İki veya üç adım arkamdan geliyordu. Yavaş yavaş ilerlerken içimden bir ses durmamı söyledi. Birden burdum ve aynı anda “Beni mi arıyorsunuz, hahaha!” diye bir ses duyduk. İkimiz de sesin geldiği yöne doğru dönüp baktık. Bir gölge yavaş adımlarla bize doğru yaklaşıyordu. Olanca gücümle “FBI! Silahlıyız! Seni uyarıyoruz, olduğun yere yat!” diye bağırdım. Adam uyarımı görmezden gelerek yürümeye devam etti. Bir an adamla göz göze geldik ve adam son adımını atmadan önce sabah Latince sözler tekrarlayan adamın gözlerini anımsadım, neredeyse aynı kişilerin gözleri olduğuna yemin edebilirdim. Hızlıca “Tempora mutantur et nos mutamur in illis.” dedim. Bir an için afallayan adam, adımını atacağı sırada durdu ve ben de hemen tetiğe bastım. Kurşun tam adamın kalbini buldu. 3 yıldır aranan katil kanlar içinde yere yığılırken koşarak yanına eğildim. Katil son nefesini vermeden önce “Omnes vulnerant, ultima necat, bu sözleri nereden biliyorsun, senin de ikinci bir şansın olmamalıydı.” dedi.

BÖLÜM 5

Zaman saniyeler halinde hızla geçmeye devam ediyor. Saniyeler de dakikaları ve saatleri oluşturmaya devam ediyor. Geçip giden saatler, insanın gerçekten de hayattaki yolunu belirleyip, bir yandan da hayatın sonuna yaklaştırıyor. İkinci bir şans ile hayatımdaki bu yolu durup inceleme fırsatı buldum. Yaşadığımız her şeyin, neden olduğunu düşündüm. Geçip gitmeden önce her saniyenin değerini tarttım ve pişmanlık duyacağım şeyleri yapmadan önce tekrar düşünüp başka seçenekleri gördüm. Bana verilen bu ikinci şans sayesinde.

Yorum...
Okuyun okuyun bir yerlere varın sözü bence artık etkisini yitirdi.!!!!!!!!!
Bugün kızım erkek eline bakmasın.
Oğlum iyi yerlerde okusun kimseye muhtaç olmasın diye eğitime onca para veriyorlar.
Sonuç kız okuyor üniversite mezunu kendini gelistirmis evde kocasını bekliyor.. Üniversite okumuş kendini geliştirmiş fakat işini sağlama alamadığı için bir erkek ne doğru dürüst askere gidebiliyor ne de evlenebiliyor...
Ama garip olan ne biliyor musunuz? Şu etrafımda donanımsız o kadar insan devlette kadroda parasını aliyor. Okuyan az da olsa belli bir donanıma sahip insana ise uzmanlık şu bu, resmen okuyana ceza okumayana ödül veriyorlar.... En kötüsü insan çocuğunu sanayiye bile veresi geliyor okuyan bir şey mi oluyor mantığı!( sanayi kötü bir yer olduğu için değil eskiden 10 yaşına gelince verirlermiş ya ustaya eğitim olmadan) .
Çünkü bir çocuk, doktor mimar avukat ilahiyat okumadiktaan sonra bir yere gelemiyor.. hal böyle olunca veliler çocukların üzerine çok gidiyor çünkü sistem öyle ve insanları buna itiyor. ve sinav her yil değişiyor geçen sene binbir zorlukla girdikleri okullara şimdi sırf evi yakın diye gidecek çoğu öğrenci. o çocuk gecen sene yaptığı çalışmaya mi yansın gidemediği tatile mi? Hal böyle iken bile sıkıntı yokmuş gibi liseyi bitirip üniversite sınavına oradan kpss oradan uzmanlık sınavı oradan mülakat neden mi alışılmışlık...
Inanın 24 yaşımdayım daha neye yeteneğim olduğunu bilmiyorum.. Tek yeteneğim soru çözmek galiba yani eğitim felaket olmuş durumda. Ama bu yeni olan bir şey değil bundan 30 sene önce nasılsa hala da öyle ilerletemedigimiz tek şey bence...

Hüseyin K, bir alıntı ekledi.
09 May 23:07 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Bugün İslâm'a neler ve neler borçlu olduğumuzu bilmek, kesinlikle bir tarihçinin uzmanlık alanı, bir meraklının hobisi veya bir hayalperestin zevki meselesi değildir. Tam aksine mutlu bir geleceğin kurulması için çırpınan, çabalayan ve fikirler üreten herkesin, ama herkesin görevidir.

İslam'ın Vadettikleri, Roger Garaudyİslam'ın Vadettikleri, Roger Garaudy
Mehmet Y., Osmanlı İmparatorluğunda Alman Nüfuzu'yu inceledi.
 09 May 21:29 · Kitabı okudu · 3 günde · 9/10 puan

Her ne kadar bugüne kadar 1.183 kitap okumuş olmak bana 'hiç bir şey katmamış' ve halime 'yazık' ise de 1.184.cüyü de okumuş bulundum. :)))

Osmanlı İmparatorluğunda Alman Nüfuzu, İlber Ortaylı'nın 1983 yılındaki doktora tezi. Kronik Kitap yeni baskısını yapmış. kitap, hocanın uzmanlık alanı olan 19. asır Türkiye'sini merkezde tutuyor ve Alman etkisinin bariz bir şekilde hissedildiği II. Abdülhamid ve İttihat Terakki dönemlerini ele alıyor. Kitap, hem bir akademik kaynak hem de başarılı bir dönem anlatımına sahip. Tam bir referans eser niteliğinde.

Kitapta Alman İmparatorluğunun kuruluşu, büyümesi, emelleri... Osmanlı ile yollarının kesişmesi, Osmanlı coğrafyasında ve devlet erkanı ile aydın zümresinde, hatta bütün bir İslam aleminde Almanya algısı işleniyor. Özellikle demiryolu ve askeri alandaki çalışmalar, gerçek bir tarihçi kimliği ile işlenmiş. Ciddi ve önemli bir eser. Zaten yaklaşık 35 yıldır önemli bir kaynak kitap olarak varlığını sürdürüyor.