uzra

Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
9/10
·143 syf.·
2022 42. kitabı
Tanrı’ya Dair İki bölümden ibaret kitabın ilk bölüm önermeleri, Tanrının varlığı, zuhur eden sıfatları kapsayışı üzerine önermeler içeriyor ve Ethica’nın Töz’ünü, okuyucu dimağında pekiştirme adına kuvvetli kanıtlar sunuyor. Tanrı varlığına ilişkin 1’inci bölüm önermelerindeki akıcılık ve ispatlar mükemmel nitelikte. Bununla birlikte; Zihnin Doğası ve Kökeni Üzerine ispatlar içeren 2’nci bölüm önermeleri sizi sıkabilir. Lakin bu önermeleri okurken günümüz tıbbının ve psikanaliz biliminin geldiği noktadan hareket etmek haksızlık olacaktır. “Gösterilmek İstenilen Şey’in Tam Olarak Bu” olduğunu izah etme gayreti, kendi gerçekliğini burnunun dibine kadar sokarak, kimi zaman yalvarış kokan satırlar ile “Ne olur beni anla” çırpınışı... Kendini evrenin merkezinde gören ve var olanı, varlığının devamı için hizmetine sunulmuş nimet olarak nitelendiren bizlerin, kalkmış totoşunu naçar bir gayretle makul seviyeye indirememenin verdiği başarısızlık hissinin ve omuzlardaki çöküşün ispatı niteliğindeki satırları okurken hüzünlenmemek elde değil. Bu çaresizlik ile 45’i görmek mucize olsa gerek... Sabahtan akşama aç bırakılmış bebenin, memeyi görür görmez nefes almadan emcüklemesi tarzında bir çırpıda okumaktan ziyade, dingin bir ruh hali ile hazmederek sindirmenizi öneririm. Okunur mu? Bence okunmalı; ama alacak parası olmayan fakirlerin Ethica’nın üzerinden bir kez daha geçmeleri de yeterli olacaktır.
Tanrı'ya DairBaruch Spinoza · Gece Kitaplığı Yayınları · 202166 okunma
10/10
·115 syf.·
2022 41. kitabı
Mitlerin Kısa Tarihi Mükemmel... Felsefe merakı olan her okuyucunun-öncelikli olarak- kaynak niyetine, başucunda bulundurması gereken çok kıymetli bir eser. Alanında, rüştünü defaatle ispat etmiş olan Armstrong, bu eserinde de kaliteden ödün vermemiş. Kitap; ölüm bilincinin zuhur olduğu neandertal atalarımızdan günümüze değin varlığını sürdürmekte başarılı olabilen mitolojinin, dönemsel olarak keskin kırılmalara maruz kalmış olsa da; her uhrevi inancın temeline konumlanmasını mükemmel bir şekilde özetliyor. Özellikle, neolitik çağdan eksenel çağa geçiş sürecini Gılgamış’ın ölümden kurtulmak için naçar kalışı neticesinde sancılı olsa da başarılı bir manevra ile atlatabilmiş ve 15’inci yy.a değin logos ile barışık bir şekilde yaşayabilmiş olması takdire şayan. Bu hayatta kalma başarısı oldukça önemli. Zira bu sayede, Batının son 500 yıldır Tanrı’yı günlük yaşama ve tabiat olaylarına müdahil olmaktan çıkarıp, yarattıklarını bir köşeden izlemekle yetinen töze dönüştürmesine rağmen ayakta kalabildi. Neticede bilimdeki saf materyalizmin, ölüm sonrası yokolmayışa attığı sayısız kazık sayesinde tekrar palazlandı; bilmenin emsalsiz çaresizliğinde -kemoterapik bir çözüm olarak- sosyolojinin merkezine doğru emin adımlarla ilerlemeye başladı. Peki bundan sonra ne olacak? Öncelikle, mitin din dışı bir ortamda ele alınması-yakın bir gelecekte de -asla mümkün olmayacak gibi görünüyor. Ancak; yeterince uzun yaşamanın sırrına kavuşma ereğine varıldığında ve yeterince uzun ile ebediyet arasındaki kavram çizgisi belirginliğini yitirdiğinde, mitosun tarih kitaplarındaki yerini alacağı kanaatindeyim. Kim bilir? Belki o günler gelmeden, Yecüc -Mecüc tünelin ışığını çoktan görmüş olur. Okunur mu? Okumamak, çok büyük bir kayıp olur.
Mitlerin Kısa TarihiKaren Armstrong · Alfa Yayıncılık · 2014594 okunma
Puan vermedi·190 syf.·
2022 44. kitabı
Teneke Her istediği araziye ekenek yapmasına izin verilmeyen çeltikçi tayfasınca ketenpereye getirilen, burnundan çiçekli kaymakamın, kıçına baka bak kasabayı terk etmesi... Bu hazin sona şaşırdım desem yalan olur. Memleketin yokluk yıllarında, kırsalda yaşayan ahaliye zulümdeki başat mevzu olan feodalitenin, yarı legal eşkıyalığını, çene gıcırdata, gıcırdata kaleme almakta nirvana yapmış olan Yaşar Kemal’den farlı bir şey beklemek; eşyanın tabiatına aykırı olurdu zaten. Tüm hayatını, bu sömürü düzenini kaleme almakla harcayan Yazar’ı kabrinden çıkarıp Adana sokaklarında bir tur attırsaydık; ömrünü beyhude bir çaba için harcadığını görüp, kahrından koşa koşa toprağa geri girerdi. “Aha inanmıyorsan bu dayıya sor” Neyse. Gözlem alanının dar olması hasebiyle her kitapta aynı pilavı servis ediyor olsa da; öyküdeki karakterleri fiziki olarak gözünüzde canlandırabilmenizi sağlayacak derecede üstün betimleme ve tasvir yeteneği olduğunu da belirtmem gerek. İlave olarak belirteyim; Yılanı Öldürseler’i okuduktan sonra, küp şekere tövbe eder gibi Yaşar Kemal ile vedalaşmak üzere iken, bu kitabı okumak iyi geldi bana. Yukarıda da belirttiğim gibi; feodal külte karşı gelişebilen başkaldırıların tamamına hüzünlü bir son bulabilen Üstadın, kısa hikaye tadında 100 sayfalık bu eserini bir çırpıda okuyacağınıza eminim. Okunur mu? Okunur...
TenekeYaşar Kemal · Milliyet Yayınları · 197812,4bin okunma