"kadın, o gece yine düşünmeden söylenen sözlerin çivi gibi saplandığı yüreğine ağladı. nefesi kesildi. nefes alamadı bir anlığına olsa da. düşünceler bu kadar mı boğardı insanı? döndü, baktı geçmişe. tüm bunları kendime neden yaptım, neden izin verdim olmasına diyip saatlerce ağladı o gece de. kimse kırıldığını anlamamıştı. onlar mı kördü yoksa o mu göstermedi kırıklarını bilinmez ama o kırık, yaralı kadın; bir kez dahi olsun anlaşılmak istemişti. gözyaşlarını kimse görmedi, göstermedi belki ama kimse hissetmedi ki zaten. o en çok hissedilmeye muhtaçtı aslında. çok acı çekmişti. 'unuttum' demişti. ama kalp yarası ya bu, unutsan ne fayda? unutturmaz ki. geçmez hiç. canı yandığında kimse anlamasın diye gülümsedi. ama sözlerin karnına bir yumruk gibi sağlandığını kimse bilmedi. hissetmedi. anlayamadı. gözlerinden yaşlar döküldü. sonra kendi kendine 'sen bunları mı atlatamayacacaksın? biz daha kötülerin gördük.' dedi. ama sonra anladı ki artık tüm bunlara dayanacak zerre kadar gücü kalmamıştı. ve kadın, o gece bütün çığlıklarını içine gömüp sustu. çünkü vakit artık susma vaktiydi."