Vâbeste-i mâî, vâreste-i siyâh
Şâyeste denilse bana bir haste-i ümmîd Ümmîd ile zîrâ geçiyor ân-ı şebâbım Lâkin, yaşamak!.. Âh! Bu da vâbeste-i ümmîd Tev’em gibidir aşk ile ümmîd, beşer âh! Her derdi devâsıyla verir Hazret-i Allâh... - Ahmed Cemîl Bey
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Bugün anâsır-ı İslâm’ı bir denî cereyan Sürüklüyor ki: Bakın nerden eyliyor nebean. Felâketin başı, hiç şüphe yok, cehâletimiz; Bu derde çâre bulunmaz—ne olsa—mektepsiz. Ne Kürd elifbeyi sökmüş, ne Türk okur, ne Arab; Ne Çerkes’in, ne Lâz’ın var bakın, elinde kitab! Hülâsa, milletin efrâdı bilgiden mahrûm. Unutmayın şunu lâkin: «Zaman: Zamân-ı ulûm!» Zaman zamân-ı ulûm olmasaydı böyle, yine, -Kemâl-i şevk ile mâdem atılmışız dîne- Okur yazar olacaktık sıyâneten dîni: Onun maârife vâbeste, çünkü temîni. Zavallının yüzü yok cehle, anlaşılmadı mı? Demek ki: Atmalıyız ilme doğru ilk adımı.” (Fatih Kürsüsünde, 243)
RİSALE-İ NUR HAKKINDA YENİ BİR ÇALIŞMA: FÜYÛZÂT-I NURİYE "Nurani Müdafa İlmî Araştırma Heyeti" tarafından Risale-i Nur eserleri hakkında "Füyûzât-ı Nuriye 1" isimli Füyûzât-ı Nuriye serisinin ilk kitabı olan yeni bir tasnif çalışması hazırlandı. Çalışmanın içeriğini de muhtevî Takdim kısmında şu ifadeler yer aldı: Cümle tahiyyât, ol Hâkim-i Ezel ve Hakîm-i Ezelî ve Rahmân-ı Lemyezelî’ye elyaktır ki: Bizi Kur’ân-ı Azîmüşşan’ın hidâyetiyle serfiraz, iman-ı tahkikînin nurlarıyla tenvir ve Risale-i Nur’un füyûzâtıyla istifaza ettirmiştir.Salavât-ı bînihaye, ol Server-i Kâinat ve Fahr-i Âlem Aleyhissalâtü Vesselâm’a hediye olsun ki: Kur’ân-ı Hakîm’i ümmetine beyan ederek, her asırda onun nurlarından feyizler alacak talebeler yetiştirdi.Risale-i Nur, bu asırda Kur’ân’ın nuranî bir tefsîri, dalâlet zulümâtını dağıtan parlak bir bürhan, imanı kurtaran kudsî bir rehberdir. Üstâd Bediüzzaman Said Nursî, bu külliyatta iman hakikatlerini aklî ve kalbî hüccetlerle en vâzıh bir sûrette beyan etmiştir. Üstâd Bediüzzaman bir mektubunda şöyle der: "...vazifem bitmiş gibi bana geliyor. Sizin vazifeniz devam ediyor. Ve inşâallah vazifeniz şerh ve izahla ve tekmil ve tahşiye ile ve neşir ve talim ile, belki Yirmi Beşinci ve Otuz İkinci mektubları te'lif ile ve Dokuzuncu Şua'nın Dokuz Makamını tekmil ile ve Risale-i Nur'u tanzim ve tertib ve tefsîr ve tashih ile devam edecek." [¹] Bu ifadelerden de anlaşılacağı üzere muhtelif hizmet-i Nuriye mevcûttur. Lâhikalarda ifade edildiği üzere; "Evet Risale-i Nur size mükemmel bir me'haz olabilir. Ve ondan erkân-ı imaniyenin her birisine, meselâ Kur'ân kelâmullah olduğuna ve i'cazî nüktelerine dair müteferrik risalelerdeki parçalar toplansa veya haşre dair ayrı ayrı bürhanlar cem' edilse ve hâkeza, mükemmel bir izah ve bir
1000Kitap
Denizlerden, dağlardan, ovalardan güneş ve yağmur toplayıp yüreklere serpenlerin şefkâtine hayranım. Yorgun, hasta ve zalim çağın ortasında dinç kalabilenlerin gayretine ve teslimiyetine hayranım. Hayranlığım, insanın sûretine vâbeste değil. Sözün kısası, gözüme değil gönlüme güzel görünene hayranım. Gönlüm ki iyilik ve sevgiden besleniyor. İpek Acar Sert
Duygu ve Düşünce
Ne irfandır veren ahlâka yükseklik, ne vicdandır; Fazîlet hissi insanlarda Allah korkusundandır. Yüreklerden çekilmiş farz edilsin havfı Yezdân’ın... Ne irfânın kalır te’sîri kat’iyyen, ne vicdânın. Hayat artık behîmîdir ... Hayır ondan da alçaktır; Ya hayvan bağlıdır fıtratla, insan hürr-i mutlaktır . Behâim çıkmaz amma hilkatin sâbit hudûdundan, Beşer hâlâ habersiz böyle bir kaydın vücûdundan! Meğer kalbinde Mevlâ’dan tehâşî hissi yer tutsun... O yer tutmazsa hiç ma’nâsı yoktur kayd-ı nâmûsun. Hem efrâdın, hem akvâmın bu histir, varsa, vicdânı; Onun ta’tîli: İnsâniyyetin tevkî’-i hüsrânı! Budur hilkatte cârî en büyük kânûnu Hallâk’ın: O yüzden başlar izmihlâli milletlerde ahlâkın. Fakat, ahlâkın izmihlâli en müthiş bir izmihlâl; Ne millet kurtulur, zîrâ ne milliyyet, ne istiklâl. Oyuncak sanmayın! Ahlâk-i millî, rûh-i millîdir; Onun iflâsı en korkunç ölümdür: Mevt-i küllîdir . Olur cem’iyyet artık çâresiz pâmâl-i istîlâ; Meğer kaldırmış olsun, rûh-i sânî indirip, Mevlâ. Evet bir ba’sü ba’del-mevte imkân vardır elbette... Bunun te’mîni, lâkin, bir yığın edvâra vâbeste! Mehmet Âkif Ersoy