Evet bulunmaz hint kumaşıyım (Sarı bezcim )başka sorun var mı ?
RUH İNCELİĞİ VE SANAT Ressam ve sanatkâr Rasim Soylu’ya, bir sohbet sırasında “Sanatın ruh inceliği ile ilgisi var mı?” diye sorulduğunda şu cevabı verdi: “Elbette. Mesela, Hitler güzel sanatlar okulunda sınava girmiş ama kazanamamış
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
​Dikiş tutmayan yaramı sarmaya mı geldin sevgilim Yoksa açık yarama tuz basmaya mı? Ellerimden tutup bu göçüğün altından çıkarmaya mı, Yoksa beni daha derine, en derine gömmeye mi? Penceremde mi açacaksın çiçekleri , Yoksa mezarımda mı ? ​Beni buralardan alıp götürmeye mi geldin? Yoksa umutlarımı, ümitlerimi kırmaya mı geldin? Beni kendinle var etmeye mi geldin, Yoksa sensizliğe bırakıp , bir avuç kül etmeye mi? ​Sahi be sevgilim... Sen niye geldin?
Saatler bana oyun oynuyor. Ya da zaman, onların kancasından paçayı kurtardı, gözlerini kapattı ve alabildiğine boşluğa kaçıyor. Bu yalnızca bir his değil. Göz göre göre ayaklarımın altından çekiliyor, farkediyorum. Ellerimi savuruyorum yakalamak için.. Bir kaç tüy yakalıyorum kuyruğundan... adımlarımı büyük büyük atıyorum, ona yetişmek için. Yalnızca bir avuç saati kalmış bir adamdan kaçılır mı? Zaten yoksul bir adam soyulur ? Neyim var ki çalıyor benden. Ey avcı! Zavallı, çelimsiz, hasta bir hayvan vurulur mu hiç? Ahlaksızlık değil mi bu ? Git ve yaşamın kanını emip semirmiş bir av bul. Şu dünya ne tuhaf. Soygunun bile bir namusu var. Hıyanetin bile bir duruşu, raconu var. Avcılığın, vahşiliğin bir ahlâkı var. Yaşarken çürüyen çok insan var. Bu eski dramını yitirdi, insanı ürkütmüyor? Peki n'çin Çünkü çürüyen kişi, çürüdüğünün, leş koktuğunun farkında değil. Bu durumdan ürken, bu kokuyu duyan, çürüyüşün farkında olan kişidir. Tipik bir söylem fakat ölüler, ölümden korkamazlar. Hatta tanımazlar bile onu. Ona yaşayan herkesten daha yabancıdılar. Yalnızca, yaşayanlar ve çürümeyenler korkarlar. Sözün başına dönecek olursak, İnsanlar, ölüye de ceset kokusuna da alıştı. Yaşarken çürüyenler kimsenin burun direğini kıramıyor. İşin temeline bakarsak, korkmanın birinci şartı, farkında olmaktır. Bilmek, farkında olmak, dehşeti uyandırır. Benim durumum da bu. Ben kendi gözleri önünde çürüyen bir cesedim. Bir elim yaşamın kaygan ellerine tutunmaya çalışırken diğer elim ölümün amansız pençesinde. Nefes almayı kessem de cesedimin kokusunu alıyorum. Gözlerimi kapatsam da etlerimden nasıl irin sızdığını görüyorum. Kim bu durumda aklını zapt edebilir? Kim adımlarını yönlendirebilir ? Kim aynada gözlerini tanıyabilir. Kim utanmaz bu ceset için bir kaç saat daha dilenmeye.....
Sakin, olaysız bir gün yaşamak istiyorum. Uyanayım erkenden dünya ile. Neyse o gün, ne kadarsa yaşansın. Bitsin sonra. Nasıl geçer bir ömür? Koskoca bir ömür? Geçtim hepsinden; kısa, küçük bir ân... Nasıl geçer düşünmeden, yaşanmadan? Oku bugünü, yorumla, not et, çevir bir dağın omuzlarına yatan günü. Devir bugünü. Rüzgar, usul usul okşuyor yaprakları. Melankolik bir ruhu var bu işin... Vazgeçiyorsun büsbütün, rüzgara kapılıp dağılıyorsun. Bir yaprak bile bütünse senden, sen ayrısın. Eksiksin. Bir daha hiç tamamlanamayacak kadar yarımsın şimdi. İyisi mi... İnce uzun bir cugara, kıyıya vuran ölü bedenler gibi uzanıyor parmaklarında. Ölgün, cılız bir aydınlık ufkunda, tütüyor. Yanıyorsunuz, kalkın! Sen yanmazsan ben yanmazsam... Fakat yanarsak kim kalır ardında? Kim?.. Nasıl yaşanır koskoca bir ömür, bir ân? Düşünmeden, yaşanmadan?.. İyisi mi... (Histerik bir çığlık) İyisi mi öl sen!
bir zamanlar kaybetmekten korktuğum bir şey vardı. artık ne olduğunu bile tam olarak hatırlamıyorum. bir eksiklik hissi var sadece. yarım kalan ve tam olarak yeri dolmayan bir boşluk. ama hissi yok oldu. korkusu, özlemi, yalnızlığı. hepsi kendiliğinden silindi. yeterli miktarda ağlama ve yeterli miktarda azar işitmeyle. kaybetmekten korkuyordum çünkü benim için değerliydi. aslında herkes için değerli sanıyordum. ama değilmiş. artık yok olmanın eşiğine geldi. geri almaya çalışırım sandım. tamamen yok olmasına izin vermem. ama sanırım olduğunu sandığım şeyle gerçekte olanın arasındaki uçurumu gördükçe sorgulamaya başladım. tam olarak neyi kurtarmam gerekiyor? gerçekte olanı mı, benim gözümde olanı mı yoksa diğerlerinin gözünde olanı mı? ve yeniden kendimi gerçekte olanla herkesin gördüğü ve benim gördüğümün aynı olduğuna inandırdığım anda yeniden koca bir yalan üzerine ilişki kurmadığımdan nasıl emin olacağım?