biz dosttuk; ve hayatta hicbir sey bunun yerini tutamaz. insani yiyip bitiren hicbir tutku, sessiz, ölçülü bir dostluğun gücüyle dokunduğu kişilere verdiği hazzı veremez. çünkü eğer dost olmasaydık, o sabah ormanda avda tüfeğini bana doğrultmazdin.
insan katlanmak zorundadir, isin butun sirri budur. kendi karakterine, kendi tabiatina katlanmak zorundadir; cunku ne tecrube ne de kendi eksikliklerine, sahsi menfaatlerine ve acgozlulugune dair icgoru bir sey degistirir. arzularimizin dunyada tam bir yankisi olmayisina katlanmak zorundayiz. sevdiklerimizin bizi sevmemesine ya da umdugumuz gibi sevmemesine katlanmak zorundayiz. insan ihanete, sadakatsizlige katlanmak zorunda;ve son olarak, ki bu butun gorevlerin en zoru, birisinin karakter ya da zeka yonunden kendisinden ustun olmasina da katlanmak zorunda.
insan önemli soruları sonunda daima bütün hayatıyla cevaplar. o esnada ne söylediğinin, hangi sözler ve prensiplerle kendini savundugunun bir önemi var mı? sonunda, en sonunda insan dünyanın ona öylesine inatla sorduğu soruları hayatının gerçekleriyle cevaplar. sorular şöyledir: sen kimsin? gerçekten ne istiyordun? gerçekten ne yapabiliyordun? nerede sadıktın, nerede sadakatsiz? nerede cesurdun, nerede korkak? sorular bu şekildedir ve insan elinden geldiğince cevaplar, doğru ya da yalan söyleyerek ama bu o kadar önemli değil. önemli olan, sonunda bütün hayatıyla cevap vermesidir.
odanda oturup içki içersin, çok içersin; bir de tatlı tütün. bazen biri gelir, fazla konuşmaz, o da içki ve tatlı tütün içer. okumak istersin ama bir şekilde kitabın içine de yağmur yağar; kelime anlamıyla değil ama buna rağmen gerçekten, harfler hiçbir şey ifade etmez, sadece yagmuru dinlersin. piyano çalmak istersin ama yağmur da yanına oturup seninle birlikte çalar. sonra kurak mevsim gelir dumanı tüten aydınlık hızla yaşlanırsın.