• “Gönüllerin arasında karanlık uçurumlar açan anlayışsızlık,sevgisizlik ve bunların doğurduğu felaketler merhamet cevherinden mahrum oluşun eseridir.”
  • “Bir makaradan çekilen iplik gibi bütün dünya emellerini, aleme ait bütün istekleri kendinden ayırıp kopararak terk edebilen insan mesuttur.”
    Nurettin Topçu
    Sayfa 67 - Dergah yayınları
  • “Affetmek ve edilmek,insan içindir.Ancak affın bir hovarda bahşişi olduğunu sanmak hatadır.”
  • “Zulmü yaratan, sevgisizliktir. Sevmeyen insan, her zaman canavarlığını yapabilen zalim bir varlıktır.”
  • -dünyam çöküyor, kendini yeniliyor-
    ...
    Çökmesine üzülmüyorum, zaten çökmüştü, üzüntüm kendini yeniden inşa etmesinden, üzüntüm güçsüzlüğümden, üzüntüm dünyaya gelmiş olmaktan, üzüntüm güneş ışığından.

    Kafka
  • Bireysellik ve hedonizmin rafa kaldırıldığı, evliliğin sadece üremek için yapılabildiği, eylemlerin her saniye tele ekran tarafından izlendiği bir korku toplumu distopyası... Parti menfaatleri dışında düşünmek, calışmak ve varolmak yasak... Aksi taktirde büyük birader tek tuşa basarak - sizin de buhar olmanıza sebep olabilir...

    Orwell’in 80 yıl önce yazdığı bu distopik romanın, günümüz toplumlarında birebir karşımıza çıkması sizce de tesadüf mü?

    Gizliliğin ve mahrem kabul edilen kavramların bugün tam tersini yaşıyoruz. Ellerimizdeki telefonlarla sürekli konum bildirme ve yaptığımız eylemi her saniye paylaşma hastalığına sahibiz. Ve mobese kameraları... her sokak ve her adımda gözlerini üzerimize diken gizli gözler...

    Bir bakıma suç ve şiddetin caydırılması açısından mükemmel bir keşif olsa da , kalabalıkların haksızlıklar karşısında eyleme geçme bilincini tamamiyle öldüren ve yok eden bir sistem...
    Henry bentham’ın gözetim kulesi Panoptikon’u bunu en iyi anlatan kuram olabilir. Mutlaka bakmalisiniz.

    Son olarak... Savaş barıştır, özgürlük köleliktir , bilgisizlik kuvvettir.

    Bir toplum gerceklerden ne kadar uzaklasirsa , gercegi söyleyenlerden o kadar nefret eder .
  • Fight Clup sonrası Palahniuk'un okuduğum ikinci kitabıydı ... Eminim birçoğumuz da benim gibi kitabın büyüsüne kapılıp , '' kesinlikle bu kitabında filmi çekilmeli'' diye hayıflanmıştır...

    Şişko , çirkin bir hizmetciyken, bir gecede ünlü bir ruhani lidere dönüşen , nesli tükenen creedish mezhebinin ''son müridi'' olmanın verdiği statü ile peygamberlik mertebesine adım adım ilerleyen Tender branson.... Onun gözünden , insanın topluma yabancılaşması , tv , moda ve popüler kültür çöplüğü arasında sıkışıp kalan insanın sayıklamalarına ortak olacağız...

    ''Kendimi, tanrının ajandasındaki görevlerden biri gibi hissediyorum. Karanlık çağlardan hemen sonra gelen rönesansı. her şeyin bir mevsimi vardır. Her trend, moda ve dönem için. dön dön dön."

    Peki popüler kültür nedir ? Varolmak için neden sürekli beğeni ve tüketim ihtiyacı duyarız ?
    Günümüzde instagram ,snapchat, periscope gibi uygulamalar tamamiyle narşizmimizi hedef alarak bizleri sanal bağımlılara dönüştürdü. İnstagram'da basit bir like almak , periscope'da canlı yayın yaparak kendini sergilemek , insanlar tarafından övgü dolu cümleler duymak . Tıpkı Nutella kavanozunu açtıktan sonra kocaman bir kaşık çikolata kremasını mideye indirirdikten aldığımız haz gibi ; beynimizde dopamin (ödül merkezi ) adlı hormonu harekete geçirerek '' evet başardın '' yess !! - şimdi bunu tekrar et ! telkinlerini duyuyoruz.

    Gerek sosyal medya gerekse bu tür uygulamalar , doğrudan zihnimize '' farkedilmek istiyorsan farklı ol ve bir şeyler yap '' düşüncesini empoze ederek , yığınları ellerinde telefonlar sokakta , cafelerde , tatilde , her yerde yayın yapan robotik nesneler haline dönüştürdü... Bir kaza olduğunda ya da bir kavga olduğunda müdahale etmek ya da ayırmak yerine , ellerinde son model telefonlar ile bunun yayınını yapan birileri görüyorsanız - kutlarız , siz de artık bu aptal çağın merkezindesiniz demektir ...

    Görülmeye , beğenilmeye ve en önemlisi sevilmeye ihtiyacımız var... Lacan'ın da dediği gibi - insan ötekinin arzusunu arayan ve ötekinin kalbinde tüneyecek yer arayan bir zavallıdır ... istediğimiz tek şey seyirci ve farkedilmek ... Ben'imiz için bunun dışında önemli hicbir şey yok... Ve daha korkunç olanı , bunun için yapamayacağımız şey yok...

    Palahinuk'un da dediği gibi ;

    Ormandaki bir ağacın devrilişini kimsenin duymaması gibi, İsa’nın çektiği acılara da kimse şahit olmasaydı, kurtulur muyduk? Kurtuluşun sırrı ne kadar dikkat çekebildiğinizde yatıyor. Ne kadar tanındığınızda. İzleyici oranınızda. Medyanın sizinle ne kadar ilgilendiğinde. Adınızın ne kadar bilindiğinde. Gazetecilerin peşinizden ne kadar koştuğunda. Şöhrette.

    Delilik çağına hoşgeldiniz... Kitap ilk yarısında ev ekonomisi hakkında hiç duymadığınız incelikte mesajlar sunarken , ikinci yarısında bambaşka bir dünyaya, sırtınıza pelerininizi geçirip uçmanızı sağlayacak... Aslında bir yandan geleceğin futurizmini gözler önüne sererken , diğer yandan aptallığımızı , zihnimizin telkinler ve bilincaltı mesajlar ile ne kadar kolay ele geçirilebildiğini ve en önemlisi hedonist, dürtüsel bir aptal yığını oluşumuzu yüzümüze yüzümüze vuracak...

    Fertily hollis ... çekici bir kadın ve en önemli özelliği geleceği görebilmesi. Biraz sonra olacak trafik kazası, kaç ölü kaç yaralı ... Metro kazası , alabora olan petrol tankeri vs vs...Herşey onun zihin süzgecine düşüyor.. Ve emir komutasında olan sanal peygamberimiz - tender brunson , menajeri tarafından ciddi bir diyete sokulur , steroid ilaçlar, sıkı beslenme programları, cilt bakım ürünleri ve onlarca estetik ameliyatla bambaşka birisine evrilir...

    Palahniuk bu gerçeği soğuk bir şekilde yeniden yüzümüze vuruyor...

    Enerjik, kitlesel ve dinamik bir lider istiyorlar. Kimse Çelimsiz bir Tanrı görmek istemiyor. Göğüs ve bel ölçüleri arasındaki farkın yetmiş beş santim olmasını istiyorlar. Büyük göğüs kasları, uzun bacaklar, çukur çene ve iri baldırlar istiyorlar. İnsanüstü bir şey görmek istiyorlar...

    Kitabın tadını çıkarın... Teşekkürler palahniuk :)