• 1907'den tarihe bakarsak Enver Paşa ''Eşkiyadır''. 1908'de ''Hürriyet Kahramı''. 1914'de ''Başkomutan vekili''.1918'de ''sürgün bir mağlup komutan''.1923'de ''vatan haini''.
  • İşçi Sınıfı Partisi (Vatan Partisi) 1954 ten 1957 seçimleri sonuna dek Modern (Finans - Kapital) ve Antika (Tefeci - Bezirgân) Parababalarının en aşağılık Bizantizm artığı ile karışık Derebeğice Faşizmine karşı dövüştü. Adım başında provokasyonlar, tuzaklar, baskılar, saldırılar, polis baskınları, Gangster Sendikacı komploları, köylü girişimlerine jandarma karakol işkenceleri ardı arası kesilmeksizin amansızca birbirini kovaladı.

    Bir avuç insanın göğüslerindeki inanç'tan ve beyinlerindeki bilinç'ten başka hiç kimsenin yardımı beklenmiyordu. Ödleklerin, provokatörlerle işbirliği yapan sık sık tepici panikleri normal karşılandı. Talebe Cemiyetlerinin Parti tabelâsında "Orak - Çekiç" keşfeden ihbarları, Siyasî Polisin bile bile "Öküzün altında buzağı arayışları", Sayın Savcıların polis direktiflerine pâye verişleri, Tarafsız hâkimlerin bir suç olmasa tahkikat açılmazdı yollu dâva açışları olağan şeylerdi.

    Sonunda oyunu bozan gene İktidar oldu. Parti'nin Seçim Kampanyasında gördüğü inanılmaz ilgi, Parababalarının "Sayım suyum yok" demelerine yol açtı. Kamyonlarla istenilen sandığa hâkim ilâmı alarak "oy atmıya" koşturulan bindirilmiş DP'li işsiz oy davarları, kırık şişe, taş, sopa, küfür yağdırmalarıyla kaldılar. Menderes'in son umudu, Seçimi kazanir kazanmaz Ankara'ya gelen Amerikan Dışişleri Bakanına bir siyasî kurban kesip, dolar dilenmekti. Bütün "Hür Basın"ın birinci sayfalarını, Dulles'ın yakışıklı boy resmi ile yanyana Gizli Komünist Partisinden yakalananların eşkiya kılıklı fotoğrafları dolduruyordu.

    "Vatan Haini Komünistler" Demir Perde gerisinden "Para" alırken suçüstü elense edilmişlerdir! "Vatansever İktidar", Amerika'dan "Para" alamadığı için, üzüntüsünden Vatan Partilileri Harbiye zindan hücrelerinde aralıksız 1 yıl gündüz ışığı göstermemecesine her türlü insan haklarından yoksul, her işkenceye her an uğratılarak ölüme bıraktı. 2 yıl sonra Vatan Partililer iktidarın en güvendiği Ağır ceza'da beraet ettiler. Yalnız çoğunun lekesiz dişleri, sertçe ekmek kabuğunu ısırırken peynir gibi çatırdayıp dökülü dökülü verdi. "Dişli" İktidar tekme tokat Yassıada'ya gönderildi. 27- Mayis, Türkiye'de de bir Sosyalist Partisi kurulmasını gerekli buldu. Ve Bayar affedildi. Kimi "Sosyalist"ler hâlâ Vatan Partisini affedemediler.

    "İşte bu kadardır ol hikâyet."

    1.4.1971
    Hikmet Kıvılcımlı
  • HİÇ DÜNYADA böyle bir şey gördünüz mü?1938’de vefat etmiş bir LİDERİN bu kadar tartışıldığını, her gün köşe yazılarına konu edildiğini, taraftarlarıyla karşıtlarının kanlı bıçaklı olduğunu hatırlıyor musunuz?Dünyada böyle bir örnek var mı?

    Amerikan basını kendi liderlerini unutmuş, durmadan Atatürk’ü yazıyor, Fransız basınında De Gaulle’den çok Atatürk adına rastlanıyor, Britanya’da adı, Churchill’den fazla geçiyor.Bu size garip gelmiyor mu?

    Dertleri onun tarihteki rolünü anlamak mı (bize bu kadar meraklı olduklarını hiç sanmıyorum), yoksa işin içinde başka bir iş mi var?Birazcık aklı olan herkes, bu işin durup durup neden köpürtüldüğünü merak etmez mi?Eder elbette.

    İşte benim cevabım: TÜRKİYE CUMHURİYETİ anormal şartlar altında oluşmuş bir ülkedir. İmparatorluğun Batı tarafından planlı bir şekilde çökertilmesinden sonra Balkanlar, Orta Doğu ve Kafkasya’daki Müslüman Osmanlı tebaası, son kale olarak Anadolu’ya göçtü. Bu insanların kültürleri, adetleri, yaşam biçimleri farklıydı. Bu büyük farklılıklar, Anadolu’da zaten karmakarışık olan etnik ve dini yapıya eklenince, acayip bir karışım doğdu.

    O ‘karışımın hayatta kalabilmesinin ve bir arada yaşayabilmesinin tek şartı, yeni bir ULUS ve yeni bir devlet oluşturmaktı.”Bu iş başarıldı ama Batı’daki gibi, zaten var olan homojen bir ulus, bir devlet yaratmadı.Tam tersine, yeni devlet bir ulus yarattı.Bu karmakarışık yapıdan bir ulus yaratan iradenin başında ise MUSTAFA KEMAL vardı.

    İstedikleri tek bir şey var,Mustafa Kemal Atatürk’ü, HİTLER gibi bir cani haline getirmek.Çünkü bunu başardıkları gün, TÜRKİYE CUMHURİYETİ gayrı meşru hale gelecek.BİLİRSİNİZ; CAMİLERDE kubbeleri bir tek kilit taşı tutar. Bu taşı çekerseniz, ona yaslanmakta olan diğer taşlar gümbür gümbür çöker.

    MUSTAFA KEMAL bu Cumhuriyetin KİLİT TAŞIDIR. Çünkü devlet ve ULUS onun iradesiyle kurulmuştur.Cumhuriyeti yıkmak isteyenler ise bu gerçeği, yani ülkenin Aşil topuğunu çok iyi bilmektedirler.

    Şimdi oyunun bu son perdesi oynanıyor. MUSTAFA KEMAL’İ İTİBARDAN düşürme gayretleri sergileniyor.Bir devrim döneminde ortaya çıkan bütün fenalıklar, suçlar, kabahatler ona yüklenmeye çalışılıyor.Bu da başarıldığı gün, bilin ki Türkiye Cumhuriyeti çökmüştür.

    Bazı mesajlarda bana diyorlar ki: “Yahu bu rejim sana kötülük etmedi mi, ordu genç yaşında seni hapislerde süründürmedi mi,evini barkını yıkmadı mı, mahkemeler seni yargılamadı mı, albümlerini yasaklamadı mı, merkez basın seni kaç kere linçe tabi tutmadı mı? Nasıl olur da bu düzeni savunursun?”Hayatım bu zulüm rejimine karşı mücadele ederek geçti. Ama hükümetlere, CUNTALARA, karşı mücadele etmek başka, ülkeyi yıkmaya çalışmak başka. Ben hiçbir zaman ‘VATAN HAİNİ” olmadım.

    O CUNTALARDAN, GENERALLERDEN, BAŞBAKANLARDAN, polis şeflerinden çok daha fazla sevdim bu memleketi.Karşılıksız sevdim, kötülük gördüğüm halde sevdim. Gerçek yurtseverler bizleriz.Bu yüzden; ÜLKEYİ YIKMAK için MUSTAFA KEMAL’İ itibarsızlaştırmak oyununa karşı çıkıyorum.

    Siz 12 Mart’ta, 12 Eylül’de, ordu yüzüne Kemalist maskesi takmışken benim hiç Atatürk’ten söz ettiğimi duydunuz mu?Elbette duymadınız. Çünkü o zaman iktidar kendisine Kemalist diyen zalim bir grubun elindeydi.

    Atatürk’ü övmek ödüllendiriliyordu, buna tenezzül edemezdim.Ama şimdi oyun farklı. DÜN MUSTAFA KEMAL’İ eleştirmek tehlikeliydi, bugün ise onu SAVUNMAK.Ama benim de, tehlikeli bile olsa gerçeği söylemek gibi bir huyum var.

    ZÜLFÜ LİVANELİ.
  • Vahdettin Atatürk'e kaç para verdi?

    Önümde 13 Haziran 1995 tarihli Sabah gazetesinin 26. sayfasının fotokopisi var. Sayfanın manşeti "Vahdettin hain değildi"...

    O tarihlerde Sabah'ta çalışan Nuriye Akman, 11 ila 14 Haziran 1995 tarihlerinde "Milli Mücadelenin iki yüzü" başlıklı birkaç günlük bir röportaj yayınlıyor. Röportajın konukları "damarlarımı kesseniz Atatürk diye akar" diyen Cemal Kutay ile gene "sıkı Atatürkçü" İsmet Bozdağ... İki Atatürkçü Kurtuluş Savaşı'nı, Vahdettin'i, 19 Mayıs'ı, Nutuk'u çok farklı değerlendiriyor. Ben o tarihlerde de bu değerlendirmelerin üzerinde uzun uzun durmuştum. Sonra da o yorumları "Birinci Cumhuriyet Üzerine Notlar" adlı kitaba aldım.

    Nuriye Akman Cemal Kutay'a soruyor:
    "Siz bugün Vahdettin'i vatan haini kategorisine sokmuyorsunuz?"

    Kutay cevap veriyor:
    "Elbette hain değildi. Dünyanın en namuslu adamlarından biriydi. Ölürken yastığının altından parasızlıktan alamadığı ilaçlarının reçeteleri çıktı. Bunu Tarık Mümtaz Göztepe anlatıyor. Ve cenazesini rehin ettiler San Remo'da. Akrabaları, arkadaşları cenazeyi kaçırdılar da gömüldü. Bunlar hakkında hüküm verebilmek için önce bilgili olmak lazım. Bakın Hazine-i Hassa Reisi Refik Bey'i çağırıp sayım yaptırdı gitmeden evvel. Nuriye Hanım, oradan kaşıkçı elmasını alıp gidebilirdi. Hakkıydı, ailesinin çünkü. Kesinlikle bunlar namusu müeccem.

    Daha sonra şöyle devam ediyor:
    "Kafanız hiç karışmasın devrimlerin kaderi budur. Evet, Atatürk, Vahdettin'e 'vatan haini' dedi ama bence hata etti. Ama o günkü şartlara göre onu demesi aşağı yukarı bir çaresiz savunmaydı. Atatürk, Cevat Üstün isimli bir büyükelçinin İkinci Viyana Muhasarası kitabının yeniden tetkikini Türk Tarih Kurumu ilk başkanı Tevfik Bıyıklıoğlu'ndan istemiş. Çünkü Üstün'ün gördükleri ile herkesin zannettikleri arasında bir aykırılık bulmuş. Bu vesileyle 'Ben de Milli Mücadele'de sarayın hareketini o günün şartlarına göre değerlendirdim ama şimdi elbette başka düşünüyorum' demiş."

    Son Padişah Vahdettin'in Atatürk'ü Samsun'a göndermeden kendisine ne kadar para verdiği de, gene bu röportajda gündeme geliyor.

    Kutay'ın cevabı şu:
    "25 bin altın. O zaman bu parayla İstanbul'un onda biri satın alınırdı. Ben bunu Demokrat Parti milletvekili olan hukukçu Celal Fuat Türkgeldi'nin babası Mabeyn Başkatibi olan Ali Fuat Türkgeldi'den dinledim."

    İsmet Bozdağ da, Atatürk'e kırk bin altın değerinde para verildiğini Abdülhamit'in kızı Şadiye Sultan'dan dinlediğini belirtir. Üstelik bu kırk bin altını Vahdettin'in çiftliğini ve atlarını satarak temin ettiğini söyler.

    İki Atatürkçü "para verildiğinde" birleşirler ama miktarı ve kaynağı hususunda farklı noktada dururlar.

    İsmet Bozdağ, röportaj sırasında Atatürk'ün "Vahdettin'in yaveri" olduğunu, Erzurum Kongresi'ne "Hazret-i Şehriyari kordonlarıyla" geldiğini, Samsun'a doğru yola çıkmadan bir gün önce "sarayda padişahla yemek yediğini", ertesi sabah da "içeriği net olarak söylenmeyen" görevin kendisine verildiğini hatırlatır. Ayrıca Mustafa Kemal'e "gizli" görevinde tanınan yetkilerin tarih içinde yalnızca Köprülü Mehmet Paşa'ya tanındığını çünkü Mustafa Kemal'in Samsun'a yolculuğunda sadece askeri değil sivil müesseselerin de emrine verildiğini vurgular.

    Cemal Kutay bu çarpıtmaların doğuşunu Nutuk'a yaklaşımda bulur. Şu açıklamayı yapar "İlk yapılacak şey, Nutuk'un bir tarih olmadığını açıkça ortaya koymak. Yani Nutuk'a isnat ederek bir hadisenin tek başına Nutuk'un çerçevesi içinde izahı mümkün olmadığı kabul edilmelidir.

    ... Mustafa Kemal ne yazık ki kendi nutkunda Milli Mücadele'nin kuruluşunu hakiki olarak anlatmamıştır."

    İsmet Bozdağ da aynı fikirdedir:
    "Mustafa Kemal tarihi doğru anlatmıyor, yani hepsini anlatmıyor, bir parçayı vermiş üst tarafı karanlık."

    Bunlar Atatürkçülerin tam on yıl önceki yaklaşımları... O gün Türkiye kulağının üzerine yatmıştı. Şimdi bu tartışmalar yeniden alevlendi.

    Bakalım "siyasal propagandaya" dayalı olmayan gerçek ve objektif bir tarih yorumumuz ne zaman gündeme gelecek?

    KAYNAK:
    Mehmet Altan, Sabah gazetesi, 23 Temmuz 2005.
  • Milli Mücadele'yi M. Kemal Atatürk başlattı yalanı!

    Mustafa Kemal Paşanın Anadoluya Millî Hareketi körüklemek için Padişah tarafından gönderildiğini teyit ve itiraf edici, mahiyette bizzat kendisince saraya çekilen bir telgraf ve bu telgrafın Birinci Millet Meclisinde okunan ve zapta geçen metninden ibarettir.

    T.B.M.M. Zabıt Ceridesinin (cilt 1 - İkinci basılış - sene 1940) 4 ve 5 inci satırları aynen söyledir:

    - Dilhâh-ı mikdârilerinden mülhem azm ve iman ile vazife-i âcizanemde müdavim bulunuyorum.

    Aynen sadeleştirilmiş şekli:
    - Mülk ve memleket sahibi zât-ı şahanelerinin arzu ve dileklerinden aldığım azm ve iman ile âciz vazifeme devam etmekteyim.

    Bu satırlar, Mustafa Kemal Paşanın, Samsuna çıkışından kısa bir müddet sonra ve İngilizlerin kuşkulanmasiyle Harbiye Nâzırı Sevket Turgut Paşa tarafından İstanbul'a davet edilmesi üzerine saraya çektiği uzun telgraftan basit bir cümledir ve birden dikkat çekici mahiyette değildir. Halbuki her şey bu cümlenin içinde...

    KAYNAK:
    Necip Fazıl Kısakürek, "Vatan Haini değil, Büyük Vatan Dostu Sultan Vahidüddin".
  • kalbim senin yurdun sen bi vatan haini,
  • Turancıyız, diyorlar. Ah vah, dışardaki kardeşlerimiz, elde kımız bardağı, altta at, ok yay. Altaylara sefer… Aman, etmeyin eylemeyin, Anadolu perişan… Bu seferi Anadolunun kurtuluşu için yapsak, bütün gücümüzü Anadolunun kurtuluşu için harcasak… Kendi memleketindeki insanların bu halde kalmasına rıza gösterenler, uzaktaki insanları sevemezler. Bunun mümkünü yok, diyoruz… Vay düşman vay! Vay bozguncu vay! Vay vatan haini vay! Gözlerini Altaylardan ayırmayan mı, bir hayale doğru koşan mı, yoksa Anadolu insanının derdini kendine dert edinen mi vatan haini? Varın, siz bunun karşılığını verin, okuyucularım.
    Yaşar Kemal
    Sayfa 97 - Cem Yayınları 2.Basım 1976