• Milletim için düşündüğüm haklardan dolayı kimse bana vatan haini diyemez. Kimin hain kimin vatanperver olduğunu tarih tayin edecektir. Hatta etmiştir bile
    Gökçen Çatlı
    Sayfa 124 - Huseyin Nihal Atsız
  • Avrupa’da Muhteşem, Anadolu’da ise Kanuni sıfatını almış en büyük zaferlerin mimarı olmuş, Osman soyunun en parlak padişahlarından biri olan Kanuni Sultan Süleyman’ın hikaye edildiği bir romandır Muhteşem Süleyman.

    Yazarı ilk defa tanıdım, birkaç tane de sinemaya aktarılmış kitapları var. Cezayir asıllı yazar, hünkarının hakkını verememiş, başarılarından ziyade Muhteşem Yüzyıl dizisi gibi konuları kaleme almıştır.

    Hikaye Şehzade Mustafa’nın öldürülmesiyle başlayıp, Şehzade Cihangir ile devam edip, Roxelane’nin (Hürrem) iktidar hırslı ile tutuşmasını ve Muhteşem Süleyman’ın son zamanlarını konu ederek sonlanıyor. Yazım dili çok basit. O kadar çok -yor uzantısı var ki, hiç güzel kurgu ve betimleme yok. Sadece son yirmi sayfa biraz merak uyandırıyor. Onun dışında sıkıcı desek haksızlık etmeyiz.

    Kanuni Sultan Süleyman Han’ın savaş zekası, mücadele ve savaş dolu hayatı hiç konu edilmemiş. Ömrü zaferlerle taçlandırılmış bir padişahın yatak odasını ele almak kişiye hakaret gibi bir şeydir. Zamanının en güçlü ordusu, donanması ve üç kıtaya hükmeden bir padişah için söylenecek milyonlarca cümleden hiçbir yerde söz edilmemesi gerçekten şaşılası bir durum.

    Sultanı kibirli göstermek, sorumsuzca evlat katili yapmak, ailesine karşı duyarsız kılmak benim hiç hoşuma gitmedi. Ben sultanın çok acılar, çok yalnızlık çektiğine inanıyorum. Yine de bir yabancı yazarın Türk bir padişahı konu etmesi benim hoşuma gitti.

    Düşmanlarımızla çatışıyoruz. Savaşı ya kazanıyoruz ya da kaybediyoruz. Ama hep bir sonuca varıyoruz. Lakin ulusumuza devletimize ne geliyorsa yine kendi içimizden geliyor. Kimileri Osmanlıyı yok sayıyor kimileri ise Mustafa Kemal’i… Her biri kendi alanında mükemmel kişilikler ve liderlerdi. Kemal’i bizimdi, Fatih’i de… Lakin bu sahiplenememe nedir anlamıyorum. Çok değil daha 3 sene evvel düşmanlarımızın yapamadığını kendi içimizde Türk bildiklerimiz yaptı. Hiçbir zaman TBMM yara almamıştı. Ancak o gece üzerin bombalar yağdırıldı. Her birimizin bilinçli olması gereken bir çağda yaşıyoruz ve bizim bizden başka hiçbir dostumuz yoktur.

    Hükümeti sevmeye bilirsin, Cumhurbaşkanını sevmeye bilirsin lakin saygı duymak boynumuzun borcudur. Hepsi gelip gecicidir ve aslolan her zaman vatandır. Ülkemizin yüzde elli kısmı diğer yüzde elliye vatan haini diyor diğer yüzde elli ise öteki yüzde elliye vatan haini diyor. Vatan hainliği ile yaftalanmak bu kadar kolay olmamalı. Elimizde tek kalan bir vatanımız var. Oda elimizden giderse, inanın nefes dahi alamayız.

    Kemalistine de Osmanlı yanlısına da diyorum ki; kendimizden olanları sahiplenelim. Ayrıştırmayalım. Hepimiz aynı coğrafyanın kardeş çocuklarıyız. Aynı suyu içip, aynı sofralara oturanlarız. Hazretin dediği gibi; “Bölüşürsek tok, bölünürsek yok oluruz.”

    Sözün özü; kitap okunulası ve tavsiye edilesi değil. Kişiye bir şey katacağına inanmıyorum. Çok ama çok boş zamanınız var ise okuyabilirsiniz.

    Sevgi ile kalın.
  • 🇹🇷30 KUŞ🇹🇷
    Ben, babamın en hüzünlü yanıyım.
    Ben, babamın aslan kahramanıyım
    Öyle değil mi baba!
    Gözlerin kıpkırmızı.
    Çok mu ağladın?
    Baba, o geceyi birde benden dinle.
    Ama her zamanki gibi dinle,
    Tebessümle.
    Rüyamda kanat sesleri duydum, mevsim yazdı.
    Kanat seslerinin ardından,
    Muhteşem bir koku yayıldı etrafa.
    Sanki biraz gül biraz leylaktı.
    Sonra otuz kuş gördüm, hepsi beyazdı.
    Otuz kuş, gökyüzüne şehadet diye yazdı.
    Bir ses duydum, sala sesiydi.
    “Hayırdır” dedim.
    “Hayırdır” dediler.
    Çukur Kuyu’daki gökyüzü gibiydi uçtukları yer.
    Ve beni tutup gökyüzüne yükselttiler.
    Kanatlarında kan vardı.
    “Hayırdır” dedim.
    Hadi sende uç,
    Bizden hızlı uçabilirsin dediler.
    Otuz kuş, beni boşluğa bıraktı Baba.
    Birden uyandım.
    “Hayrolur” dedim.
    Meğer, gecesi vatanım için kâbus olacak bir güne uyanmışım.
    Gökyüzünün yıldızlarını çalıp omuzlarına takan hain yüzler gördüm o gece.
    Ruhları yoktu.
    Korkar mı senin oğlun, korkmaz..
    Korkmadım!
    Zekai paşamı aradım.
    “O makam senin namusundur Ömer.
    Ben gelene kadar namusunu koru.
    Gerekirse o vatan hainini vur.
    Vazifenin sonunda şehadette var Ömer.
    Hakkını bana helal et..”
    Paşam, şehadet der demez,
    Yine kulağıma kanat sesleri geldi.
    Rüya değil bu kez.
    Uyanıktım.
    Muhteşem bir koku yayıldı odaya.
    Bir şey oldu o an..
    Sanki Ellerim, omuzlarım çeliktendi.
    Sanki tek başıma tüm dünyayla savaşabilirdim.
    Vatan hainine döndüm,
    Arkasında karanlık yüzlü adamları vardı.
    “Giremezsiniz!” Dedim.
    Bir aslanın karşısında duran çakallar gibiydiler.
    Ve saldırdılar.
    Silahımı çekip baş haini alnından vurdum.
    Yine kuşları gördüm baba.
    Bana doğru uçuyordu.
    Otuz kuş, kanat sesleri, vücuduma dokunan..
    Ve kanatlarında kan.
    Sala sesi, gökleri yırtan.
    Muhteşem bir koku.
    Gül mü? leylak mı? içime yayılan
    Ve Çukur Kuyu’nun gökyüzü,
    Masmavi, Bulutsuz ve sessiz.
    Ve sessizlik…
    İçimde huzur, Gökyüzündeyim.
    Ama artık kuşlar beni tutmuyor baba.
    Uçuyorum.
    Ve onlardan hızlıyım.
    Meğer ben, şehit olmuşum baba.
    Bil ki yalnız değilim burada.
    Yine ordudayım,
    Şehitler ordusunda.
    Baba, ne oldu biliyor musun?
    Peygamber alınlarımızdan öptü.
    Şehitlere dedi ki;
    “Kardeşlerinizi tebrik edin,
    Bunlar benim garip şehitlerimdir.
    Çünkü sizler düşmanla savaşırken şehit oldunuz,
    Onlar kardeş bildikleri hainlerle savaştı.
    Sizlerin silahları vardı,
    Ama bunlar silahsızdı.
    Sizler tanklarla savaştınız,
    Bunlarsa kendi tanklarının altında ezildi.
    Sizler uçaklarla düşmanı bombalarken şehit oldunuz,
    Ama bunlar kendi uçaklarından atılan bombalara göğüslerini siper etti.
    Bunlar benim gariplerimdir.
    Tebrik edin kardeşlerinizi.”
    Baba, milletime söyle;
    Al bayrağın dalgalandığı her yerde biz varız.
    Paşama söyle;
    Namusumu çiğnetmedim.
    Anama, çocuklarıma, eşime, kardeşlerime söyle;
    Deki Ömer size bir vatan bıraktı.
    Çekinmeden, bu vatan bizim diyebilirsiniz.
    Çünkü bedelini ödedim.
    Baba, ben oğluma, Ertuğrul’a bu vatan için ölmeyi öğrettim.
    Sende bana öğrettiğin gibi,
    Vatan için yaşamayı öğret.
    Bu vatan sizin baba!
    Otuz kurşun yedim,
    Bedelini ödedim.
    Babacığım;
    Hürmetle ellerinden öperim.
    Ben, babamın en hüzünlü yanıyım,
    Ben, babamın aslan kahramanıyım
    Ben, vatanımın asil kahramanıyım…
    ~Ali Dursun Erzincanlı~
  • 30 Kuş/Dursun Ali Erzincanlı

    Ben babamın en hüzünlü yanıyım
    Ben Babamın aslan kahramanıyım!

    Öyle değil mi Baba?
    Gözlerin kıpkırmızı!
    Çok mu ağladın!
    Baba! o geceyi bir de benden dinle !
    Ama Her zamanki gibi dinle
    Tebessümle...

    Rüyamda kanat sesleri duydum
    Ardından muhteşem bir koku yayıldı etrafa.
    Sanki biraz gül biraz leylaktı
    Sonra otuz kuş gördüm
    Hepsi beyazdı.
    Otuz kuş gökyüzüne şehadet diye yazdı.
    Bir ses duydum
    Hayırdır! dedim.
    Hayırdır dediler.
    Çukurkuyu'daki
    Gökyüzü gibiydi uçtukları yer!
    Ve beni tutup gökyüzüne yükselttiler
    Kanatlarında kan vardı!
    Hayırdır! dedim
    Hadi sen de uç!
    Bizden hızlı uçabilirsin dediler.
    30 kuş beni boşluğa bıraktı baba!
    Birden uyandım hayır olur dedim.

    Meğer gecesi kabus olacak bir güne uyanmışım.
    Gökyüzünün yıldızlarını çalıp
    Omuzlarına takan hain yüzler gördüm o gece
    Ruhları yoktu.
    Korkar mı senin oğlun?
    Korkmaz!
    Korkmadım!
    Zekai Paşam aradı baba:
    Bir hain adamlarıyla birlikte size yaklaşıyor.
    O makam senin namusundur Ömer!
    Ben gelene kadar namusunu koru!
    Gerekirse o vatan hainini vur!
    Vazifenin sonunda şehadet de var Ömer!
    Hakkını bana helal et!
    Paşam Şehadet der demez
    Yine kulağıma kanat sesleri geldi baba!
    Rüya değil bu kez. Uyanıktım!
    Muhteşem bir koku yayıldı odaya!
    Birşey oldu o an!
    Sanki ellerim omuzlarım çeliktendi.
    Sanki tek başımatüm dünyayla savaşabilirdim!
    Hazırlanıp bahçeye çıktım
    Hainin etrafında karanlık yüzlü adamları vardı.
    Bir arslanın karşısında duran çakallar gibiydiler.
    Engellemeye çalıştım durmadılar.
    Ben de silahımı çekip baş haini başından vurdum!

    Yine kuşları gördüm baba!
    Bana doğru uçuyordu!
    Otuz kuş
    Kanat sesleri
    Vücuduma dokunan.
    Ve Kanatlarında kan
    Salâ sesi! Gökleri yırtan!
    Muhteşem bir koku
    Gül mü leylak mı?
    İçime yayılan!
    Ve Çukurkuyu'nun gökyüzü!
    Masmavi bulutsuz!
    Ve Sessiz!
    Ve sessizlik!
    İçimde huzur.
    Gökyüzündeyim
    Ama artık Kuşlar beni tutmuyor!
    Uçuyorum ve Onlardan hızlıyım
    Meğer ben şehit olmuşum.
    Baba! yalnız değilim burda
    Yine ordudayım
    Şehitler ordusunda!

    Baba
    Ne oldu biliyor musun?
    Peygamber alınlarımızdan öptü
    Şehitlere dedi ki
    Kardeşlerinizi tebrik edin!
    Bunlar benim garip şehitlerimdir!
    Çünkü sizler düşmanla savaşırken şehid oldunuz!
    Onlar kardeş bildikleri hainlerle savaştı.
    Sizlerin silahları vardı ama bunlar silahsızdı.
    Sizler tanklarla savaştınız bunlarsa kendi tanklarının altında ezildi!
    Sizler uçaklarla düşmanı bombalarken şehid oldunuz ama bunlar kendi uçaklarından atılan bombalara göğüslerini siper etti!
    Bunlar benim gariplerimdir!
    Tebrik edin kardeşlerinizi!

    Baba! Milletime söyle!
    Albayrağın dalgalandığı her yerde biz varız!
    Paşama söyle namusumu çiğnetmedim!
    Anama çocuklarıma eşime kardeşlerime söyle!
    De ki Ömer size bir vatan bıraktı!
    Çekinmeden Bu vatan bizim! diyebilirsiniz.
    Çünkü bedelini ödedim!
    Baba ben oğluma Ertuğrul'a
    Bu vatan için şehid olmayı öğrettim!
    Sen de bana öğrettiğin gibi
    Ona vatan için yaşamayı öğret!
    Bu vatan bizim baba!
    Otuz kurşun yedim!
    Bedelini ödedim!

    Babacım hürmetle ellerinden öperim.

    Ben babamın en hüzünlü yanıyım
    Ben Babamın aslan kahramanıyım!
    Ben vatanımın Asil Kahramanıyım!
  • “‘Vatan haini bu Nazım’, dedi Saffet; Selim de yıllarca öyle sandı.”
  • Halinden yakınanlar vatan haini ilan ediliyordu, çünkü mutluluk zorunlu idi.