Sevgi Dinç, bir alıntı ekledi.
11 May 10:12 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Ensen kalınsa, canın sağolsundu. Garibansan, vatan sağolsun'du.

Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda, Yılmaz ÖzdilBeraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda, Yılmaz Özdil

Gençlik, Anılar, Dayak...
Biraz kafamızı dağıtalım mi? Gündem karışık, insanlar stresli, ekonomi.... seçimler...vatan haini!... “şu”cu-“bu”cu... ohooo say say bitmez! İşte bunlardan sebep, nasılsa iş olacağına varır deyip olacağına varmışlardan söz edelim biraz. Son zamanlarda çok güzel öykü denemeleri okuduk sitede ya hep hüzünlendik, bakalım gülümseyebilecek miyiz?

Siz hiç dayak yediniz mi? Ben gençliğimde meraklıydım kavga döğüş işlerine. Boşuna demezler ne gelirse meraktan diye, hakikaten öyledir, iyi bilirim! Şimdi yaşımızı biraz alıp, göbeği büyütüp, birtarafımızı kaldırıp bir tekme atamayacak duruma gelince, “ aklı başında insan kavga mı edermiş? Her bir şey konuşa konuşa çözülmeli“ deyip bıraktık bu işleri... Tabii canııım olgunluk, modernlik başka!

Bizim çocukluğumuzda ve gençliğimizde dayak çok normal bir şeydi. Hele hele anne terliği, baba şamarı, komşu tepiği ve öğretmen haydarı çok çok olağandı. Kimse bunları büyütmez, gurur meselesi yapmazdı. Bilmezdi zaten. Kızım beş altı yaşlarındayken beni çok kızdırdığı bir vakit şakacıktan “kız döverim seni” dedim, fıkara bilmiyor ki, “hadi döv hadi döv” diye ısrar etmeye başladı, sonra da babam beni dövmüyor diye annesine şikayet edip ağlamaya başladı. Etme gurban olduğum dayak çok kötü bir şey ben sana hiç kıyabilirmiyim ağlama dediğimdeyse kapak geldi “ iyi de, kötüyse niye bana öyle dedin” deyip daha çok ağlamaya başladı... Nazlı kız babası olmak zor iş vessalam... Çeşitli şaklabanlıklarla olayı unutturacağım diye göbeğim çatladı ya başardım sonunda. Çatlamış göbeğime poposunu dayayıp koynumda uyudu o gece kurban olduğum...

Ne diyordum, haa dayak mevzu.. Sevimsiz ve şiddek dolu mu? Yok ya hu bunun çok çeşit spor dalı da var ya ben 14-15 yaşlarında sarmışım bu konuya. Doksanlı yılların başı, civa gibiyiz, amelelik marabalık yapmaktan kas yapmışız da tekniğimiz yok. Kung-fu, karate çok moda o zaman. 1984 yapımı Karate Kit filmini izlemeyeniniz var mı, biz onlarca kez izlerdik. Vhs video kaset kiralayan yerlerden filmi kiralar, kimin evi müsaitse arkadaşlarla beraber izlerdik. Bir seferinde film kiralamaya ben gittim de “abi bir döğüş filmi ver” dediğimde, abi bana “ konulu mu olsun!” demişti... Her yerim sivilceli ergen ben, kıpkırmızı olmuştum da “yok yav ondan değil güzel abim, Bruce Lee, Van Damme ya da Jet Li olacak” larla derdimi anlatabilmiştim.( Bizde o konulu filmleri fırlama bir arkadaşımız alırdı. Fırlama dediysek hakiki ya hu. Çoçuk doğduğunda evin yirmi metre ilerisinde ağlamasından bulunmuş diyen de var, doğum anında fırlayıp kafayı duvara çarpmasından sebep hafif arıza olduğunu diyen de. Hiç bilemedim hangisi doğru, arızalığı kesin ama.) Film izledikten sonra her döğüş haraketini denediğimizden, hayyyytt naralarıyla uçan tekmelere kalktığımızdan, kesin bir aksilik çıkar, ya evden kovulur ya birinin çanağı çatlar ya da birisi tatlı pekmezi akıtırdı. İlkemiz “her şey spor için” tabi de büyüklere anlatamıyoruz bunu, bir de insan ilkeli olmalı felan derler hep, büyükler anlaşılmazlar zaten...

Baktık filmlerle olmuyor, karadüzen figürlerle kim kime ne yapıyor belli değil. Kung fu hareketiyle başlayan müsabakamız güreşe dönüp küfürlerle son buluyor. Çözüm; çekirge olmaya karar verdik ve ucuz yollu iyi bir kurs aramaya başladık. İnşaatlarda çalıştığımızdan bir demirci ustasıyla tanıştık, adamın kendi kursu var kuşağında da üç “dan” ı. Kaçar mı yav anlaştık tabi. Başladık kursa. Arkadaş o kadar koşuyoruz o kadar demirleri kaldırıp indiriyoruz ki, o kadar işi inşaatta yapsak çift yövmiye alırız. Biz adama bir de üste para veriyoruz. Bizim bacaklar kollar kalas gibi olmuş, onların esnemesi kolay mı? Anam anam o nasıl acılar, o nasıl cığlıklar. Bir gün hoca bana bağdaş kurdurtup dizlerimin üstüne çıkıp yaylandı ki bacaklar yere yapışa, esneye. Oyyyy anam oyy aklım çıkaydı ya la... Bir sene devam ettik kursa, yalandan kuşaklar felan aldık da sonradan öğrendik kursun lisansı yokmuş, aldığımız kuşakların da hükmü, canı sağolsun...

Bizde mınçıka derler aslı nançuka olan, iki sopanın bir karış zincirle birbirine bağlanmasıyla müteşekkil bir dögüş sporu aleti. Siz bilir misiniz, ben bilmez olaydım!. Biz Bruce Lee izleye izleye bu andırın derdine düştük. Endüstri meslek mobilya bölümünden bir arkadaş ben yaparım dedi. Yaptı getirdi, bir gayret çeviriyoruz. Dizini dirseğini çatlatan mı dersin, kafayı yaran mı dersin, hele o cevirip bacak arasından geçirme haraketi, offfff. İnadım inat televizyonda gördüğüm sesi çıkaracağım çevirerek, bayağı da hızlanmışım son gayretlerle dilim dışarıda çeviriyorum ,sen o zincir bağlantı yerinden çık, sen o odun alnın ortasına daaaaan diye vur... Gözümü açtığımda alnın tam ortasında domates gibi şişlik, hani bildiğimiz kırmızı domates var ya onu morart biraz, haaah, al onu, alnın ortasına koy, o haldeyim işte ....

Efendim büyüklerimiz derlerdi ki dayak atmak için çok dayak yemek gerekir. Dayak yemekten değil de dayak atmak için gerekeni yapmanın icap ettiğini kavradık. Millet ne dayak yedi bu çocuklar dese de siz bakmayın onlara, yediğimiz dayaklar hep staj amaçlı, öğrenme amaçlı, ne dedik; ilkemiz var... Biraz artistlik haraket öğrenmişiz, serde gençlik cahillik diz boyu, ikinci elden uzun paltoları bulup, beyaz uzun atkılarla kombine takımı tamamlamışız. Üç beş vukuat olmuş geçmiş. Bir gece iki düşman grup karşı karşıya geldik sokak kavgasına tutuştuk. Karşımda tıknaz kara bir oğlan var, küçümsedim biraz, şunun kafaya döner tekmeyi yapıştırayım dedim, fırladım döndüm tekme atacağım ya, elin oğlu belimin boşluğuna yumruğu bir koydu arkadaş.... Offf anam anam anam. İnsanın nefesi nasıl kesiliyor, o çizgi filmlerde gördüğün kafanda yıldızlar nasıl dönüyor orda gördüm. Anladım ki bu işlerde artistlik olmayacak, osmanlı tokadı en garantisi... Büyüklerimiz doğruyu söylüyormuş ya hu...

Artistlik olmayacak dedik de, gençlik de başa bela arkadaş, gel de anlat. Sporumuzu geliştirme amaçlı arayışlara başladık. Duyduk ki Balkanlar judo şampiyonu kız bizim ilde judo kursu açmış. Neeeyyy... Genç ergen beyni hemen algılayamıyor tabi... Kız... Judo... Nasıl... Sarılmalı, arkaya geçip puan almalı... İçimizdeki spor aşkından, gözlerimizdeki parıltıynan hemen kursa yazıldık. İlk ders başlamadan salonda hocayı bekliyoruz, baktım kurstakilerin çoğu hamburger bebesi, çoğu da kız. Cennet mi? Yok yok.. Şunlara iki üç hareket gösterelim ders başlamadan deyip bildiğimiz artistlik hareketlere başladık, döner tekmelerle hava atıyoruz ya hoca bizi yukarıdan izliyormuş, ınınınnnn.. Hoca geldi kurs başladı, ısınma haraketlerinden sonra gerçek ders başladı, rakibi sağ koldan kapıp yere yapıştırmaca güzelce gösterildi. Biz kendi aramızda çalışıyorduk ya hocanın da ters bakışlarını sürekli ensemde hissediyordum. Du bakalım başımızı bir gelecek var ya, hayırlısı diyerekten sporu yapmaktayız. ( Arkadaş hoca kadın diye geldik de kadın çelik gibi, hem sert hem soğuk, hele bağırması camları kıracak, göz açamıyoruz, şu ders bir bitse...) Ders bitmedi... Hoca dersin sonuna doğru bizi durdurdu ve karşımıza birer kız sporcu verdi, dediki bunlarla çalışacaksınız. Ya hu hoca etme şimdi bizim elimiz ağır ayarlayamayız bak karışmam felan dediysek de dinlemedi. Rakip koldan tutulup kalçanın yardımıyla havalandırılıp yere serilecek. Peki.. Ben kızı tutuyorum kaba kuvvetle savuruyorum ama kız güvercin gibi taklalar atıp serçenin dala konması gibi mindere konuyor. O beni yere öyle bir yapıştırıyor ki, nasıl anlatmalı, hani taze manda bokunun betona yapışması gibi, öyle şaaaap diye, kemikler kırılasıya, eklemler oynayasıya, her bir organ yer değiştiresiye. Arkadaş düşmenin de tekniği varmış. O gece o salando çarpılmadık minder, oynamadık kemik kalmadı... Anladık ki artistlik yapmayacaksın, bu işlerde bildiğini kendine saklayacaksın...

Sonraki Bölümde : Üniversite yılları. O paltoyu az sallasan reislere çarptığı ortamlar, daha neler neler...
....
( Bu kadar okutup da güldüremediysek affınıza sığınırız.. )

Kitapları Fazla Seven Kadın, Omuz Omuza Son İçtima'yı inceledi.
 06 Nis 12:42 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

İncelemeye nereden başlayacağımı bilmiyorum şu an. Kitabı bitirdim çoğu sayfasında gözyaşı dökerek. Tüm sayfalarında "Helal olsun vatan için nelere göğüs gelmişler" diye diye bitirdim. Tek hayalleri vatan için hizmet etmek olan bu şerefli insanlar bir gecede vatan haini ilan edildi. Hiçbir şeyden haberleri yokken tatbikat var diye kandırılıp bir kaosun içinde buldular kendilerini. İşkence gördüler nefs-i müdafaa haklarını bile kullanmadılar. Kullanmazdılar çünkü onlar bu milleti korumak, vatana hizmet etmek için zorlukların üstesinden gelmişlerdi. Nasıl halka ateş edebilirdiler ki?
Şehit Hava Harbiyeli Murat Tekin kaçınız bu ismi biliyor? Hain gecede boğazı kesilerek işkence görerek şehit olan askerî okul öğrencisini kaçınız biliyor? "Şehit olursam parmağımdaki izden tanırsınız" demiş. Evet şehit oldu ve tanınmayacak bir halde olduğu için sadece parmağındaki izden teşhis edebilmişler.
Onlar bu hastalanıp ilaç almayı vatana ihanet kabul eden insanlar. Mülakata gelecek parayı anca bulduğu için kalacak yeri olmadığı için parklarda bankalarda yatan insanlar onlar. Ne için tek bir hayalleri vardı vatana hizmet etmek. Asker olmak vatan haini olmak değildi.
Akranları eğlenirken, deniz kenarlarında sakin sakin gezerken, onlar sürünür koşar ve vatan sana canım feda diye dağları gökleri inleten insanlar. Nasıl vatan haini olabilir ki? Bir gecede gözleri gibi baktıkları üniformaları alındı ellerinden. Vatan haini damgası yediler ama yine de "VATAN SAĞOLSUN" diyen güzel kalpli, şerefli insanlar.

Daha anlatacak çok şey var ama o koca yürekli insanlar anlatmayla bitmez.

Sorgusuz infaz yapmayın. Önce tanıyın.

Salih Özgan, Özgür Şehit'i inceledi.
23 Mar 23:37 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 8/10 puan

Nefes filminde bir sahne vardı.Komutan askerlere " şehit olunca 45 saniye haber olursunuz" demişti. Önce bir vatan sağolsun deriz . Sonra birde okkalı bir küfür ederiz teröre.Sonra 45 saniye biter ve birazdan başlayacak dizimizin bilmem kaçıncı bölümünün başlamasını iple çekeriz . Kimimizde sosyal paylaşım sitelerinde fotoğraflarım kaç beğeni almış onun derdindeyiz.Toplum buna alıştırıldı maalesef.Ama alışmamız.
Kitabı okuduktan sonra anladım ki bir tek şehidin arkadaşları unutmaz onu.Nasıl unutabilsin ki. Her gün beraber vakit geçirdiği arkadaşının çatışma anında öldüğünde ona son sözlerini söylemesi unutulabilir mi?
Bu vatan uğrunda şehit ve gazi olanları biraz da olsa anlaya bilmek adına okunması gereken bir kitap.

103 yıl geçti Çanakkale geçilmedi! Ne yapsak hakkınızı ödeyemeyiz. Ruhunuz şad mekanınız cennet olsun. Vatan sağolsun!

İrfan Öz, bir alıntı ekledi.
02 Mar 14:54 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

İnsan Borsası
Tahıl borsası, pamuk borsası, altın borsası gibi, insan değerinin de borsası vardır; bu borsa pazarında insanın değerini biçen dostları, arkadaşlarıdır. Kol saatini satılığa çıkaran adamın da borsada değeri birden düşer. Dostları, evine misafir gelmeye çekinirler, gelseler de tedirgin olurlar.

Vatan Sağolsun, Aziz Nesin (Sayfa 136 - Adam Yayınları)Vatan Sağolsun, Aziz Nesin (Sayfa 136 - Adam Yayınları)

#Yikilsinafrin#vatansizeminnettar
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker! Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid’i.
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi. 

Şehit analarının yüreğinde kıyamet koparken zalime yatağında rahatlık verme Allahım !!
Şehitlerimizi, rahmet ve saygıyla anıyorum.Milletimizin başı sağolsun.

VATAN SİZE MİNNETTAR!!