İnce Memed’in o destansı ilk yolculuğundan sonra, ikinci kitap beni biraz ikiye böldü diyebilirim. Yapılan incelemelere baktığımda bu hissimde yalnız olmadığımı gördüm. Bu ciltte Memed’in direnişinden ziyade, o meşhur 'Abdi gider, Hamza gelir' gerçeğinin altında ezildik. Tüm Vayvay köyü kahrolurken Memed'in ancak tükenmeye yakın harekete geçmesi bana ‘sonunda be' dedirtti.
Aslında Memed’i de anlıyorum; her şeyi düzelttiğini sanırken döndüğünde karşılaştığı manzara onu bu mecburiyette bıraktı. Çok insani bir yaklaşım lakin insan işte; bari kitaplarda aksiyon biraz daha hızlı aksın istiyor. Belki de kitabın bu kadar gerçekçi olması beni biraz uzaklaştırdı, çünkü o gerçekliği zaten her gün yaşıyoruz.
Bu kitapta ağalara, beylere gark olduk; belli ki Yaşar Kemal bizi üçüncü kitaba hazırlıyor, zalimliğin sınırının olmadığını göstermek istiyor. Ama gönül o masalsı kahramanı hemen görmek istiyor işte.
Kitap bittiğinde tıpkı Osman Emmi gibiydim; beklemekten yorgun ama umudu hala dağın arkasında... Şimdi gözüm yolda, üçüncü kitabı iple çekiyorum.