• Tutku üzerine yazılmış en iyi romanlardan biri bence. Sevmekten hiç vazgeçmemek, umudunu yitirmemek ve gerekirse ölümü göze almak... Bu kitapla ilgili yapacağımız yorumlardan bir roman daha çıkar kanaatindeyim. Küçük bir çocuğun hiç bitmeyen tutkusu, aşkı, inancı, umudu. Tiya Eleni' nin yavrimu, canimu ve daha birçok rumca türkçe sözlerini kitap bittikten sonra kullanmaya devam etmiştim :) Yalnızca sonunu yeterli bulmadığımı belirtmeliyim. Arada geçen 30 yıllık süreçte tam olarak neler oldu beş on sayfa daha yazılarak öyle bitirilebilirmiş kitap. Çok hızlı ve yetersiz bir geçiş var. Kitapla ilgili tek olumsuz eleştirim bu. Ama bu bile kitabın güzelliğine gölge düşüremez.
  • Yeniden mutlu olabilmenin tek yolu vardı: Mavi mutluluk kuşunu beklemekten asla vazgeçmemek
  • Aşk, karşılıksız sevebilmektir. Ölesiye sevmek ve vazgeçmemek. İşte bu kitap, bir kadının böylesine tutkulu aşkına örnektir. Gerçekten aşkta mutlu son olur mu ki?
  • Hep kendimizi keşfetmeye çalıştığımızdan bahsederiz. Aslında "kim olmadığımızı" keşfederiz. Dünyaya geldiğimizden beri hep insanlar ve olaylar vasıtasıyla kim olduğumuzu anlamaya çalıştık.. kabul görerek veya yargılanarak kendi hakkımızda edindiğimiz geri bildirimlerle biz de kim olduğumuzu bulduğumuzu zannettik. Bu yargıları tek tek üstümüze giydik.
    Oysa bunlar biz değiliz. Bunlar o an içindeki davranışlarımızın başkaları tarafından yargılanmasıydı. Pozitif veya negatif, anlık yargılar.. Oysa kendimizi keşfetme değil, kendimizi yaratma gücümüz var. Bu sadece kendimizi yaratmaya karar vermemizle ilgili. İlk önce kendimizi olduğumuz gibi kabul etmeliyiz. Diğer bütün insanlar gibi hata yaparak geliştiğimizi kabul etmeliyiz. Kendimize karşı duyarlı, toleranslı olmalıyız. Sonra da nasıl olmak, nasıl bir hayat yaşamak istediğimize karar vermeliyiz..Bu, olmak istediğimiz kişi için, kendimiz ve başkaları için fedakarlık yapmak, vazgeçmemek, kararlı olmak demek.
  • Evin en sevdiğim duvarına yaslandım, göz izi yeni bitti, pencere açık, bir kuş ısrarla sesini duyurmaya çalışıyor, çabası takdir edilesi, gün batmak üzere, bizim burada gün sanki hep farklı bir güzellikle kayboluyor sanki her gün farklı bir tablo gibi... (durun durun fotoğrafını çekeyim hemen https://i.hizliresim.com/aY2YyO.jpg )
    Bu aralar bir memnuniyetsizlik aldı başını gidiyor bende, sebebi de basit aslında hayat telaşı, çoğu şeyi fazla dert ettim kendime bu sebeple geçinemiyorum kendimle, tek kendimle de değil etrafımdaki herkesle, şımarıklık yaptığımı düşündüğüm oluyor ama yok yok bu şımarıklık değil, tanımlayamadım da neyse... Her gün birbirinin aynısı, hep öyle zaten dediğinizi duyar gibiyim ama bu sefer başka, bu zamana kadar hiç bu kadar aynı olduğu olmamıştı, çıkamıyorum bu sevimsiz döngünün içinden... Kuş hâlâ ötüyor, bir süreliğine o benim yerimde ben de onun yerinde olsam nolur sanki, bir süreliğine diyorum yani insan olmaktan, istemekten, düşlemekten, düşünmekten vazgeçemiyorum ama tüm bunların ağırlığını da bir süre olsun duymak istemiyorum... Doğru ağır geliyor düşünmek, istemeyi istemek, vazgeçmemek, çaba göstermek ve inanmak.
    Aklı ve kalbi aynı bedende taşımak, zor işte...
    Dur daha bitmedi, daha ne zor söyleyeyim; bilmek zor.
    Hayrete düşmeden bilinmezmiş.
    İlim için hayret gerekmiş.
    Sonra; yaşamak zor, insan kalabilmek zor, utanmak zor...
    Ah yeter artık!
    Kuş gitmiş, hava çoktan kararmış. Oda kapkaranlık, işte şimdi tam zamanı dinlemenin https://youtu.be/zd6NeCMJ-ac özlemişim...

    Kuşku duymadan isteyebilmek... Biraz bunu deneyeyim. Ama önce istemeyi bilmeliyim.

    Kitap sorularla dolu onları düşünürken yazıldı bu satırlar. Kitabı okurken; kendi sorularım bana yetiyordu, diye bir sitem etsemde onların çoğunun cevabını bildiğimin farkındayım. Ne diyordu yazar; "Hakikaten çok yazık. zihninde cevabı olmayan bir tek soru bile yok!"

    Not: Kitabın ne anlattığını, benim kitaptan ne anladığımı kendime saklayarak yazdığım bir inceleme oldu.

    İyi okumalar herkese...
  • İlk yorumum olucak hadi Bismillah diyeyim Geleyim kitaba...Yazarın 3. ve en ünlü romanıdır. 80'den fazla dile çevrilmiştir. Mevlana'nın hikâyesinden yola çıkarak yazılan kitap Santiago'nun gördüğü rüya üzerine hayali haline gelen hazinesinin peşine gitmek için İspanya'dan Mısır'a olan yolculuğuna küçük bir misafirliğe çıkarır bizi. Bu yolculuk esnasında ise verilen felsefi değeri yüksek öğütler hayatımıza ışık tutacak niteliktedir. Hep söylenen "Kişisel Menkıbemizi Gerçekleştirme" sözü ile hayatımızın anlamını bulmak için yapacağımız yolculukta asla vazgeçmemek iradesine sahip çıkmamız gerektiği akıcı bir üslupla belirtilir. "Bir şeyi gerçekten istersen" demişti yaşlı adam ona "onu gerçekleştirmen için bütün evren işbirliği yapar" bunu en iyi anlatan cümlelerdendir. Santiago da başına gelen tüm olaylara sabreder onları bir basamak olarak görür ve amacına ulaşır. Yüreğimizdeki çocuğun çığlıklarına cevap niteliğindeydi " Yüreğine, acı korkusunun, acının kendisinden de kötü bir şey olduğunu söyle. Düşlerinin peşinde olduğu sürece hiçbir yürek acı çekmez. Çünkü araştırmanın her anı Tanrı ve sonsuzluk ile karşılaşma anıdır." "Öyleyse neden yüreğimi dinlemek zorundayım? "
    - Çünkü onu susturmayı hiçbir zaman başaramazsın. Hatta onu dinlemiyormuş gibi yapsan da o hep oradadır, göğsündedir, hayat ve dünya hakkında ne düşündüğünü tekrarlayacaktır. Hiç kimse kendi yüreğinden kaçamaz." Hazinemiz bazen başucumuzdadır.