Serhan Ş, bir alıntı ekledi.
 4 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Çaresizliği yenenler… (Kesinlikle okunulmalı)
Çaresizliği yenebilmiş insanlar gerçekten bir şeyler başarabilmişlerdir.

Örneğin Victor Hugo yayın evlerinden kovulduğu için vazgeçip meşhur kitabı Sefiller’i çıkarmak yerine kendi sefil olabilirdi…

Edison ise, ampulü bulurken 999 kere hata yaptığını artık bulamayacağını söyleyen yardımcılarına, “Hayır, 999 kere hata yapmadım, 999 yapılmayacak şeyi bularak 999 kere doğruya yaklaştım.” demeyip bininci denemesinde ampulü bulamasaydı, belki biz hâlâ, “Her yer karanlık, makber mi Ya Rab!” diyor olacaktık…

Einstein aptal olduğu için(!) okuldan atıldı diye kendini Müslüm dinlemeye verseydi ne olacaktı?

Dostoyevski bir dönem kürek mahkûmu olmasaydı belki “Suç ve Ceza”yı yazamayacaktı.

Dünyaca ünlü en büyük müzisyenlerden olan Beethoven’in ise kulakları duymuyordu!

Velhasılıkelam sorunlar, engeller yöreye, ülkeye mahsus değil, evrensel! Önemli olansa vazgeçmemek, mücadele etmek!

Şimdi bu konuyu Behçet Necatigil’e ait bir mısrayla noktalamak da pek bir manidar olur. Ne demiş şair:

“Ya çaresizsiniz ya da çare, sizsiniz…”

Psikoloji, Fulya TaşçevirenPsikoloji, Fulya Taşçeviren
Merve Ayhan, Martı Jonathan Livingston'u inceledi.
18 May 12:13 · Kitabı okudu · 5 günde · 9/10 puan

Bu incelemeyi yapmak için biraz bekledim. Aslında yapıp yapamayacağımdan da emin değildim ama en azından denemek isterim :).
Hepimizin içinde bir "MARTI JONATHAN LIVINGSTON" vardır. Sadece doğru ışık altında parlamayı bekleyen mücevherlerizdir çoğumuz. İşte bizim küçük martımız Jon' da martılar arasındaki değerli bir mücevher gibi. Onu diğer martılardan farklı kılan "İSTEMESİ". Peki neyi? O bir simit veya hayatta kalmak için bir sürüyü ya da yaşamak için uygun koşullar isteyen ve başını bir kez olsun göğe kaldırmamış martılardan değil. Onun istediği ÖZGÜRLÜK, ÖĞRENMEK , UÇMAK. Aslında MARTI JON her düşüncesinde biz insanlığı anlatıyor. Yapmak istediklerimizi , yapamadıklarımızı ortaya koyuyor. İncecik bir kitap olmasına rağmen köklü bir sarsıntı yaratıyor insanda. Kitabı anlatmam imkansız gelebilir çünkü istemek , özgürlüğü istemek , öğrenmenin sınırının olmadığını anlatmam için bu inceleme yetmez. Ama size kitabı okurken içime dokunan bir kısım paylaşacağım.

Anne:
“Neden Jon, söylesene neden? Diğerleri gibi olmak bu kadar mı zor? Alçaktan uçmak pelikanların ve albatrosların işi, bunu onlara bırak­malısın. Hem niçin avlanmıyorsun oğlum? Artık bir kemik bir tüy gibi kaldın.”

Jonathan Livingston:
“Bir kemik bir tüy kalmak umurumda bile değil anne. Ben sadece havada ne yapıp ne yapamayacağımı öğrenmek istiyorum, anlıyor musun, hepsi bu. Sadece öğrenmek istiyorum.”

Baba:
“Buraya bak Jonathan, kış gelmek üzere. Balıkçı tekneleri giderek azala­cak, balıklar da artık suyun üzerinde değil, derinlerde yüzecek. Eğer bir şey öğrenmek istiyorsan, nasıl yiyecek bulacağını öğren. Bu uçma çaban gerçekten çok hoş ama uçmanın karın doyurmadığını sen de biliyorsun. Şunu hiç aklından çıkarma; senin uçma nedenin yiyecek bulabilmek!”
***
İşte gördüğümüz gibi bütün sıkıntılara rağmen vazgeçmemek bütün ozet burda işte. Peki madem neden hala içimizdeki Marti Livingston' u ortaya çıkarmıyoruz?

Biz Türküz
Tüp bitince sallarız, pil bitince ısırırız, şampuan bitince su döküp çalkalarız. Bittiğinde vazgeçmemek bizim genimizde var.

Behiye Nur Şemin, Simyacı'ı inceledi.
04 May 20:59 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Biz insanlar ne kadar garip canlılarız.Bazen aradığımız şeyin yanı başımızda olduğunu bilmeden onu aylarca,yıllarca belkide bir ömür arar dururuz.Gerçekten görebilsek yanıbaşımızda olduğunu belki o kadar kıymetli bulmayacağız.Sanırım değerli kılan da onu ararken çektiğimiz sıkıntılar.Simyacıda da bu gayet iyi özetlenmiş Hacca gitmiş biri mı ? Yoksa Hacca gitme tutkusuyla yanıp tutuşan biri mı ? Ne kadar incelersem inceleyeyim başarılı olmayacağının farkındayım.Her ne ararsam arayayım ister çok uzakta,ister çok yakında aramaktan asla vazgeçmemek,bulduğunda ise yitirmemek.Eğer hayata bu kitap kadar güzel ve mücadeleci bakarsak son sayfada da söylediği gibi “Gerçekte kendi Kişisel Menkıbe’sini yaşayan kimseye karşı hayat cömerttir,”
Hep güzel bakmanız ve asla vazgeçmemeniz için yanı başınızda bulundurmanız gereken bulundurmasanız bile hep hatırlamanız gereken bir hazine.
İyi okumalar...

Hasibe Dal, Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor'u inceledi.
 02 May 02:11 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 10/10 puan

"Yaşar Kemal Okumayan Kalmasın Vakfı" kurucu üyesi https://1000kitap.com/lebowski/Duvar/ sayesinde okuduğum bu kitaba inceleme yazmamak mümkün değil. :)
Böylesine güzel bir yazı diline sahip olmak, her daim ezilen kesimin sesi olmak, yarattığı eserlerle çoğu kez başı derde girmiş dahi olsa da asla ideallerinden vazgeçmemek her yazarın harcı değildir. Ama Yaşar Kemal için bunlar o kadar olağan şeyler ki bu şekilde yaşamamak onun için anormal olsa gerek.

Kitap 1957 yılında tanıştığı Fransız yazar Alain Bosquet ile yaptığı söyleşileri içeriyor. Kitap ilk olarak Yaşar Kemal'in ailesinin asırlardır yaşadığı Van yöresinden göçüyle başlar. Orada annesinin, babasının, amcalarının ve köy halkının nasıl göç yapmak zorunda kaldığını anlatan Yaşar Kemal bu coğrafyanın insanlarının yaşamak zorunda bırakıldıkları kaderi anlatır. Bu konu hakkındaki bilgileri aile büyüklerinin anlattıklarından ibarettir. Ailesi Van'dan Toroslara göç eder. Ve Yaşar Kemal henüz doğmamıştır. Yaşar Kemal Kürt bir aileye ama Türkmen bir yöreye doğar. Burası aşıklar diyarıdır. Karacaoğlan'ın, Dadaloğlu'nun doğup büyüdüğü, uğruna şiirler söylediği Toroslar'dır, Çukurova'dır. Çukurova'nın gelişmiş kültürünün yazın hayatını çok etkilediğini belitir. Çünkü o destan geleneğinden gelen bir aileye sahip olmasıyla beraber destancılığın aşıklık sanatının çok gelişmiş olduğu bir yöreye doğmuştur. Bunların onun hayatını ve eserlerinin etkilememesi ne mümkün...

İlk başlarda büyüklerini dinleyerek kendini geliştirmeye başlayan usta yazar küçük yaşına rağmen (8) destanlar anlatmaya, kendi hayal dünyasına büyüklerini de hayran bırakmaya başlamıştır.

Anlattıklarıyla etrafındakileri kendine hayran bırakan birinin daha sonraları daha büyük kitleleri etkisi altına alacak yazılar yazması şaşılacak bir durum değildir. Köyünün ilk okur-yazarı olan Yaşar Kemal söylediği, düşündüğü, hayal ettiği; destanları, şiirleri unutmamak için öğrenmeye karar vermiştir. Öğretmeninin verdiği parayla aldığı kalem ve kağıtla artık yazmayı öğrenmeye başlamış ve köyüne de öğretme gereği duymuştur.

İlerleyen yaşlarında Arif ve Abidin Dino kardeşlerin de yardımıyla klasikleri okumaya başlayan Yaşar Kemal kendini geliştirmeye, fikirlerini olgunlaştırmaya başlar. O artık aydın bir sosyalist yazar olma yolunda emin adımlarla ilerler. Ve ülkemizin, ilerleme kat eden her aydın insanına yaptığı gibi Yaşar Kemal için de mahpushane yolları görülür. O dönem ki hapishane olaylarını anlatan şu alıntının insanın yüreğini sızlatmamasi işten bile değil;
"Topallayarak merdivenlerden ellerim kelepçeli indim ki, anam avluda bekliyor öbür akrabalarımla. İşte şimdi yandım, dedim içimden. Topallamamam gerek. Anam topalladığımı görürse her şeyi anlar, deli divane olur üzüntüsünden. Canımı dişime taktım, mahkemeye kadar, yamru yumru, dişlerimi sıkarak, topallamadan yürüdüm ya, anamdan emdiğim süt de burnumdan geldi." Ülkemizin aydınlığı için önünün açılması gereken böyle müstesna yazarların baş tacı edilmesi gerekirken düşüncelerinden dolayı böyle iskencelere tâbi tutulması hala daha beyin sınırlarımı zorlamakta....

Hapishaneden çıktıktan sonra yazın hayatının devam edebilmesi için İstanbul' a gitmeye karar verir. Ve orada tanıdığı fikri hür vicdanı hür kişiler tarafından Cumhuriyet gazetesinde işe alınır. Gazetenin görevlendirmesiyle doğuda röportaj yapmaya başlar. Yaşar Kemal sayesinde ülkemizde röportaj konusunda büyük yol kat edilmiştir.
Bundan sonraki yaşamı da zorluklarla dolu olan yazar; elde ettiği başarılarla evrensel bir değer olup, eserleri yabancı dillere çevrilmiştir. Ve acı sonlar hep vardır ne yazık ki. 28 Şubat 2015'te hayata veda etmiştir. :/
Ülkemizin sahip olduğu yüce değerlerden biri olan Yaşar Kemal' i bu kadar geç tanımış olmak beni üzmüş olsa da onu tanımanin verdiği zevk tarif edilemez. Eğer siz de Yaşar Kemal ile henüz tanışmadıysanız Sevgili Yasin' in düzenlediği bu etkinliğe sizi davet ediyorum :) #29267027
Sürç-ü lisan ettiysek affola :)

Bertolt Brecht
Böylesi Çok İyi

Böylesi çok iyi,
değiştirmeyelim hiçbir şeyi!
Bunu mu diyelim güle oynaya?
Bardağı görelim de
ölmeyi mi seçelim susuzluktan?
Boşunu mu alalım
dururken dolu bardak?
Yani biz hep dışarda mı kalalım?
Titreyelim mi soğuktan
içeri buyur edilmedik diye?
Bekleyelim mi hep
nasılsa büyüklerimiz
bizden daha iyi düşünür diye?
En iyisi kalkmak,
yeter artık, demektir,
vazgeçmemek için
kırıntısından bile yaşamanın,
karşı çıkmaktır var gücümüzle
acıyı doğuranlara,
yaşanır hale getirmektir
bütün insanlara dünyayı.

Bertolt Brecht

Aycan acar, Hachiko'yu inceledi.
19 Nis 15:43 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Cok etkilendim bir solukta okudum elimden birakamadim sevgi, sadakat,vazgeçmemek,umut içinde en güzel duyguları barındıran yer yer huzunlendiren büyük küçük herkesi okuması gereken bir kitap

'Göğsümün sol yanında kalp diye sakladığım sensin.Özleminle yaşadığım günlerde kokun sindiği için ciğerlerime çektiğim hava sensin.
Şimdi sen söyle bana ben senden vazgeçebilir miyim?
Ben senden hiç geçemedim..
Seni sevmeye devam edebilmek için tekrar tekrar sende kaldım..
Senden vazgeçmek kolaydı, ben seninle kaldım..
Sevdiğim kadını öldürmedim içimde
Seni bir ömre sığmayacak kadar çok sevdim.
Eğer bir gün senden vazgeçtiğimi düşünürsen; bil ki senden vazgeçmemek için..
Üzülme..
Şairin dediği gibi
Kuş ölür sen uçuşu hatırla