• Türkiye'nin bağımsızlığından başka bir şey istemedim. Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz. Ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye'nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum.

    Bizlerin tek özlemi tahsil sırasında bulunmamıza rağmen Türkiye'nin bağımsızlığıdır. Biz hiçbir zaman bütün çabamıza rağmen Türkiye'nin bağımsızlığını temin edemedik.

    Biz 50 sene evvel Kurtuluş Savaşı vermiş bir ülkenin çocukları olarak Kurtuluş Savaşı'nın gerçek tahlilini yapmaya her zaman için muktediriz. Biz yine çok iyi biliriz ki Türkiye Kurtuluş Savaşı'nı yapmak için Samsun'a çıkanlara İstanbul örfi idaresince ve mahkemelerince idam cezası verilmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki, Osmanlı İmparatorluğu yüzlerce generalinden ancak birkaç tanesi Kurtuluş Savaşı'na iştirak etmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki Kurtuluş Savaşı yapıldığı sırada İstanbul'da bulunanlar bunları yapanlara eşkıya demiştir.

    1950 tarihinde Amerikan emperyalizmi iktidara geldi. Demokrat iktidar 27 Mayıs 1960'da tarihe gömüldü. Demokrat Parti gitti, bunun gitmesiyle tellaklar değişmedi. 27 Mayıs'ı kastetmiyorum, bundan sonrasını kastediyorum. Hamam aynı fakat bu defa da tellaklar değişti. Amerika bu dönemde imdada yetişip İnönü'yü düşürdü, Demirel'i iktidara getirdi.

    Mustafa Kemal'e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz

    Öğrenci hareketlerine gelince, Türkiye'de öğrenci olayları 50-60 senedir eksik olmamıştır. Sultan Hamit'in Tıbbiye talebelerini Sarayburnu'ndan denize attığı tarihten itibaren öğrenci hareketleri Türkiye'de devam edegelmiştir. İkinci Dünya Savaşı sırasında faşizme hayır diyen gençler ilerici gençlerdi. Ve 28 Nisan 1960 tarihinde özgürlük savaşı veren gençlerdir. Amerikan emperyalizmi tarafından İnönü hükûmetten düşürüldüğünde protesto gösterisi yapan gençler ilerici gençlerdir. Anayasa'ya Bağlılık Mitingi'ni de bizler yaptık. O günün mitinginde iktidarın kiralık adamlarından ve polisinden dayak yiyen de gene bizlerdik.

    1968 senesine gelince, üniversiteler öğrenciler tarafından işgal edildi. İşgalleri gayet meşru idi ve kürsü ağaları dahi bu işgallerin haklılığını hiçbir zaman inkâr edemedi. Aynı yılın Temmuz ayında Amerikan Filosu'na karşı gösteri yapanlardan Vedat Demircioğlu polis tarafından hunharca öldürüldü. İktidarın kiralık kuvvetleri ve polisi hunharca devrimcilerin üzerine saldırdı. 20'ye yakın devrimci öldürüldü. Bunların hiçbirinin katili bulunamadı. Polis karakolları işkencehane hâline getirildi. Hiçbir savcı buna karşı çıkmadı. Fikir özgürlüğünü ve Anayasa'yı paravan yapanlar "önceden Atatürkçü geçinirken O'nun fikir ve şahsiyetini de küçük görmeye başladılar, sadece Mustafa Kemal tarafını beğeniyorlardı." suçlamasını kesin olarak reddediyorum ve asla kabul etmiyorum. Diğer yurtseverler de bunu kabul etmez.

    Gerçekler örtülmek isteniyor. Mustafa Kemal'e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz. Onun istiklal-i tam prensibini, ve onun istiklal-i tam Türkiye idealini yalnızca biz devam ettiriyoruz.

    Anayasa'yı en fazla savunan bizleriz

    İddianamede bizim Anayasa'yı cebren ilgaya teşebbüs ettiğimiz ileri sürülmektedir. Öteden beri arzetmiş olduğum gibi, bu ülkede Anayasa'yı en fazla savunanlar bizleriz. Anayasa'yı ihlal edenlerse ortadadır. Anayasa'nın uygulanmasını isteyen gene bizleriz. Anayasa'yı uygulamayan yavuz kimselerse hâlâ ortadadır. Ve yine o kişiler bizim kellemizi istemektedirler. Bile bile iddia makamı bizim Anayasa'yı ilgaya teşebbüs ettiğimizi ileri sürmektedir.

    İddia makamı bizim vermekte olduğumuz Bağımsızlık Savaşı'na karşıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na karşı, reformlara karşı ve bu nedenle bizim Anayasa'yı ilgaya teşebbüs ettiğimizi ileri sürmektedir. Çünkü Süleyman Demirel hâlâ ortada gezmektedir. Kudreti yetiyorsa Süleyman Demirel hakkında aynı şekilde dava açsın, onlar 36 milyonluk ülkenin bütün yükünü 20 gencin üzerine yıkmaya alışmışlardır.

    Amerika sizin döneminizde ülkeye girdi ve hiçbiriniz sesinizi çıkarmadınız

    Bizi bağımsız bir ülkenin çocukları olmaktan mahrum eden hepiniz dahil sizlersiniz. Çünkü Amerika sizin döneminiz sırasında Türkiye'ye girdi ve hiçbiriniz sesinizi çıkarmadınız. Ve Demokrat Parti iktidarına 10 yıl ses çıkarmadınız. Ta ki 38 yurtsever subay ses çıkarana kadar ve onları devirene kadar. Ve bugün aynı savcılar bu şahıslar hakkında da idam kararı istemektedir. Süleyman Demirel'in Anayasa'yı ihlaline ve despotizmine ve ülkeyi Amerika'ya satmasına ses çıkarılmadı.

    Ve meydanlarda bunlara karşı bizler dövüşmek zorunda kaldık, bizler kurşunlandık. Ve sonunda idam isteğiyle buraya getirildik

    Bizim düşmanımız Amerikan emperyalizmi ve yerli işbirlikçileridir

    Dediğim gibi Türkiye'yi bu hale getiren eski yöneticilerin bütün suçları bize yüklenmek istenmektedir. Bütün eski idarecilerin suçu bize yükletilmek istenmektedir.

    Türkiye'nin bağımsızlığından başka hiçbir şey istemedik ve hayatımızı bu yola koyduk. Varlığımızı Türkiye halkına armağan ettik. Bunun aksini iddia edenler vatan hainidir. 12 Mart Muhtırası muvaffak olmasaydı bizi itham eden makam onları da aynı şekilde itham ederdi. Buna da kanaatim tamdır. 12 Mart Muhtırası Anayasa'nın uygulanmadığını iddia etmektedir ve parlamentoyu açıkça suçlamaktadır.

    Biz stratejik olarak düşüncelerimizi hiçbir zaman saklamayız. Hangi şartlar altında olursak olalım bunu açıkça söyleriz. Düşüncelerimizi mezara kadar götürürüz. Nasıl burada namluların ve dipçiklerin gölgesi altında konuşuyorsak düşüncelerimizi her zaman açıkça ifade ederiz. Bizim Anayasa'yı ilgaya teşebbüs gibi bir kastımız bulunsaydı, bunu da burada açıkça söylemekten çekinmezdik. Bizim böyle bir amacımız yoktur.

    Bizim düşmanlarımız Amerikan emperyalizmi ve onun yerli işbirlikçileridir. Yani emperyalizm ile işbirliği yapan patronlar, feodal mütagallibe yani bezirgânlar, tefeciler, toprak ağaları ve diğer işbirlikçileri ve bizim bütün eylemlerimiz bu hedefe yönelmiş bulunmaktadır. Bunun dışında başka bir hedefimiz yoktur.

    Milyon metrekare vatan toprağı işgal altındayken milli bütünlüğü bozmakla suçlanıyoruz

    Bizim kişi güvenliğini, mülkiyet hakkını, egemenlik ilkelerini, milli bütünlüğünü bozmak için harekete geçtiğimiz iddiaları vardır. Kişi güvenliğini ihlal edenler kimlerdir. Bunu evvela tesbit etmemiz lazım. Karakollarda işkence gören bizler olduk. Meydanlarda kurşunlanan yine bizler olduk. Bakanların emriyle hapishanelere atılan bizler olduk. Buna rağmen kişi güvenliğini bozan olmakla itham ediliyoruz. Yukarıda anlatılan asıl kişi güvenliğini bozanlar ise serbestçe meydanlarda dolaşmaktadır.

    Mülkiyet hakkını ortadan kaldıracağımız iddia ediliyor. Bizatihi Anayasa mülkiyet hakkını toplum yararına kısıtlamıştır. Mutlak mülkiyet hakkı tanımamıştır. 50 köye sahip bir toprak ağasını anayasamız kabul etmemiştir. Egemenlik ilkelerine karşı çıkanlar halkın sırtından geçinenlerdir.

    Ayrıca milli bütünlüğe karşı çıkmakla da suçlanıyoruz. 101 tane Amerikan üssünün bulunduğu ülkede bizim milli bütünlüğü bozmak istemekle itham edilmemiz gülünç olmaktadır. Milyon metrekare vatan toprağı işgal altındayken bizim milli bütünlüğü bozmakla suçlanmamız gülünçtür.

    21 yılın hesabını 21 gençten sormak istiyorlar

    Mustafa Kemal sağ olsaydı bugün çok şaşırırdı. İddianame baştan beri sırf kelle istemek maksadıyla hazırlanmıştır. Şeklen de hukuk mantığından mahrumdur. Hukuki kıymet ve değerden mahrumdur. 21 yılın hesabını 21 gençten sormak maksadıyla ve suçluların telaşı içerisinde hazırlanmış bir iddianamedir.

    Ben şunu iddia ediyorum ki, hareketimiz tamamen Anayasal bir harekettir. Anayasa'nın başlangıç ilkesinde belirtilen ulusun zulme karşı direnme hakkını kullandık. Bu sebeple Anayasal bir davranışta bulunduk. Yaptıklarımızın haklı olduğuna inanıyorum. Hâlen de bu inancı taşıyorum.

    Türkiye'nin bağımsızlığından başka bir şey istemedim. Ve bu sebeple Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdik. Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz. Onu ancak işbirlikçiler düşünsün. Ve ancak onlar kendi canının telaşına düşsün. Ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye'nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum. Bu bağımsızlık düşüncesini mezara kadar götüreceğiz.
  • Çatırtılar, uğultular ve çığlıklar bütün şiddetiyle bir süre daha devam ettikten sonra sesler kesildi. Polisler, birçok arkadaşımızı öldüresiye dövmüşler ve otuz küsur arkadaşımızı da alıp götürmüşlerdi. Yapılan baskının hiçbir yasal yanı yoktu ve tek kelimeyle barbarca yapılmıştı.
    Elliye yakın arkadaşımız bayıltılıncaya kadar dövülmüştü. Vedat Demircioğlu dövülüp pencereden atılmış ve sonra da üç yüz metre kadar ayaklarından tutularak yerde tekmelenerek sürüklenmiş ve PTT önünde öldü diye terk edilmişti. Büyük infialle Taksim’e yürüdüğümüzde gün ağarmıştı. 6. Filo ismi bir kez daha yerleşti kafalarımıza.
    Harun Karadeniz
    Sayfa 94 - Literatür Yayınları
  • “Deniz’in sosyalist oluşunu ne zaman fark ettiniz?”
    “Vedat Demircioğlu öldürüldüğünde şu kanapenin üzerinde yüzükoyun kapanıp kaldı. İki saat sarsıldı. Vedat’ı tanır mıydı, arkadaşlığı var mıydı bilemem.
    Can Dündar
    Sayfa 226 - Can Yayınları
  • 15 Temmuz 1968’de İstanbul’a gelen 6. Filo’ya karşı
    protesto eylemleri düzenleyen İTÜ öğrencilerinin kaldığı
    İTÜ Talebe Yurdu, 17 Temmuz’da sabaha karşı polis tarafından basılır.
    Baskında birçok öğrenci yaralanırken pencereden atılan ve
    komaya giren Vedat Demircioğlu, 24 Temmuz’da yaşamını yitirir.
    Ve olaylar daha da büyüyerek devam eder...

    17 Temmuz sabaha karşı toplum polisinin İTÜ Talebe Yurdu’na
    yaptığı baskında pencereden atılarak komaya giren TİP üyesi
    Vedat Demircioğlu 24 Temmuz 1978'de yaşamını yitirdi.
    Vedat Demiroğlu’nun ölümü üzerine devrimci öğrenciler eylem kararı alırlar.

    Sosyalist Devrimciler olarak anılan Türkiye İşçi Partisi (TİP)
    çizgisindeki Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF) üyesi öğrenciler
    Aksaray’daki TİP binası önünde ve İTÜ’de, Demokratik Devrimciler
    adıyla anılan Devrimci Öğrenci Birliği (DÖB) üyesi öğrenciler de
    İstanbul Üniversitesi Merkez kampüste toplanmaya başlarlar.

    17 Temmuz’da 6. Filo’yu protesto eylemleri sırasında devrimci
    öğrenciler arasındaki fikir ayrılığı giderek büyümüş, birbirlerini
    suçlamaya kadar varmıştı. FKF’li öğrenciler kollarına taktıkları
    siyah bantlarla Vilayet binasına doğru yürüyüşe geçerler.
    Polisle çatışmama, yere oturarak pasif direnişe geçme
    kararı almış olan Harun Karadeniz’in önderliğindeki öğrenciler
    Vilayet önüne vardıklarında polis pasif direnişe bile zaman
    bırakmadan kalabalığı döverek dağıtır. Ardından gelen ikinci
    öğrenci grubu da polisin sert tepkisiyle karşılaşırken
    aldıkları karar doğrultusunda yere otururlar.
    Oturan öğrenciler polis tarafından tutuklanır.
    Deniz Gezmiş önderliğindeki Demokratik Devrimciler, polis tarafından
    Çemberlitaş’ta durdurulur ve öğrencilerle polis arasında çatışma çıkar.
    Günün sonunda 47 öğrenci tutuklanırken, birçok öğrenci de yaralanmıştır...


    Cenaze Töreni
    Ertesi gün Vedat Demircioğlu’nun cenazesi kaldırılacaktır.
    Fakat cenaze geceden Vedat Demircioğlu’nun ailesine teslim
    edilerek Konya’ya doğru yola çıkarılmıştır. Bunun üzerine devrimci
    öğrenciler cenaze törenini sembolik bir tabutla yapma kararı alırlar.

    Vedat Demircioğlu için sabahın erken saatlerinden başlayarak
    Hukuk Fakültesi önünde toplanan öğrenciler, Anıtı çevresinde
    ellerinde Vedat’ın portrelerini tutarak saygı duruşunda bulundu.
    Daha sonra Dekan Reha Poroy, Prof. Tarık Zafer Tunaya ve
    öğrenci temsilcileri birer konuşma yaptı. Konuşmalar yapılırken
    üniversite bahçesine üzerine Türk bayrağı örtülü Vedat’ın
    sembolik tabutu getirildi. Sembolik tabutla yürüyüşe geçen öğrenciler
    Plevne Marşı’nı söyleyerek ve sloganlar atarak Adliye binasının önüne geldi.

    Yapılan kısa konuşmalardan sonra Cağaloğlu’ndan saparak Vilayet’e
    yürümek isteyen öğrencilere polis, cop ve kalkanlarla saldırdı;
    öğrenciler taşlarla saldırıya karşılık verince, Cağaloğlu bir anda
    savaş alanına döndü; öğrenciler coplandı ve yerlerde sürüklendi.
    Olayların boyutlanması üzerine Cağaloğlu’na askeri inzibatlar sevkedildi.
    Polisin öğrenciler üzerine acımasızca saldırısına askeri inzibatlar
    kayıtsız kalmayınca yer yer askerlerle polis arasında da çatışmalar oldu.


    Konya’da Uzun Gece
    Olaylar 25 Temmuz’da Beyazıt’ta yaşananlarla sınırlı kalmaz.
    23 Temmuz akşamı başlayıp geç saatlere kadar devam eden
    bir başka olay daha yaşanır. Vedat Demircioğlu’nun cenazesinin Konya’ya getirileceğinin belli olması üzerine Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS)
    ile Türkiye Milli Talebe Federasyonu (TMTF)
    Emperyalizmi Kınama mitingi düzenlemek ister.

    Ancak Konya’daki gerici esnaf örgütleri ve Komünizmle Mücadele Derneği
    bu mitingin yapılmasına karşı çıkarak daha sonraki yıllarda
    çokça göreceğimiz üzere (Kahramanmaraş, Malatya, Çorum, Sivas benzeri...) gericileri sokağa dökmeyi başarırlar.

    Kenti yakıp, yıkmaya başlayan bu gözü dönmüş kara kabalıklar,
    Yeni Konya gazetesini, ilerici kitapevi ve kurumlara saldırdılar.
    Sokak başlarında kitaplar yakılır. Hızını alamayan kalabalık bu kez
    hedeflerini büyüterek kentteki eğlence yerlerine, kulüplere yönelir.
    Saldırılar sırasında meydana gelen deprem nedeniyle
    kentin elektrikleri de kesilince olaylar daha da büyür.
    Son durak Konya Orduevi’dir.
    Askeri birliklerin müdahalesi ile saldırılar son bulur.
  • 25 Temmuz 1968'de Vedat Demircioğlu'nun öldürülmesiyle,
    Türkiye'de de hızlanmaya başlayan siyasal cinayetlerin
    sayısı bugün yüzlerin üstüne ulaşmıştır.
    Yani sekiz yıldır, yaşları yirmi beşe değmeyen bir kuşak
    ölümle susturulmaya çalışılıyor.

    6 Mayıs 1972'de idam hükmü giyip darağacında can verdiklerinde,
    Deniz, Yusuf ve Hüseyin'in yaşları toplamı,
    o güne dek ölen arkadaşlarının sayısının altındaydı.

    Vedat öldürüldüğü gün Deniz, Üniversite Merkez Binası'ndan
    Sultanahmet'e doğru yürüyen kalabalığın önündeydi.
    Kavgasına adını kanıyla yazdırdığı ilk yıllardı.
    Yediği taşlardan sarsılacak kadar ince, genç;
    geri dönmeyecek kadar gözüpekti...

    Günlerin ölüm haberleriyle geldiği bir dönemdi.
    Yaşadığı kısacık hayatında, en yakın arkadaşlarının
    bir bir düşüşüne tanık oluyor, bu onu derinden etkiliyordu.
    Kavgasına ölüm haberleri içinde hazırladı kendisini.