• - Kuran'ın ilk cümlesi "Oku!"dur. Kuran, Islamiyet'in kutsal kitabı olduğuna göre, kendisini Allah elçisi olarak tanıtan Muhammed'in 63 yaşına kadar okur-yazar olmaması nasıl açıklanabilir? Bu durumda karşımıza şöyle bir olumsuz tablo çıkmaktadır: (Bu mantık, Kuran'ın gerçekten kutsal bir kitap ve Muhammed'in de gerçekten Allah'ın-varsa eğer- peygamberi olduğu varsayımı ile mümkündür): Birinci durum, Allah'ın Muhammed'e gönderdiği ilk ayet "Oku!" olmasına rağmen, Muhammed bu emri dikkate almamış, okuma-yazma öğrenmek için bir gayrete girmemiş demektir. Ya da, Allah, okumanun önemini bu denli bir hassasiyetle vurgulamış olmasına rağmen, Muhammed'e okuma-yazmayı becerecek akli yeteneği vermemiştir.
    Oysa, kutsal bir kitabuı insanlara duyurmak için seçilmiş olan birisi için bular geçerli olamaz. Çünkü, her iki durumun da geçerli olması halinde bir iç tutarsızlık ortaya çıkar. Birinci durumun, yani Muhammed'in Allah'ın emrini dikkate almamış olmasının kabulü halinde, Muhammed, Allah'ın emrine itaatsizlik göstermiş demektir. Bu da hemen işin başında iken, peygamberlik sıfatını kaybetmesi anlamına gelir. Zira, İslam inancına göre, bir insanın peygamber olabilmesi için zorunlu beş temel koşuldan birisi olan "sadakat" sıfatına sahip olması gerekir. Bir başka deyişle, bir peygamberin "Tanrı'sına sadık ve onun emirlerini harfiyen yerine getirmesi" beklenir. Bu asgari bir koşuldur. Bundan ayrı olarak, diğer ikinci koşul olan "emanet" de yerine getirilmemiş sayılır. Allah'tan "Oku!" emrini alan kişi, bu emri yerine getirmeyerek güven vermemiş olur. Bu herşeyden önce, Kuran'a karşı suç olsa gerekir. Zira, peygamberliğin bir diğer koşulu da, "ismet"tir. Yani, masum-suçsuz olmak demektir. Muhammed, ömrünün sonuna kadar peygamberlik sıfatını taşıyacağına göre, tüm bu koşullara ömrünün sonuna kadar sahip olması gerekiyordu. Hal böyle olunca, önermemizi, "Muhammed, Allah'a sadık, bağlı ve onun emirlerini kusursuz bir şekilde yerine getiren aynı zamanda güven verici birisidir" şeklinde formüle ettiğimiz durumda da, onun neden okur-yazar olmadığını açıklamakta çaresiz kalırız.
    Burada elimizde tek bir yol kalıyor. O da, ilk çözümlemede ele aldığımız ikinci olsasılık. Yani, Muhammed'in okur-yazar olamayacak kadar zeki ve becerikli olmadığı.. Oysa, bu durumda da bunu düşünmek mümkün değildir. Öncelikle, peygamber olmanın diğer bir koşulu olan "fetanet" karşımıza çıkar. Fetanet, akıllı ve zeki olmak demektir. Şu halde, Muhammed, akıllı ve zeki olmalı idi.
    Buna ilave olarak, İslam inancına göre madem ki Allah herkese dilediği ölçüde zeka ve beceri verme kudretine sahiptir, yine made mki Muhammed Allah'ın en sevgili kuludur, o halde Allah, belki de ilk olarak Muhammed'e okuma-yazma konusunda gerekli yetenekleri vermiş olmalıydı. Bu durumda, Muhammed'in sorunu daha da büyüyecek, öyle ki; Muhammed, sadece "Oku!" emrini yerine getirmeyen bir kişi olarak değil, peygamberlik görevinin gerektirdiği beş zorunlu koşuldan dördünü ihlal edip, sadece "tebliğ" koşulunu yerine getiren bir peygamber olarak karşımıza çıkmış olacak. Bu durumda da, Allah'ın emirlerini insanlığa aktaran/duyuran, ancak kendisi o emirleri yerine getirmeyen bir peygamber durumuna düşer.
    Ayrıca, Muhammed'in ashabından olan Zeyd bin sabit, 15-20 gün gibi çok kısa bir süre içinde İbraniceyi öğreniyor ise, Muhammed'in okuma-yazma bilmediğini ve öğrenemediğini gerçekçi bulmak çok güçtür. (Zeyd'in 15-20 günde Muhammed'in emriyle yazı öğrendiğine ilişkin kaynakça: İbni Esir, el-kamil, 2/176, "Üsd", No:1824; Ebu davud, İlim, 1; Tirmizi, İstizan, 22, No:2716; Buhari, Ahkam, 40).
    Netice olarak, şu sonuca varıyoruz: Muhammed, kendi zamanının duyarlı insanların en önemlisi ve gerçekten de kendisi en iti yetiştirmişlerden birisidir. "Okur-yazar olmaması" iddiası ise, bu kendi düşüncelerini topluma kabul ettirebilmek için uydurulmuş bir taktitktir. Böylece, "Kur'an, Allah'ın, Muhammed aracılığıyla insanlığa gönderdiği bir kutsal kitap değildir. Kuran, Muhammed'in ve arkadaşlarının hazırlamış olduğu bir beşeri eserdir."
    Bütün bu bilgiler değerlendirildiğinde, Muhammed'in okur-yazar olmadığı iddiası pek gerçekçi olmuyor. Ancak; varsayalım ki, Muhammed okur-yazar değildi; bu durumda da yine birşey değişmez. Zira onun "vahiy katipleri" denilen ve aynı zamanda Muhammed'in çoğu kez kendileriyle iştişare yaptığı bir kurmay kadrosu vardı. Dört halife de bu kadronun içinde yer alıyordu. Bu durumda, Muhammed'in yazdırdığı ayetlerin bazılarının, bu seçkin kadro tarafından şekillenmiş olması mümkündür. Enes bin Malik'in şu anlatımına bakınız:
    "Vahiy katiplerinden birisi, Muhammed'i sınamak için hep kendisine yazdırılmak istenenenin tersini Kuran'a yazıyordu. Özellikle bu ters ayetleri, Bakara ve Al-i Imran surelerine yazıyordu. Adam, Muhammed'in bu yanlışları farketmediğini görünce, onun peygamberliğine inanmıyor ve sonuçta Islamiyet'ten vazgeçip, Hristiyanlığa geçiyor. Doğal olarak da bu olayın propagandasını yapmaya başlıyor. Birgün adam vefat ediyor. Mezara gömülünce, onun cenazesi ertesi gün mezarın dışında bulunuyor. Bunun gerekçesi de, Muhammed'e karşı geldiği ve Kuran'a da yanlışlar yazıp propaganda yaptığı için,, Allah'ın onu cezalandırması olarak öne sürülüyor. Bu durumda, adamın akrabası ile Muhammed ve taraftarları arasında sert tartışmalar yaşanıyor: Akrabası, 'Cenazemizii siz çıkarmışsınız' diyor, Muhammed ve müslümanlar da 'Hayır, biz öyle birşey yapmadık, adamınız işlediği günahtan dolayı Allah tarafından mezardan atılmıştır' diyorlar. Bir daha gömülür ve ertsi günün sabahı onun cenazesi bir hada mezarın dışında bulunur. Tekrar tartışma, tekrar gömülme derken, üçüncü gün bir hada cenaze dışarıda bulunur. En son, orta yerde kalır." (Bu efsanenin anlatıldığı kaynaklardan bazıları: Tecrid-i Sarih, Diyanet Tercemesi, No: 1477-9/309; Buhari-Müslim hadisleri, el-Lü'lüü ve'l mercan, No:1772; Buhari, menakıb, 25; Müslim; Sıfat-ı Munafıkin, Bo:2781; İbn-i Seyyid-in Nas, Uyun-ül Eser, "Katipler" bölümü, 2/316; Ebu davut Sicistani, Kitabü'l Mesahif, s.3; Ahmet bin Hanbel, Müsned, 3/121).
    Bu olay, Kuran'dan sonra İslamın ikinci anayasaı olan ve aynı zamanda Diyanet tarafından tercüme edilen Tecrid-i sarih'te sanki bir mucize olarak değerlendirilmiştir. Şunu da belirtmek gerekir ki, kabrin cenazeyi dışarı atması hep geceleyin oluyordu. İlmi verilere ve aklı selime ters düşen bu masaldan ibret almak gerekiyor!.
    Muhammed okur-yazar olmasa bile bu Kuran'ı hazırlayamayacağını göstermez, diyoruz. Ve bir iki örnek veriyoruz: Bilindiği gibi Aşık Veysel de okur-yazar değildi ve küçük yaşta da görme kabiliyetini kaybetmişti. Ancak, onun hazırladığı şiirler ve besteleri o kadar güzeldir ki, herkes tarafından tanınan bir ozan olmuştur. Yine, zamanımızın ses sanatçılarından İbrahim Tatlıses de okur-yazar değildi. Ama, ezberleyerek okuduğu, yorumladığı türkü ve şarkılar ile zamanımızın en ünlü sanatçılarından birisi durumundadır. Şimdi, okur-yazar olmamalarına rağmen insanlara hitap etmekte bu kadar kabiliyetli olan bu insanları, peygamber mi ilan etmek gerekiyor?
    Şu halde, acaba Kuran'ın Ankebut Suresi'nin 48,ayetiyle benzerlerinde yer alan "Ey Muhammed, sen okur-yazar değildin" sözünden ne amaçlanmış olabilir? Evet, olay aslında bir taktiktir. Bu taktik ile "Okur-yazar bile olmayan birisi, nasıl olur da böyle bir kitabı ortaya çıkarabilir? Elbette çıkaramaz. Arkasında ilahi bir güç bulunmayan bir ümmi böyle bir kitap hazırlayamaz. O halde, Muhammed'in arkasında ilahi bir güç yani Allah vardır, Kuran, Allah'tan inmiş semavi bir kitaptır" denmek istenmiştir.
  • Ilk halife hz Ebubekir vefat edince gözü görmeyen yaşlı kadınin bakımını bizzat hz Ömer üstlenir .yaşlı kadin sorar hz Ebubekir i kast ederek
    arkadaşın öldü mü?
    Hz omer:
    Nasil anladin?
    Bna hurma getirmiş sin lakin çekirdeğini çıkarmamışsın.!
  • "Vefat eden kişi en son verdiği oy ile Recep Bey'i desteklediyse mekanı cennettir." - Diyanet Tic. Ltd. Şti.
  • 96 syf.
    ·2 günde·10/10
    Yazar, 29 haziran 1900 Lyon, Fransa'da doğmuş. 31 temmuz 1944 de Marsilya, Fransa'da vefat etmiş. Fransız pilot, yazar ve şairmiş Küçük Prens eseriyle ünlenmiş.
    Küçük prens pilot olan bir çocuğun gözünden dünyayı anlatıyor. Büyüklerin yapmış olduğu davranışları, yanlışları, kaybettikleri yaratıcılıklarını ve belki de azalan hatta kaybedilen hayal güçlerini, büyüklerin yalnızlıklarına çocukluklarında yaşayıp unuttukları şeyleri canlandırıyor. Tabiki kitaptan çok daha fazla şeyler çıkabilirsiniz değişik şekillerde yorumlar yapılabilir. Okumadıydanız benim gibi geç kalmayın bir an evvel okuyun ve hep kitapla ve içimizdeki çocukla kalın sevgiler.
  • Müslüman vefat edince
    Allah rahmet eylesin
    Taksiratını affeylesin
    Mekanı cennet olsun denir
    Toprağı bol olsun denmez