Ne kadar saçma olursa olsun hiçbir görüş yoktur ki insanlar içlerinde bunun genel olarak kabul edildiği yönünde bir kanaat oluşur oluşmaz kolayca benimsemeye yanaşmasınlar. Örnek davranışlarını etkilediği gibi düşüncelerini de etkiler. Onlar sürünün önünde giden kösemeni takip eden koyunlara benzer. Daha düşünür düşünmez cansız yere yığılıverirler.
Zahiren doğru ve ikna edici olduğunu gösteren her türlü emareye karşın, doğruluğun sadece görünürde olduğu ve tartışma esnasında aklımıza onu bozup alt edecek veya beyanımızın doğuruluğunun teyidine muvaffak olabileceği inancıyla karşı delile saldırmayı bir kural haline getiririz. Bu suretle sahtekar olmaya neredeyse zorlanırız veya her halde böyle yapmanın ayartısı çok büyüktür. Dolayısıyla aklımızın zayıflığı ve irademizin tersliği birbirini karşılıklı destekler ve tartışmacı sanki bu bir savaşmış gibi hakikat için değil, önermesi için savaşır.
Eğer A ile B birlikte düşünmeye girişmişse ve herhangi bir konuyla ilgili görüşlerini birbirlerine aktarıyorlarsa, bu safi tarihsel bir olgu olmadığı sürece ve A, B’nin hangi konuyla ilgili görüşlerinin kendisininkiyle aynı olmadığını fark etmesi durumunda yapmış olabileceği herhangi bir hatayı ortaya çıkarmak için kendi düşünme yöntemini gözden geçirmekle işe başlamayacak, fakat yanlışın B’nin düşüncesinde meydana geldiğini varsayacaktır. İnsan doğası böyledir, hep kendisinin haklı olduğunu iddia eder. Bir başka söyleyişle, insan doğal olarak dik başlıdır.