• Velhasıl kelam.. Hissettiğin kadar kalbinde, söyleyemediğin kadar dilindedir. 
  • 261 syf.
    ·37 günde·8/10
    Upuzuuun zamandır okuduğum bu kitabın yorumuyla geldim şimdi dee Sineklerin Tanrısı hayali bir 3. Dünya Savaşı'nda, atom bombalarının yer aldığı bir savaşta, bir uçakla bir grup çocuğun bir yerden başka bir yere götürülürken kaza sonucu bir adaya düşmesi ile başlar. Çocukların kendi aralarındaki münakaşalarını,mücadelelerini konu edinirken gizliden gizliye birtakım imalar eşliğinde bazı düşünceleri de vermek istemiştir yazar aslında. Anlamlandıramadığım bir ton şey kitabın sonsözü ile vuku buldu bende. Saf kötülüğün, saf iyiliğin yanı sıra iyi tarafları bastırılmış insan ile kötü tarafları bastırılmış insan halini içeren karakterler seçmiştir kendine. Mercan Adası'na atıfta bulunur kitapta ki baş karakterlerden Ralph ve Jack adlı kişiler aynı zamanda Mercan Adası'nın da karakterleri imiş. Başta güzel bir düzen kurarak oy birliği ile Ralph'ı lider seçerler ve her şey yolunda, herkesin bir görevi var iken diğer lider vasıflı Jack bu duruma baş kaldırır. Kurtulmaları için tek çare sürekli yanmasını sağlayacakları büyük bir ateş iken çocuklar artık bundan yüzünü çevirir ve Jack'in peşine takılıp, onun 'kabilesine' katılarak domuz avlamaya başlarlar. Ve bunun yanısıra adada bir karabasanın gezindiği söylentisi tüm küçük çocukların korkusu iken onları onu koruyacak güçlü bir kişinin yanında durmaya iter, zayıflıklarını Jack'in yanında kalarak gizlerler. Domuzcuk denilen karakter başından beri en olgun davranan çocukken o hep hor görülür, aşağılanır. Sineklerin Tanrısı aslında şeytanın ta kendisidir ve Simon'un da keşfettiği gibi asıl şeytan, asıl canavar içimizdedir. Velhasıl kelam okunmalı bu kitap. Dediğim gibi yazarın ince dokunuşlarının çoğuna sonsöz ile erişebildim ancak. Okurken sıkılmıştım bir zaman ama şuan kitabı anlamlı buluyorum. Aynı zamanda kitap çok fazla çevre tasviri de içeriyor. İyi okumalar dilerim. Sevgilerle.
  • Kendi içine yağan bir kar tanesidir yürek.
    Velhasıl-ı kelam : Önce yüreğinden üşür
    insan ...
  • 192 syf.
    Sayın sevgili okurlar Farabi ile başbasa kalmış bulunmaktayiz. Farabinin diğer İslam filozoflari arasındaki yeri ayrıdır bende. Kendisi rasyonalist bir gelenek canlandirmistir doğu topraklarında. Elbette ki bunu yaparken Aristo ve Platon gibi filozoflardan büyük feyz almıştır. Epistemolojik acidan ele alındığında İslam kültüründe daha doğrusu doğu kültüründe mantığın ilerlemesi adına gerçekten çok büyük ön ayak olmuştur. Bununla kalmayıp İbni Rust ve İbni Haldun gibi muhteşem beyinleri çok etkilemiştir. Doğu toplumu için gerekli olan mantık ve rasyonalist düşüncenin yesermesi adına uğraş vermiş ve bu uğurda oldukça fazla eser aktarmıştir. Gazali ve ekolünden gelen kişilerin okunmasındansa Farabi ve ekolünden gelenlerin değil okunmasını hatmedilmesini kalben dilerim. Adam bilimsel konuşuyor bilimsel çıkarımlar yapmaya çalışıyor. İşlevsellik adına örnekler sunuyor ve toplumun kalkınması ugruna çaba gösteriyor. Ha bunu yaparken tavazu da gösteriyor. Öyle etek öptüren kişilerden değil.

    İdeal devlet eseri her ne kadar yönetim ve topluma atfedilse de eserde bu uğurda pek bisey ele alınmadığı ortadadır. Eserin tamamiyle politik olması ya da sosyolojik olmasını dilerdim. Okumaya başlamadan bunu umuyorum. Lakin eser sosyoloji ve yönetim anlayışı dışında bir çok şeyi ele almış bulunmakta. Tanrı anlayışı kavrayışi mantık gezegenler insan organları vs vs.. Bunlar eserde karşılaşacağınız konular. Dikkate değer bir şey de bunlar anlatılırken kademe kademe ele alınması. Daha büyük daha Erdemli daha kıdemli vs vs kademelere ayırarak ele almış Farabi. Ve bu kademeler önem derecelerini arzetmektedir. Sayısal değerlerle konular bağlantılandirilmis gibi. Bu özellik protagorasin sayı mistisizmini akla getirdi lakin karşılar mi sayı mistisizmini bilemem. Aristo ve Platon dan etkilendiği aşikar bu eserde..

    Eserin bir bölümünde toplum yapısına daha doğrusu olmasını istediği toplum yapısına deginmistir. Bunu yaparken zitliklara başvurup karşılaştırma yapmıştır. Kötü toplumlar cahil toplumlar Erdemli toplumlar demokratik toplumlar. Onun istediği toplum olabildiği kadar erdemli olup demokratik olmalidir. Bu şekilde ilerleme sağlanabilir ancak. Bu toplumlarda bilim gelistirilmeli, hırsızlik yapılmamali ve boş işlerle uğrașılmamalıdır. İstendik yönde bir toplum düşüncesi olduğundan ötürü eser az biraz ütopik değerler taşımaktadır. Ve böyle bir düzenin oluşturulabilmesi için elbette ki yöneticilerinin de çok iyi olması lazım. Ya da çok iyi yöneticilerin seçilmesi lazım. Filozoflarin yönetici olması gerektiği düşüncesi Farabide karşımıza çıkmaktadır. Farabi'ye göre, başkanlık edecek kişide su erdemler bulunmalıdır: Organları tam olmalıdır, anlayışlı olmalıdır, belleği güçlü olmalıdır, akıllı ve ince görüşlü olmalıdır, güzel konuşmalıdır, öğrenmeye gönüllü olmalıdır; yiyeceğe-içeceğe ve eğlenceye tutkun olmamalıdır, doğruluğu sevmeli, yalancılıktan kaçınmalıdır. Nefsini yüksek tutmalı ve kendisinden kuşkulandıracak şeylerden çekinmelidir, dindar olmalı ve dünyevi kaygılarda gözü bulunmamalıdır, adaletli olmalı ve kötülük yapmaktan çekinmelidir, işinde arzulu olmalıdır.

    Velhasıl kelam sevgili okurlar.. Bu eser okunmali. Gazali ve ekolundense bunlar okunmali. Eser çok karışık. Anlamakta cidden zorlanacak yerler olmakla birlikte anlama uğruna yani başınızda olan nesnelere başvurabilirsiniz benim gibi. Kademe anlayışı olduğu için değerlerini akılda tutmak adına kalemi en başa bardağı bir altına silgiyi en alta koymak durumunda kalabilirsiniz siz de. :) :) olabildiği kadar not tutmanız iyi olacaktır düşüncesindeyim. Ve sindire sindire okumanızı dilerim.

    İyi okumalar
  • Elimde kalemim bir şeyler karalıyorum.
    Bugünlerde neden bu kadar hüzün yüklüyüm neden bu alınganlık neden bu küskünlük...
    Hayat ne garip sizce de öyle değil mi ?
    Nerede iyi bir insan varsa oldukça üzgün nerede kötü şeytani bir insan varsa oldukça mutlu.
    Düşünüyorum neden ?
    Bu hayatın kanunu adaleti neden böyle neden iyiler hep kaybediyor neden ? Ama bir türlü soruma yanıt bulamıyorum.

    Velhasıl kelam bu dünya yaşamına ayak uyduramıyorum....
  • 240 syf.
    ·8/10
    Kitabı bitirince Banker Bilo'nun "Yaptım ama bir sor niye yaptım?" repliği aklıma geldi. Okudum ama bir sor niye okudum?
    .
    .
    Kitapta bir sürü yer çizdim, cümleler aşırı hoşuma gitti ama cidden beni çok zorladı. Dili sade ve akıcı lâkin yazar anlatmak istediği mesajı tam aktaramamış okuyucuya. Yüzeysel mi geçmiş gereksiz yere dallanıp budaklanmış mı konu hâlen bunu ayırt edemedim. Yani o derece kafam karıştı işte. Ama çizdiğim yerleri çok sevdim işte.
    .
    .
    Dünya ile her bakımdan aynı olan bir gezegen daha var. Oraya gözlemciler gönderiyorlar. O gezegendeki olaylara müdahale edemiyorlar lâkin bunları kayıt altına alıyorlar. Gezegeni biraz da bizim şu anki durumumuza benzetmedim desem yalan olur. Kitap okuyanları istemiyorlar, insanlar bilgilensin cahillikten kurtulsun istemiyorlar falan filan. Yazar resmen şu anki durumumuza parmak basmış dedim. Kitap okuyandan korkar hâle geldik malûm!
    .
    .
    Velhasıl kelâm okuması kolay anlaması zor bir kitap ama yine de ortanın bir tık üstünde bir kitap.
    .
    .
    Insan, gerçek hayatın anlamsızlığından kurtulmak için doğru ile yanlış arasındaki çizginin besbelli olduğu büyülü ormana kaçabilir.
    .
    .
    Hiçbir tuzak gürültüsüz olmaz.

    #parlakmeltemkitapligi
  • Velhasıl kelam çay demini ,
    İnsan edebini kaybetmemeli ...!