Babalar hakkında yazmak daha zordur. Belki de annenizle aranızda görünmez bir göbek bağı varlığını çocukluğunuz boyunca sürdürdüğü içindir; anne hep yanınızdadır, öğle yemeğini hazırlar, hastayken size o bakar, elini alnınıza koyar; anne, içinde yüzdüğünüz hava gibidir. Baba bambaşka bir şeydir-puslu, belirsiz ve karanlıktır, bazen korkutucudur, çoğu zaman ortada yoktur, sigarasını şnorkeline kenetlenerek başka sularda ve bulutlarda yüzer.
Sosyalist zamanların mevcut olmayan babası. Yokluk aslında tüm dünya kültürlerinde babaların bir özelliği değil midir? Onlar ya cephededir ya hapishanede, ya altın postun peşindedir ya da adalarda perilerle eğlenirler, ya ev dönüşü fırtınaya yakalanırlar ya da dünyanın meyhanelerinde takılırlar, ya bir yerlerde gurbet ellerde para kazanırlar ya da sadece canları eve gelmek istemez.
Çocukluk dikeydir. Yukarıya doğru büyürsün, boyun bahçedeki güllerinki kadardır, herkes sana her yıl ne kadar büyüdüğünü tekrar edip durur, baban seni havaya kaldırır, parmak uçlarında yükselirsin, her şey kıpır kıpır hayat ve hareket doludur, yatmak istemezsin ancak zorla yatarsın. Yaşlılık yataydır. Azıcık dinlenelim, öğleden sonra uzanalım, kanepeye şöyle bir uzanacağım sadece, çünkü belim... Yaşlılık uzun süreli, belki de sonsuz bir yataylığa alışmaktır.