Körlerin avantajı, ışık yanılsaması denebilecek şeyden yararlanmalarıydı. Aslında, zamanın gündüz ya da gece, sabahın ya da akşamın alacakaranlığı olmasını, şafak vaktinin sessizliği ya da öğle saatinin gürültü patırtı içinde bulunmalarının körler için fazla bir önemi yoktu, onlar her zaman, sisin içinde parlayan güneşin verdiği ışık gibi, görkemli bir beyazlık içinde yüzüyorlard. Körlük onlar için, sıradan karanlıklar içinde değil, görkemli bir ışık içinde yaşamaktı.
Yapacağımız her hareketten önce ciddi olarak düşünmeye başlasak, vereceği sonuçları önceden kestirmeye çalışsak, önce kesin sonuçları, sonra olası sonuçları, sonra rastlantısal sonuçları, daha sonra da ortaya çıkması düşünebilecek sonuçları düşünmeye kalksak, aklımıza bir şey geldiğinde, bulunduğumuz yere çakılır, hangi yöne olursa olsun bir adım bile atamazdık..
Tanrım, gözlerimizin görememesi ne büyük büyük bir eksiklik, belirsiz gölgeler halinde bile olsa görebilmek, bir aynanın önünde durmak ve koyu, pek iyi seçilemeyen bir lekeye bakıp, bu benim yüzüm, ışık almış öteki nesneler benim alanıma girmiyor, onlar ben değilim, diyebilmek....