Monica gibi mahkum eşleri, aşırı seven kadınların belki de en uç örneklerindendir. Eşleriyle herhangi bir yakınlık kurmaları imkansız olduğundan bir düşlem dünyasında yaşamayı seçer, partnerleri bir gün değişip onların ulaşabileceği bir konuma geldiğinde ne kadar
sevip sevileceklerine dair rüyalara dalarlar. Ancak bu yakınlığı yalnızca düşlem seviyesinde kurabilirler.
Bize kötü gelen bir ilişkiyi sonlandırmamız ne kadar zorsa, o ilişkide çocukluk mücadelelerimizden o kadar çok unsur vardır. Aşırı sevdiğinizde aslında çocukluğunuzdaki korku, öfke, hüsran ve acınızın üstesinden gelmeye çalışıyorsunuzdur, dolayısıyla ilişkiyi bitirmek, o ana dek size yapılmış her türlü yanlışı düzeltebileceğiniz ve huzura kavuşabileceğiniz çok kıymetli bir fırsattan vazgeçmek gibi görünür.
Bu kültür unsurlarının benimsetmeye çalıştığı
anlayışa göre aşkın derinliği çektirdiği acıyla ölçülür ve gerçekten acı çeken, gerçekten sevmektedir. Bir şarkıcı, çok acı çektiği halde sevgilisinden vazgeçemediğine dair hüzünlü bir şarkı mırıldansa, yalnızca bu bakış açısına tekrar tekrar maruz kalmanın etkisiyle
bile bir yanımız şarkıcının ifade ettiği hissin doğrusu olduğunu kabullenir. Acı çekmenin aşkın doğal bir parçası olduğuna inanır ve aşk uğruna acı çekmeyi olumlu bir özellik olarak görürüz.
Popüler şarkılardan operaya, klasik edebiyattan aşk romanlarına,pembe dizilerden sanatsal film ve tiyatro oyunlarına kadar birçok eserde karşılığını bulmayan, olgunlaşamayan aşk ilişkileri çekici kılınıp yüceltiliyor.