"Er kişi ekmeğini kazanır." tekerlemesi erkeği daracık bir dünyaya itip köle yapan görkemli bir yalandı. Erkekliğin ekmek kazanmakla hiçbir ilgisi yoktu. Erkeklik sevmek, kötülük etmemek, kırıp dökmemek, öldürmemekti.
Çalılıkların gerisinden, az önce dökülen kanlara bulanmış kıpkırmızı bir güneş doğdu. Yalnız çok geç kalmıştı doğmakta. Hiç gereği yoktu, doğmasaydı da olurdu. İnsanların ruhlarını bir örümcek ağı gibi saran karanlıkları dağıtamadıktan sonra doğmuş ya da doğmamış, hepsi birdi.
En iyi insan hep susan, kafasına kafasına vurulduğunda hiç sesini çıkarmayan, boyuna çalışan, günde beş vakit namaz kılan, el etek öpen insandı. Bu köpek de nereden gelmişti buraya? Hayır, kimse kimsenin rahatını bozamaz, kimse kimsenin malına ırzına göz dikemezdi. Yalnız muhtarlar, kaymakamlar, ağalar paşalar çalıp çırpabilir, onlardan hiç kimse hesap mesap soramazdı. Çünkü onlar çok, çok büyük adamlardı.