Bu kitap şahsımca epey uzun bir incelemeyi hak ediyor. Ama bunu yapabilecek kadar vaktim yok, beni en çok üzen şey de bu.
Rahatlıkla söyleyebilirim ki bu yıl okuduğum en etkileyici üç roman arasına çok rahat girdi. Dostoyevski, her zaman ki gibi tüylerimi ürpertti, beni çok farklı diyarlara götürdü. Kendisinden en çok fikir aldığım yazarlardan birisi de odur. Fikir dünyamı yıkıp yeniden inşaa eden cümleleri olmuştur.
Eğer okumamış olan arkadaşlara okumalarını gerçekten şiddetle tavsiye ediyorum. Olaylar, Makar Devuşkin ve uzaktan akrabası olan Varvara'nın karşılıklı mektuplarıyla aktarılıyor. Onların sefil ve yoksul yaşamlarına; ruh hallerine doğru bir yolculuğa çıkıyorsunuz roman boyunca.
SPOİ!
SPOİ!
SPOİ!
Kendimi bulduğum ve o sefaleti iliklerime kadar hissettiğim bir roman oldu. Özellikle bir karakter vardı, Varvara'nın geçmişine döndüğü kısımda, Pokrovski. Nedendir bilmem, ama Pokrovski ile derin bir bağ kurdum, sanki onda beni yansıtan bir şey vardı. Yazarın ölümünü açıkladığı yerden sonra bir müddet kendime gelemedim. Gözlerim doldu, sanki ben ölmüşüm gibi hissettim.