Acelemiz olduğunu söylüyoruz. Acele ediyoruz. İşlerin, insanların ardından koşmaya, yetişmeye çabalıyoruz. Ama içimiz gene de tatminsiz, çünkü biliyoruz ki, tamamlayabildiğimiz işler daima yetişemediğimiz, yarım bıraktığımız, yarım bırakmak zorunda kaldığımız işlerimizden daha az görünüyor. Bir de içinde yaşadığımız ve "hızlı" diye nitelenen çağımız, bizi, baş döndürücü bir hız girdabının içine sürüklemeye yetiyor. İşimizin daima biraz daha aceleyle ve biraz daha hızla ifa edilebilmesi için, birileri elinden geleni ardına koymuyor. Böylece, neredeyse hiçbir şeye demlenme fırsatı tanınmıyor dense yeridir.