— O halde beni hala seviyor musun, dedim.
— Tabiî değil mi, Azize?
— Nasıl tabiî Hasan? Sevmek böyle mi olur? Ben kederimden ölüyorum, sen taş gibi duruyorsun.
— Ne yapayım Azize?
O vakit kendimi anlatmak imkânı olmadığını, karşımdakinin, hakikaten kafamı çarpa çarpa parçalayacağım bir kaya olduğunu hissettim.
Şimdi bunları yazarken gözlerim kupkuru, fakat kalbime nereden geldiğini bilmediğim hasret ve feragat yaşları ateş gibi, zehir gibi damla damla düşüyor ve her düştüğü yerde derine giden bir sızı, bir ateş, bir acı duyuyorum. Kalbim bu akşam bu ince ve uzun sızılarla delik deşik, nasıl fena ağrıyor!