“Benim adım Mehtap,” dedim gülümseyerek, elini formalite icabı sıkmak için kolumu uzatmadan önce.
-“Mehtap. Çok güzel bir isim. Kökeni ne?”
-“Farsça.”
-“Farsça… İranlı mısınız?”
-“Hmm,” dedim beyaz şarabımdan bir yudum almadan önce. “Babam İranlı.”
“Yıllar öncesinde oldukça ilginç bir kitap okumuştum,” dedi peçete ile gözlerinin altını silerek. Konuşmanın nereye varacağını az çok kestirebiliyordum. “Kitap Michiganlı bir kadın hakkındaydı. İranlı bir adam ile evlenmiş. Adam onu ve küçük kızlarını İran’a götürmüş ve orada da rehin tutmuştu. İran’da savaş devam ediyordu ve bombalar patlıyordu. Bu gerçekten yaşanmış buna inanabiliyor musunuz? Kadın, kızıyla birlikte sonunda kaçmış. İnanılmaz bir hikâyeydi. Filmi de çekilmiş. Neydi filmin adı?”
“Kızım Olmadan Asla.”
-“Evet, Kızım Olmadan Asla. Okunuz mu?”
-“Hayır,” dedim gülerek. “Yaşadım!”