Kalplerini iyileştirme isteğiyle içlerini açanlar hayli cesurdur. Çoğu insanın içinde iltihaplı yaralar vardır. İltihabın ya da hastalığın farkında olmadan hayatlarına devam ederler. Hayatı yaşamaya değer kılmak için en acı veren yaraların iyileşmesi gerektiğini bilmezler.
"Film çektikten sonra bir reklam şirketine girdin, ardından da tam zamanlı olarak başka bir şirkete geçtin, buna kim ne diyebilir? Biri bir şey derse onlara bunun senin hayatın olduğunu söyle. Gitmek de geri dönmek de sana kalmış. Başkalarının düşüncelerine takılma, istediğin neyse yap gitsin. Doğru olduğuna inandığın şey doğrudur, el alem ne der diye düşünme. Hiçbirini takma kafana. İnan bana, insanlar seninle sandığından daha az ilgileniyor.”
“İnsanlar benimle sandığımdan daha az ilgileniyor diyorsunuz. .. İşte şimdi damarıma bastınız."
“Tişört gitgide ıslanırken zihnime dolan hatıralara bakınca fark ettim ki âşıkken gerçekten mutlu görünüyormuşum. Sadece
başkasını sevdiğinde gülebilen biri olmaktansa kendim olduğumda gülmek istedim, çok güzel göründüğüm için. O lekeleri silmek istemeyişimin sebebi bu. Acı veren anıları olduğu gibi kabul edip güzel anılarınsa tadını çıkaracağım. Bir de bundan
böyle en çok kendimi seveceğim.”
Bazı kalplerdeki kırışıklar birkaç ütü dokunuşuyla düzelirken bazı kalplerdeki lekelere hiç dokunmamak daha iyidir. Bazı kalplerde o kadar çok delik vardır ki yıkamadan önce güzelce yamamak gerekir, bazı kalpleriyse ne kadar yıkarsanız yıkayın kirlerinden arındıramazsınız.