Birikmiş mülkiyetin adaletsizliğiyle ilgili doktrin, dinî ahlâkın temelidir. Bu ahlâkın gayesi, söz konusu adaletsizliği gidermek adına fertleri erdemle uyandırmaktır. Din hakkında en büyük etkiye sahip olan din önderleri, karşı konulmaz bir şekilde bu ilginç konuyla ilgili olarak kesin gerçeğin ortaya çıkarılmasına yol açtılar.
Halkın ibadeti akla uygun olduğu takdirde, şüphesiz akıl buna ilişkin doğrularını ve dayanaklarını yeterli ölçüde kanıtlayacaktır. Şayet bu Tanrı’dan geliyorsa, bunun devlet desteğine ihtiyaç duyduğunu düşünmek, kutsalana saygısızlık yapmak demektir. Şayet ibadet, siyasi müdahale dışında kendi varlığını idame edemiyorsa, o hâlde bunun büyük ölçüde yapay ve egzotik bir şey olması gerekir.
Ruhban sınıfına göre dinî itaatle ilgili bir yasa üretilir; kendi yurttaşları üzerinde yarattıkları etkileri göz önünde bulundurmak gerekirse, onlar samimiyetsiz, sıkılgan ve rivakâr insanların mezhebinde emi ve ahlâk bulmak isterler: bu insanların düşünsel kökeni, eylemlerindeki çözülmüşlük ve yetersizliğe dayanır.
Bir dahaki sefere kralsın be oğlum.. :)
İnsanlar yersiz endişelere sürüklenirler veya pasif bir şekilde despotizme ve adaletsizliğe boyun eğmeye zor edilirler, o verdikleri sabrın karşılığını öbür dünyada alabilsinler.