Yılın önümde uzanan günlerini bir dizi parlak, bevaz kułu gibi görüyordum, bir kutuyu öbüründen siyah bir gol ge gibi ayıran şey uykuydu. Yalnız benim için bir kutuyu bır sonrakinden ayıran gölgeler birdenbire kaybolmuştu ve önümde uzanan günleri beyaz, geniş, alabildiğine ıssız bie yol gibi görüyordum.
Sanki asıl öldürmek istediğim şey o derinin altında ya da başparmağımın altında atan o ince mavi damarda değil başka bir yerde, daha derinde, daha gizli ve ulaşması çok daha güç bir yerdeydi.
Kafamda akıl namina ne kalmışsa onu kullanarak bede. nimi tuzağa düşürmem gerekiyordu, yoksa beni elli yil bo-yunca o ahmak kafesinde hiçbir anlamı olmayan bir yaşama mahkum edecekti. Ve annem dilini ne kadar tutarsa tutsun, aklımı yitirdiğimi herkes er ya da geç anlayacak ve annemi, tedavi edileceğim bir tımarhaneye kapatılmam gerektiğing inandıracaklardı.
Ama benim hastalığımın tedavisi yoktu.