Güzel olan ne varsa acımadan verdin ona
Onu düşürdün güzelliğe tapanların yoluna
Senin o öfkeli ve kahredici çığlıkların
Doldurdu mavi renkli gökkubbeni sonra
Vah olsun böyle oyuna, bu acılı oyuna
Neden bizi böyle oyuncak ediyorsun
Elindeki tesbihin ipinde dönüp duruyoruz
Boş yere hızı döndürüp duruyorsun
Kendimi aynada gördüm, içinde yoktum ben
Aynada her zaman senden bir iz buldum
Bazen kudretinden bazen adaletsizliğinden
Bazen de kendini beğenmiş gözlerinden
Sen kendindin o melun şeytanı yaratan
Onu isyan ettirerek üstümüze salan
O sendin , sendin ki bir ateş kıvılcımından
Böyle bir şeytan yapıp yolumuza çıkaran
Sonunda hayal kırıklığı içinde din yaşamını terk ettim. Başarısızlık ve yetersizlik yükünden kurtulunca da Tanrı inancımın sessizce kayıp gittiğini hissettim. Elimden geleni yapmış olmama karşın, Tanrı, yaşamımda hiçbir gerçek iz bırakmamıştı.
Artık endişeli değildim, kendimi suçlu da hissetmiyordum. Tanrı, gerçek olamayacak kadar benden uzaklaşmıştı.
Gerçekten de Cehennem, Tanrı'dan daha güçlü bir gerçeklik olarak görünüyordu çünkü imgelemimde yaratabildiğim bir şeydi.Tanrı ise, biraz gölgeler arkasında bir kimlikti, imgelerden çok entelektüel soyutlamalarla tanımlanıyordu. 8 yaşlarına geldiğimde "Tanrı nedir?"sorusuna karşılık gelen kateşizm cevabını ezberlemek zorundaydım. "Tanrı yüce Rabtır; kendi başına vardır ve bütün mükemmellik içinde sonsuzdur." Bu cümlenin benim için bir anlamı olmaması şaşırtıcı değil ve beni bugün de etkilemediğini söylemeliyim. Bu her zaman yalnızca kuru, kibirli ve belagatlı bir tanım olarak kalmıştır.