Umuttan başka bir şey olmadığı için bir hayat boyu umutla yaşadıktan sonra insan zafer tadını yitiriyor. Tam bir zafer hissi için önce tam bir umutsuzluk yaşanmalı.
Taviri, kendisiyle beraber yalnızca bedeninin ve yüreğinin arzusunu değil; güzel, okunaklı el yazısını da götürmüştü kirecin içine.
Ama ona Devrim'i bırakmıştı.
Kim bilir kaç kez bağırmışlardı ona Uzunsaç, Uzunsaç diye; saçları kaç kez polisler veya genç kabadayılar tarafından yolunmuş, her yeni hapishanede, sırıtan bir asker tarafından usturaya vurulmuştu. Uzamışlardı yine de gürül gürül, dalga dalga, kıvır kıvır, yele gibi... Eski günlerde...
Ama hep "Asieo" olarak, soyadıyla, kamu insanı olarak: Özel insan gitmişti, sonsuza dek gitmişti. Onu tanıyan çok az kişi kalmıştı. Hepsi hapse girmişti. O günlerde gülerlerdi buna, bütün hapishanelerdeki bütün arkadaşlar. Ama orada bile değillerdi bugünlerde. Hapishane mezarlıklarındaydılar. Ya da meçhul çukurlarda.