Ama sadece katil değil, ölüm rolünün de bana verilmesi haksızlık. Zira ben ölüm değilim. Ben yaşamım: Ben ölümlüyüm.
Dünyada ölümü gözleriyle görmek isteyen varsa bu onların sorunu, benim değil. Onlar için Ebediyet'i oynayamam. Ölüm isteyen, ağaçlara başvurmasın. Görmek istedikleri o ise, birbirlerinin gözlerine baksınlar, ölümü orada görsünler.
"...Onlar Tanrı'yı saklayabilir, Işık'ı saklayabilir. Dünyayı geri istiyorum. Soruları istiyorum ben, cevabı değil. Kendi yaşamımı geri istiyorum, kendi ölümümü de!"
"...Biz görmeyi istediğimiz sürece ışık hep vardır. Sadece gözlerimizle değil; ellerin becerisi, zihinlerin bilgisi ve yüreklerin inancıyla görülemeyenler gözler önüne serilir, saklı kalanlar ortaya çıkarılır. Ve bu karanlık toprağın tamamı, uyuyan bir yıldız gibi parlamaya başlar."
Parmaklarının arasında yana doğru eğik tuttuğu teleskop merceği lamba alevini kenardaki tek bir parlak odağa, eğimin altındaki minik bir noktaya yansıtıyordu. Sanki bir zamanlar gökyüzüne çevrildiği o yüzlerce geceden bir yıldız alıp saklamıştı içine.
Onu geri getirip kendileriyle birlikte çalışmasına izin verdiler. Ona bir konuk, bir çocuk gibi davranıyorlardı. Onu evlat edinmişlerdi. O, onların sırrıydı.
Bir sır, bir define, saklı bir şey olmadıkça, hayat boyu, günün on iki saatini yerin altında kapkara bir çukurda geçirmenin bir güzelliği yoktu.