Kadınlar bakire olmalıydı, erkekler de paralı. Bu işte bir rezillik vardı ama tam olarak ne olduğunu bilemiyordum. Her neyse bu bir alışverişti ama ben bir parçası olamazdım.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Onu dövecekti... son zamanlarda karılarını döven erkeklerden hayranlıkla bahseder olmuştu. Yine de bu gizli tehdidi daha önce hayata geçirmemişti. Bir şey onu engellemişti; savurduğu küfürler ve suçlamalar bu zamana kadar el kaldırmasını engellemişti. Orada durmuş onu izlerken, yaptığı ve yapabileceği her şeyi bildiğimi hissetmiştim. Ve ondan nefret ettim... kendinden zayıf birine saldırabilecek kadar korkak olmasından nefret ettim... bir kadınla evli olmasının ona kanunlar önünde istediği gibi davranabilme hakkını vermesinden nefret ettim... öyle derin ve içgüdüsel bir nefret duyuyordum ki onu öldürmek istedim... neden tabancamı getirmemiştim ki?!
Tüm maaşlarını, aldıkları gece, Trinidad'da kadınların kendilerini erkeklerin arzularına sattığı "tepenin üzerinde" harcarlardı. Evlendiklerinde ki bu çok nadiren olurdu, sadece bakireler ile evlenirlerdi. Kadınların ömür boyu yatak ve yemek karşılığında bekâretleri dışında verebilecekleri hiçbir şey yoktu zira. Babalar kızlarının bekâretini, kalçalarındaki silahlar ve gözlerindeki uyarı ışığı ile banka hesaplarını koruyan adamlar gibi korurlardı.
O bakışı başka gözlerde de görmüştüm -kardeşim George da bana böyle bakardı; sevdiğim ve beni seven adam da bana böyle bakardı, bilirdim ki onun gözlerinde ben asla hata yapamazdım. Bu korkunç bir ifadedir çünkü bireyin bir başkasının içinde o kişinin rızası olsa da olmasa da kaybolduğu anlamına gelir.
"Elly!" diye bağırdı mutfağa doğru: "Gel buraya da topla şunu! Kızın sekizinci sınıfa kadar okumuş ama bir toplama bile yapamıyor". Benim için "kızın" demişti. Hoşlandığı bir şey yaptığımda genellikle "babasının kızı" derdi.