Sude

Sultan'ın müzik ve marangozluğa çok önem verdiğini biliyordu ama nedense muazzam tarihi eserler hiç ilgisini çekmiyordu. Koskoca antik Bergama'yı ve diğer kalıntıları Almanlara hediye etmekten çekinmemişti. Kazı izni isteyen yabancılara, altın, mücevher çıkarsa benim ama taşları götürün dediği için Avrupa ülkelerine vagon vagon tarihi eser gitmişti. Antik kentler, Zeus tapınakları, altarlar, Pergamon, Truva, Afrodisias, heykeller adeta yağmalanmıştı. Musul-Kerkük neftlerinin giderek artan ve artacak öneminin farkındaydı. Bu yüzden, neft bölgelerinin kendi devletinin mülkü olması ile yetinmeyerek oraları şahsi malı haline getirmişti. Ne var ki Roma, İyonya, Karya, Frigya ve daha nice üst üste yığılmış medeniyetin başyapıtlarını zenginlik olarak görmüyordu. Atası Fatih Mehmed Han, Homeros okuyarak etkilendiğı Truva'ya Hektor ve Aşil'in mezarlarını bulmaya gitmişti ama torunlarının pek azında bu tarih bilinci vardı. Sultan Hamid de onlardan biriydi işte.
Sayfa 228·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Çok ilginç şeyler öğreniyordu. "Bir insanı tanımak bir imparatorluğu tanımakmış" diye mırıldandı. Bu arada dışarıdan haber alamayan eski padişahın tuhaf bir kader yaşadığını düşündü. İmparatorluğunun bıraktığı gibi kaldığını düşünüyordu. Afrika'da kalan son Osmanlı toprağının kaybedildiğini, ordunun üst üste yenilgiler aldığını, Rusların desteklediği Balkan ülkelerinin kanlı savaşlar sonucunda teker teker elden çıktığını bilmiyordu. Arap eyaletleri de kaynıyordu, Kürt ve Ermeni isyanları tırmanıyordu. Artık herkes altı asır hüküm süren imparatorluğun yıkılmak üzere olduğunu biliyordu. Tek bilmeyen kişi eski hünkardı. Artık iyice alıştığı sürgün yaşamını kah mobilya yaparak kah ibadet ederek kah Doktor'a hayatının en zevkli dönemi olduğu anlaşılan Avrupa seyahatinin ayrıntılarını hikaye ederek huzur içinde geçiriyordu. Batmak üzere olan gemide, suların yükselmeye başladığı koridora açılan kamerasına kapatıldığı için hiçbir şeyin farkında olmayan zavallı eski bir kaptan gibiydi.
Sayfa 225·Kitabı okudu
Zaten kendisini deviren Hareket Ordusu da Selanik'ten İstanbul'a gelmemiş miydi? Talihin cilvesine bak; ihtilalciler bu şehirden İstanbul'a gidip yerleşmiş, kendisini ise geldikleri yere, ihtilal kokan şehirlerine postalamışlardı. Ne garip bir kaderdi bu? Zaten isminde bile meymenet yoktu bu şehrin. Büyük İskender'in talihsiz kız kardeşinin adının Osmanlılıkla ne ilgisi olabilirdi? Keşke yüzlerce yıl önce fethettikleri şehrin ismini değiştirselerdi ama kendi iktidar döneminde bile aklına gelmemişti bu. Şehre adını veren prenses yani Filip'in kızı da önce kraliçe olmuş sonra iki kız kardeşi gibi öldürülmüştü. O da kendisi gibi anasını erken kaybetmiş, üvey ana elinde kalmış talihsiz bir çocuktu. Düşündükçe saray kütüphanesinde okuduğu az bulunur tarih kitapları aklına geliyor, zavallı Tesaloniki ile kendisi arasındaki ortak kadere giderek daha çok inanıyordu. Babası Makedonyalı Filip, Teselyalıları yendiği gün doğduğu için Teselya ve zafer kelimelerinden oluşan bir isim koymuştu çocuğuna. Bir süre öncesine kadar Teselya da kendisinin değil miydi zaten? Her şey çok benziyordu ve ölüm kokan bir şehirdi artık Selanik, şimdi tarihe Osmanlı İmparatoru'nun da burada öldürüldüğü eklenecekti.
Sayfa 24·Kitabı okudu
Yine çatalla yemek yedirdiği, açlıktan ölse bile başka türlü yemeyi reddeden asil kedisi aklına geldi. Onu da özlemişti, dünya akıllısı papağanını da kendisini zorla sevdiren köpeğini de. Bu üç canlının, onun gözetiminde bir arada yaşaması ile pek övünür, hep bunu örnek gösterirdi. "Bakın" derdi, "tabiatları gereği birbirlerini parçalaması gereken bu hayvanlar bile bir arada yaşayabiliyorlarsa, insanlar niye yaşayamasın?"
Sayfa 20·Kitabı okudu
Kandaki beyaz yuvarların, sağlam bir bünyedeki işleri hastalıklara, giren mikroplara karşı koymak, onları yenmektir. Ama öyle bir bozukluk vardır ki, bunlar birbirlerini yemeye başlarlar. Ölüme gidiştir bu. Türkiye işte bu durumu yaşamaktadır. Yaşamaları da, çökmeleri de aynı kadere bağlanmış insanlar ve gruplar el ele verip ölüme karşı direnecek yerde, birbirlerine düşmüşlerdir.
Sayfa 29·Kitabı okudu