Öfke içinde büyüyoruz. Oturduğumuz semte, sokağa, odalara ,eşyalara kış aylarında güçlükle ısıttığımız, eskimiş, ortası çukur, pamuk yatakları öfke duyarak büyüyoruz. Yaşam yalnızca sokaklarda. Bir canlılık var sokaklarda. Güzel olan, gerçek olan, kentin insanları, kalabalık, dış dünya. Dış dünyanın insanın kulaklarına varan uğultusu. Diğer ülkeleri aşan, batıda bir okyanusa, doğuda bir başka okyanusa varan uğultu.
Katolik havasının, düşüncelerimizle bağdaşmayan çılgın sayılacak rahibelerin davranışlarının, öteki öğretmenlerin, öğrenmenin, düşüncelerimize yön verecek Bir akım olmayışının, kavranması istenen önümüzde bekleyen tüm yaşamın sıkıntısı var. Yaşam, şimdi ancak kavrulması ve anlaşılması gereken; oysa yaşanması, gerçeğe inilmesi ilerideki yıllara atılan bir yabancı öğe gibi önümüze getirilmiş. Coğrafya derslerine getirilen yerküre gibi. Kimse yaşadığımız mevsimin, günlerin ve geceleri yaşamın kendisi olduğundan söz etmiyor.
-Kahırlar sabahları başlar!
-Erken ya da geç, her zaman kahırlar!
-Ama kahırlarla da başlasa gün!
-Bırakalım tanrım kahırları!
-Tanrı bugün de yarın da germistir kanatlarını!