İslam açık büfe değildir. Sadece istediğini seçip alma hakkına sahip değilsin. Ya İslam'ın tamamını alın, ya da onu terk edin.
Seyyid Kutub
Seyyid Kutub
Filmler
Korku trenine binip de korkmadığı için parasını istemek gibi bir durum Korkuyu sevmiyoruz ama bizde bırakacağı o hissin merakı da var tabii ki Bu yüzden bu korkulu filmleri açıp izliyoruz En iyi korku filmlerini yaptığımızı sanmıyorum o ayrı Çoğumuz üç harfli korkusu ile büyütülmüş insanlariz Herkesin annesi babası bunu aşılamasa da Mahalle mutlaka bir x teyze y teyze vardır bir peri musallati sohbeti olan Filmlerde genelde mevzu bu
"Bütün uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yeter."
Malcolm X
Malcolm X
Alıntı
İSLÂM DÜŞÜNCE GELENEĞİNDE...
İslâm düşünce geleneğinin kayda değer bir kesimi için insan, nefs/ruh ve bedenden müteşekkil bir varlık olarak nitelenir. Beden insanın cismanî yönünü, nefs ise onun cismanî olmayan ve âlem-i melekûtla irtibatlı yönünü ifade eder. Nefs, idrâkın kendisinde tahakkuk ettiği cevher; beden ise nefsin tasarrufunu serdettiği bir âlet ve binek olarak vasıflanır. Başlangıçta beden nefsin âlem-i melekûtla münasebeti için yararlı ve hattâ zorunlu olsa da bir noktadan sonra bedenin, nefsin idrâk, şuur ve tekâmülüne perde ve mânî olduğu kabul edilmektedir. Bu nedenle ve bu bağlamda pek çok âlim, ölüm ile bedenin kayıtlarından kurtulan nefsin idrâk ve şuur bakımından daha âlî mertebelere eriştiğini ve tasarruflarının ziyâdeleştiğini söylemiştir. Ancak burada kastedilen tasarruf, nefsin melekût âlemine yönelik idrâk ve istifadesinin artmasıdır. Nefsin âlem-i şahitle olan irtibatının mutlak olarak kesildiğini söylemek doğru değilse de âlemin sevk ü idaresinin onlar eliyle gerçekleştirildiğini söylemek de doğru değildir. Kabir ehlinin ruhları ile şehadet âlemindekiler arasındaki münasebet muhâl değildir. Fakat bu irtibatın “âlemdeki yönetimi deruhte etmek” şeklinde büyük, mutlak ve daimi görülmesi naklen ve aklen bâtıldır. -
Melikşah Sezen
Melikşah Sezen
, x.com/Mlkshszn, 2 Haziran 2026-
Ölçüler ve Anlayış
SINIRLAR ve USÛL...
İslâm anlayış ve yorumunun meşru sınırları usûliddin ve usûl-i fıkıh tarafından çerçevelenir. Zira usûl yoksa asılla sıhhatli bir irtibat da yok demektir. İslâmî ilimlerin bütün şubeleri işbu meşru çerçeveyi tecavüz etmedikleri müddetçe derinlik ve katman bakımından zengin yorumlarla dinî hayata katkı verebilirler. Aksi takdirde ortada ancak tahrif var demektir. -
Melikşah Sezen
Melikşah Sezen
, x.com/Mlkshszn, 1 Haziran 2026-
Ölçüler ve Anlayış