“Ben Teğmen Hayal Kaza.”
“Efendim.”
“Beni hatırladınız mı? Ben Sezer Kaza’nın kızı Hayal Kaza… Ve siz de-“
“Evet, Benim. Sen… ne kadar büyümüşsün.”
“Teşekkür ederim.”
“Senin de mi hayallerin… Rize’de ölen kızla aynı?”
“Rize’de ölen kızdan sonra… evet, hayallerim o küçük seziş’in yolu oldu. Bana hikâyesini anlattılar. Ne kadar güçlü olduğunu, ne kadar cesur olduğunu, hayalleri için neler yaptığını… Hiç inanmadım yıllar önceki habere. Senin gibi bir kadının silinmediğine, ölmediğine emindim. Ve sen… kendi ailesini kurmuşsun. Hayallerine ulaşmışsın. Vatan için yaşamışsın.”
“Her soframızda bir boş tabak bulunurdu ve o tabak Özgür’e ait olurdu. Özgür Toklu’ya. Ailemizden silinmeyen o genç çocuğa. Yalnızca bir evlat değil, sol yanımıza kazınmış bir hatıraydı o.”