Epeydir uzun bir roman okumamıştım. Kitap oldukça akıcıydı. Soluksuz okudum. Kitabın konusu, ortaya koyduğu savlar biz okuyuculara acı gerçekleri sürükleyici bir dille sunuyor. Ele aldığı meseleleri ve eleştirileri okuyucuyu sıkmadan çarpıcı bir şekilde ortaya koymuş Jack London.
İnsanların ekonomik olarak sınıflara ayrıldığı bir sistemde Martin Eden en alt sınıfa mensup bir genç. Ve hayatını idame ettirmek için denizcilik işlerinde çalışıyor. Hayatını getirdiği zorluklar karşısında Martin Eden, güçlü olmak zorunda kalmıştır. Bu yüzden gücü kuvveti yerinde becerikli bir gençtir. Ve hayat mücadelesi içerisinde çeşitli konularda bilgi sahibidir. Oldukça zeki, bilgili ve duyarlı bir insandır. Fakat maddi yetersizlikler nedeniyle okul okumamıştır. Yaşadığı bir olaydan sonra zengin bir ailenin evine yemeğe davet ediliyor. Bu akşam yemeği Martin'in hayatını değiştirmesine sebep oluyor. Yemekte ailenin genç kızına aşık oluyor. Kıza yakın olmak ve belki de ilerde beraber bir gelecek kurma isteği nedeniyle onların -zenginlerin, burjuva sınıfının sözde entelektüellerinin- seviyesine gelmek için ciddi çaba sarf ediyor. Zaten içinde taşıdığı okuma ve öğrenme sevgisi ve merakıyla birlikte kısa sürede geliştiriyor kendini. Okuma ve öğrenme azmi hayranlık uyandırıyor. Hatta okurken bu kitabı liseli öğrencilere okutmak moral motivasyon açısından güzel olur diye düşünmüştüm. İnsan, hedefi için düzenli ve azimle kendine inancını yitirmeden çalışırsa istediğine elbet varacaktır. Önemli olan çevrenin dediklerini önemsemeden yol almaktır. Aslolan gayret etmektir. Tabi bu yolda yaşanan küçük başarısızlıklar insanı yıldırmamalı. Kitap bu konuda güzel mesajlar veriyor. Fakat Martin Eden'in yaşadığı toplumun siyasi ve sosyal yapısı ona hayal kırıklığı yaşatıyor. Kahramanımızın hayranlık