xyeuz'un Kapak Resmi
xyeuz, bir alıntı ekledi.
22 Şub 00:01 · Kitabı okuyor

Mekân düşünceyi etkiler. Tabiri caizse, mekân değişikliği bize farklı düşünmemiz gerektiği işaretini verir.

Mastermind, Maria Konnikova (Sayfa 170)Mastermind, Maria Konnikova (Sayfa 170)
xyeuz, bir alıntı ekledi.
21 Şub 23:59 · Kitabı okuyor

Eğer belli bir mekân üzüntü, sıkıntı ya da dikkat dağıtıcı bir şeyle ilişkilendirilmişse, ders çalışmak için pek de iyi bir tercih olmaz.

Mastermind, Maria Konnikova (Sayfa 170)Mastermind, Maria Konnikova (Sayfa 170)
xyeuz, bir alıntı ekledi.
19 Şub 00:47 · Kitabı okuyor

Beynin sağ yarımküresi daha çok içgörü sırasında bir araya gelen dağınık ve uzak çağrışımları işlemekle görevlidir. Sol yarımküre ise genelde saha sıkı, daha aleni olan bağlantılara odaklanır.

Mastermind, Maria Konnikova (Sayfa 166)Mastermind, Maria Konnikova (Sayfa 166)
xyeuz tekrar paylaştı. 16 Şub 16:58
Howl, Yürüyen Şato'yu inceledi.
 08 Şub 20:49 · Kitabı okudu · 2 günde · 10/10 puan

Uzun bir inceleme olduğundan yanınıza yolluk olarak bunu bırakıyorum efenim. https://youtu.be/UwxatzcYf9Q

Tüm hikâyeler aslında biraz büyüdür. Ama ‘’Yürüyen Şato’’ adımını her yere bastığında ve siz her sayfa çevirişinizde yüzünüze sihir tozları bulaşacak. Howl’un her defasında başka bir yere açılan büyülü kapısı, bu defa çöl cadısı tarafından lanetlenmiş Sophie’nin lanetini kaldırmak ve üç kız kardeşin en büyüğü olarak umutsuzca kısmetini aramak adına içine düştüğü maceralara açılıyor.

Sophie kız kardeşlerinin en büyüğü ve en naif olanı. İlginç bir hayatı olsun istiyor ama her gün yüzlerce şapka dikmekten hayatı ilginçleştirmeye vakit ayıramıyor. Aynı şekilde ben de her gün derse girdiğim için hayatım bembeyaz bir duvar kadar sıradan. Ama hikâye bu ve büyü asla ele avuca sığmaz bir şey ya. Kalbi bonibon şekerleri kadar tatlı olan Sophiemizin dileği yazarımızın kulağına ilişiyor ve o istediği ilginç hayat birkaç sayfa sonra bir çöl cadısı olarak şapka dükkânın kapısından içeri süzülüveriyor. Kötülüğünden ve hasedinden birkaç ömür eskitmiş çöl cadısı Sophiemizi de bir çırpıda doksan yaşında bir nineye çeviriyor. Ve arayan mevlasını da bulur belasını da bulur diyen atalarımızın dediği gibi belasını bulan Sophie mevlasını bulmak ve bu beladan kurtulmak için yaşına başına kamburuna bakmadan düşer yollara.

Peki, büyülü bir laneti kaldırmak için ne gerekir? Tabii ki de başka bir büyücü yahu ne diye bu kadar düşündünüz? Ve Howl ile Sophie’nin yolları Howl’un Yürüyen Şatosunda kesişiyor. Ama güngörmüş kötülükler cadısı hiç işini şansa bırakır mı? Bırakmaz efenim bırakmaz. Sophiemiz başına gelenleri hiç kimselere diyemez. Cadı onu bunu yapmasını engelleyecek şekilde büyülemiştir. Meramını kimseye anlatamayan Sophie Howl’un yanında temizlikçi olarak kalır bir şekilde.

Howl ise Don Juan (Don Juan bir efsanedir ve büyük bir edebiyat geçmişi vardır. Çeşitli yazarlarca işlenmiştir. Camus’un tanımlamasına göre ‘’Neden sevmek için ender olarak sevmek gereksin ki?’’ mantalitesinde biridir. İsmi çapkınlıkla eş değerdir. ) edasıyla etrafta gezmektedir. Bu çapkınlık işleri yüzünden onun da başı çöl cadısı ile derttedir. Birazcık kendisini terk etmiş sayılırda. Bu yüzden cadı onu da lanetlemiştir. Ama bizim pek bir zeki Howlumuz daima farklı isimler kullandığı için lanetten bir şekilde paçayı sıyırmıştır. Yine de işini şansa bırakmayan Howl yardımcısı ve bir ateş cini olan Calcifer ile Şatosunu yürür bir hale getirir, insanlar gerçek kişiliğini bilmesin diye de kendi hakkında dedikodular yayar ve sürekli kaçar durur. Sadece kötülükler cadısından da değil hoşuna gitmeyen her şeyden kaçar Howl. Hatta sayfa yetmişte Sophie dayanamaz ve şöyle: ‘’Hoş olmayan hiçbir şey istemiyorsun değil mi? Sen ödleğin tekisin! Hoşuna gitmeyen her şeyden kaçıyorsun’’ der.

Howl’un bu hareketleri bana hep kendimi hatırlatır. Ki bu yüzden nickim Howl. Aslında iyi biridir. İyiliklerini öyle pervasızca yapar ki iyilik yaptığını dahi fark etmezsiniz. Öyle ki kayan bir yıldızın ölümünü engellemek için kalbini dahi ortaya koyar. Bir şeyi, bir yeri gerçekten sevmek ister ve bağlanmak ama kendisi zeki ve ilkelere aykırı bir büyücüdür (Biraz da güzelliğine düşkün bir budala). Ve herkes belli prensiplerin kalıpları içindeyken Howl gibi birisi ancak rüzgâr da süzülür gibi oradan oraya yol alır ve kötülükler cadısı olarak metaforlaşan aslında onun kendi varoluş tutkusunu tehdit eden sebeplerden kaçar.

En nihayetinde ilginç bir hayat isteyen Sophie ve tutunacak bir yer arayan Howl bu 293 sayfalık hikâyede birbirlerinin hiç fark etmedikleri yönlerini türlü belalar atlatırken fark ederler. Büyüsü sesinde olan Sophie yürekten seslendirdiği şeylere can verirken, onu lanetinden kurtarmak için çaktırmadan çablayan Howl’un bu büyülü öyküsü içindeki çocuğu öldürmemiş herkesçe okunmalı diye düşünüyorum.

Kitabın bir de Oscar adayı olmuş Howl Moving Castle adında bir animasyon filmi vardır. Hayao Miyazaki zaten güzel olan bir şeyden insanı bağımlı ettirecek başka bir şaheser çıkarmış. Film ve kitap öykü bazında birbirinden bazı bazı oldukça ayrı yönlerde ilerliyor. Zaten filmler ve kitaplar arasında iceberg benzerliği vardır hep. Filmler; kitapların ancak yüzde onuna denk gelir genellikle. O yüzden ilk önce hangisini izler veya okursunuz size kalmış. Çünkü birinin büyüsüne kapıldığınızda ötekini gözlerinizin önünde bulacağınıza eminim. Kendime çok yakın bulduğum bu hikâyede çenem düştükçe düştü. Buraya kadar okuyan olduysa ona içten dileklerimi ve bu büyülü dünyayı sunuyorum.

Bana bu kitabı ve muhteşem Howl portresini hediye eden arkadaşıma burdan teşekkür ediyorum. Biliyorum siyah inci bizi bir yerlerden görüyorsun. ^_^

xyeuz tekrar paylaştı. 16 Şub 00:20
Aynur Gül, bir alıntı ekledi.
16 Şub 00:20 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Bir sürü boş şey arasında adalet kaybolup gidiyor! Ortada hiçbir şey yokken, mahkeme bir suç yaratıyor.

Dava, Franz KafkaDava, Franz Kafka
xyeuz tekrar paylaştı. 16 Şub 00:14
Murat Sezgin, Tristram Shandy'ı inceledi.
 15 Şub 23:50 · Kitabı okudu · 95 günde · Beğendi · 10/10 puan

Tamamını okuman için biraz sabretmen gerekiyor sevgili okur. Okurken bir-iki-üç-dört-beş-altı-yedi-sekiz sabır taşı parçalaman muhtemel. Bu yazıda sana bu kitabı nasıl okumaya karar verdiğimi anlatacağım-tabii klavyem bana güç verdikçe. Sana yazı boyunca güzel sürprizlerim olacak-ama duyu organlarını sekiz açman gerek. Lafı uzatıp seni farklı yerlere ve zamanlara götürürsem mazur gör-bu çetin yolda tek destekçim kelimeler olacak-onlara ne kadar az güvensem de. Başlamadan önce yazının birine ithaf edildiğini de belirtmek isterim. İlerledikçe daha iyi anlayacaksın. Hazırsan başlıyorum-

Rıza gösterirseniz ilk önce kitabı nerden aldığımı size anlatmak isterim-bunu anlatmazsam hikayem size yavan gelebilir-sonra hikayeye tam olarak başlarız.-Tabii bunu yaparken de önce aldığım yerin çevresinden bahsetmeliyim ki-aldığım yeri tam olarak aklınızda canlandırabilin. Bu yer- Atatürk Bulvarı-Ziya Gökalp Caddesi-Mithatpaşa Caddesi üçgeninde-Bayındır 1. Sokakta,-Zafer İşhanı-Giyim Dünyası-Flo-Passage Pub-Gürkan Plak-Urfalı Hayrağ’ın Yeri gibi dükkanları bulunca aldığım yeri görebileceğin-içerisinde-zemin katta; İşler Kitapevi, Yargı Kitapevi, Başkent Kitapevi, Paşa Sahaf, Pala Sahaf-ilk katta; Piraye Sahaf, Hazar Sahaf, Neva Kitapevi, Gülden Sahaf, Aşiyan Sahaf, Nevzat Kitapevi, Ve Kitap-ikinci katta; Cumhur Sahaf, Bulak Sahaf, Kırkambar Kitapevi-üçüncü katta; Sahra Kitap, Sedir Kitap, Akdağ Kitapevleri bulunan-unuttuğum kitapevi, sahaf varsa beni bağışla-hepsini aklımda tutamam-bir çarşı. Kitabı bu çarşıdan aldım işte. Şimdi daha iyi devam edebiliriz hikayeye-

İlk olarak kitabı nereden aldığımı anlatmayı uygun buldum-sevgili okur. Bu hikayem için önemliydi. Hikayemi önemli kılan bir şey daha var-bu sayıyı sekize de çıkarabilirim ama buna vaktim yok. Şimdi onu da anlatacağım. Sevgili okur öneri üzerine fazla kitap okumam-zaten herkes aynı kitapları okuyor-ama bu da kaçınılmaz-bir keresinde kitaplarından ev yapan bir adamın hikayesini okumuştum-kitapların insanların kaderlerini değiştirdiğini söylüyor-farklı bir hikayeydi sevgili okur-bu adam çok şanslı-size hikayenin hepsini anlatmak isterdim-ama ben hikayeme geri dönmek durumundayım-gördüğünüz gibi kelimeler zorluk çıkarmaktan başka bir işe yaramıyor-

Sen mi Tristram Shandy’i okuyacaksın, ha ha ha! dedi, birincisi-elindeki kitabı masaya bırakarak, kendi doğumumdan sonra bu kadar komik bir şeyi hayatımda ilk defa duyuyorum, ho ho ho! dedi, ikincisi-vay vay vay! ben de ölümsüz olmak istiyorum, dedi, üçüncüsü-milletçe alkışlıyoruz, şap şap şap! dedi, dördüncüsü-Susun, diye bağırdı, beşincisi-adam haklı beyler, dedi altıncısı-yedi ve sekizinci hiç konuşmadı-

Tutunamayanlar’daki Olric’i kitaptaki Yorick’ten hareketle oluşturduğunu söylüyorlar Oğuz Atay’ın, dedi Güvercin-önemsiz bir konu üzerinde durman şaşkınlık verici, dedi Ziya- peki, hangi konu üzerinde duralım, dedi Güvercin-Oğuz Atay’ın romanlarındaki söz kalabalığından bahsedebiliriz, dedi Ziya-söz kalabalığı mı, bunu söylemeye nasıl cüret edebiliyorsun-ben söylemiyorum!-kim söylüyor?-Nurdan Gürbilek dedi Ziya, elindeki Ev Ödevi kitabını göstererek. Senin için okuyacağım o bölümü, diyerek okumaya başladı Ziya: “Atay’ın romanlarında hep bir söz fazlasıyla, bir laf kalabalığıyla karşı karşıyayızdır.”-Bunun sonu nereye varacak gerçekten merak ediyorum dedi, Güvercin- okumaya devam etti Ziya: “*************************************************************************************************************************************************************************.” Müthiş bir dayanak, dedi Güvercin-alkışlayarak-

Rahat ol sevgili okur-hikayemi anlamlandıracak diğer önemli olayı anlatıyorum-ama ondan önce sana şunu hatırlatmama izin ver. Bu hikaye gerçek bir hikaye-onun için ***** ile ***** arasındaki ayrımı bilmelisin. Kimi yazarlar bu ikisini beraber kullanmışlar ama bocalamaktan başka bir şey yapamamışlardır. Yaptıkları hata ************************************************************************************************************. Romanda iğretiyi uyandırdılar. Yüce sekiz adına bu yüzden ***** ile ***** yan yana gelirse kendini sakın sevgili okur. Şimdi hikayeye-gerçek hikayeye devam edelim-

Arpa boyu yol gidemedik daha-sevgili okur. Ama ben seni uyarmıştım-başta-hani duyu organlarını sekiz aç dediğim kısımda-hatırlamadıysan okuyup gelmeni bekliyorum-…-şimdi devam edebiliriz. Bu yazıyı o müthiş kişiye ithaf ettiğimi sadece ****’ü ***** okur anlayabilecek. Daha şimdiye kadar anlamadılarsa benim sorunum değil. Benim sorunum olduğunu düşünen sevgili okurlara ………………………………… bu boşluğu en uygun küfürle doldursunlar diye bırakıyorum-

Madem hayatının hebadan başka bir şey olduğunu düşünmüyors…, dedi Güvercin-heba mı, hayatım için heba ufak bir kelime, diye araya girdi Ziya-düzeltiyorum, madem hayatının sefil...-hayır sefil de uygun bir kelime değil!-madem hayatının büyülü olmadığını...-büyüye inanmam ben-madem hayatının boş olduğunu..- hayır hayır hayır, hayatta boşluk yoktur, insanın içindedir bu-madem hayatının hayat olmadığını düş…işte şimdi doğru kelimeyi buldun, hayatı nitelemek için hayattan başka sıfat yoktur çünkü hayat her şeyi içine alır, bundan daha kapsamlı bir kelimeyi sekiz tanrısı bile bulamaz-madem hayatının hayat olduğunu düşünmüyorsun, neden nefes almaya çabalıyorsun, dedi Güvercin-Ziya yerinden kalktı--yerinden kalkmanın birçok çeşidi vardır sevgili okur-sinirle yerinden kalkma-düşünceli yerinden kalkma-sıkıntıyla yerinden kalkma-sıkıştığı için yerinden kalkma--Ziya sıkıntıyla yerinden kalktı, salonda ileri geri yürümeye başladı--ileri geri yürümenin de bir sürü çeşidi vardır sevgili okur-düşünerek ileri geri yürüme-boş kafayla ileri geri yürüme-sinirli ileri geri yürüme-heyecanla ileri geri yürüme--Ziya sıkıntıyla yerinden kalktı, düşünerek ileri geri yürümeye başladı-bu soruna nasıl cevap verebilirim ki-umut hapishanesini duydun mu hiç?-insan orda hüküm giydi mi nasıl-neden-niçin-niye-kim için nefes aldığını bile unutur-

Bu yazı bitti. Şimdi biraz çay molası vermeliyim.

&&&&&&&&&&&&


Tristam Shandy’i okumak tam bir delilikti! Bu aralar okurunun peşini bırakmayan, okura gözlerini açtıran, üst okuru isteyen kitapların peşine düştüm. Bunların ilki Don Kişot’tu. İkincisi ise Tristram Shandy. Tristram Shandy tüm okuma düzenimi, okuma hızımı, planlarımı alt üst etti. Nedeni az çok yukarıda belli oluyor. Yukarıdaki yazıyı size 95 gün boyunca neler çektiğimi göstermek için kitaptaki üsluba benzer biçimde yazmaya çalıştım. Konuşma çizgileri, yıldızla geçilmiş cümleler, anlatacağı şeyden bilinçli olarak kaçan bir karakter, boş bırakılmış sayfalar, bir ayakkabı dükkânındaki tüm ayakkabıların yazılması, dönemin Paris’inde hangi mahallede kaç sokak var hepsinin yazılması, bölüm sonlarındaki notların on sayfayı geçmesi daha da kötüsü kısa bir paragrafta 20 tane açıklanacak kısım bulunması ve sürekli bölüm sonundaki notlara gidip bakmam, önemlileri işaretlemem, not almam… bu 95 günü açıklamaya yeter artar.

Bir kitaptan çıkarılabilecek temel sonuçlar, izlenimler vardır. Tristram Shandy gerek anlattıklarıyla, gerek hissettirdikleriyle, gerek gösterdikleriyle, gerek de biçimiyle içinden sayfalarca sonuç çıkarılabilecek bir ansiklopedi niteliğinde. Kitabı okurken, okuduktan sonra üç dört farklı kaynak karıştırdım. Çünkü bu kitap tek başına okunacak bir kitap kesinlikle değil. Bir paragrafta antik yunanda adı duyulmuş tüm insanlardan bahsediliyor. Bu gibi şeyleri sindirmek için araştırmak, okumak gerekiyor. Ben de okumam gereken ne varsa okudum. Şimdi dört temel izlenimim üzerinden kitabı biraz daha yakından tanıyalım.

1- Tristram Shandy, başından sonuna kadar okurun yazma sürecine etki eden tüm eza, cefa ve ödüllere dâhil edildiği, gözü açık okuru hedefleyen, yeri geldiğinde okuru zorlayan ama onsuz da ne yazarın ne de kitabın bir anlamı olmadığını gösteren dönemine damga vurmuş bir romandır.

18. yy’de temel yazın türü haline gelen roman büyük kitlelere ulaşmak için en iyi araç olarak görülüyor ve insanlar tarafından da ilgi görüyordu. Bu fırsattan yararlanmak isteyen maddi kaygılı, ciddiyetsiz yazarların da ortalıkta cirit atması çok normal. Edebiyatın ciddi bir iş olduğunu düşünen yazarlar bu harekete karşı kalemleriyle gerçek okuru bulmayı hedeflemeye başladılar. Okurla diyalog halinde olan Don Kişot yazıldığı dönemden sonra da diğer dönemler için ayna olmuş, arkasından gelen bazı yazarlar da bu doğrultuda ilerlemeyi denemişler. Tristram Shandy de okura büyük görevler yükleyen bir roman. Daha ilk sayfasından itibaren sizi dikkatli olmanız için uyarıyor Sterne. Yeri geldiğinde sizi azarlıyor, yeri geliyor önceki bölümü okuyup gelmenizi istiyor. Bu gibi şeyler okura görev yükleme açısından gayet başarılı bana göre. Bilgi yoğunluğu, felsefi tartışmalarla ilerleyen kitap son bölümlere doğru hayatı içine alan bir doğrultuda ilerliyor. Sterne okuruyla oyun oynamayı, yazma sürecine onu da katmayı seviyor. Sayfa 55 karşınıza simsiyah bir sayfa çıkıyor, sayfa 235 siyah beyaz bir mermer resim çıkıyor. Bu iki sayfayı oraya koymak ilişkili olduğu şeyi düşününce çok dâhiyane bir fikir. Tabii onların ne anlama geldiğini söylemiyor yazar, ben de söylemeyeceğim. Bu oyun kısmıydı. Bir de okuru yazma sürecine dâhil etme var. Sterne âşık olan bir karakterinin, âşık olduğu kişiyi sizin tasvir etmeniz için bir sayfayı boş bırakmış. Ve bir boşlukta okurun ona yaratıcı bir küfür etmesi için bırakılmış. Bunun gibi şeyler o dönemde büyük ilgi görmüş, Sterne’in haklı ününü duyurmuştur. Bu kitap için kendinizi hazır hissettiğinizde hemen okumaya başlayın. Eminim okur hayatınıza farklı bir bakış sağlayacaktır.

2- Sterne sürekli asıl olaydan uzaklaşarak farklı olaylara zaman mekân gözetmeksizin değinerek, benzersiz yazım biçimi ile bize hayatın aslında araya giren olaylardan, geri ileri gidip gelmelerden ibaret olduğunu gösteriyor.

Yukardaki yazıda size kitabın yazılış biçimini göstermeye çalışmıştım. Gayet de benziyor. Anlatıcımız Tristram nasıl peydahlanacağını anlatmak istiyor, tıpkı benim bu kitabı nasıl okumaya karar verdiğimi anlatmak istemem gibi, ama ilk yüz sayfa bırakın nasıl doğduğunu bahsi geçmiyor. Daldan dala atlayarak asıl anlatacağı şeyi geciktiriyor. Milan Kundera Roman Sanatı kitabında şöyle diyor: “Sanatta biçim hep biçimden daha fazla bir şeydir. Her roman şu soruya iyi kötü bir cevap sunar: İnsanın varoluşu nedir ve şiirselliği nerede yatar?...Sterne’in romanında alttan alta verilen yanıt farklıdır: Ona göre şiir olayda değil olayın kesintiye uğramasındadır.” Kundera’nın söylediği gibi Tristram Shandy biçimiyle hayatın asıl yapısını gösteriyor.

3- Kitap 3 ana karakter üzerine kuruluyor. Nasıl peydahlandığını anlatmak isteyen oğul Tristram Shandy, sözcüklerin ucunda yaşayan Walter Shandy, eşyaların sağrısında bocalayan Toby Amcam.

Tristram kendisinden çok başkalarını anlatmayı seviyor. Kitapta en çok konuşan, konuşturulan kişiler baba Shandy ve Toby Amcam. Sterne sözcüklerin, düşüncelerin dünyası ve eşyanın dünyasında yaşayan bu iki karakterle sözcük-nesne ilişkisini değerlendiriyor. Baba Shandy sözcüklerle çok uğraşıyor bu da onun takılıp kalmasına sebep oluyor. Toby Amcam daha garip bir adam. Savaşta yaşadıklarını iyi anlatmak için evin arkasına savaş sahnesi kurduruyor çünkü adam sözcüklere güvenmiyor. Haklı da. Karakterleri daha fazla anlatarak büyülerini kaçırmak istemiyorum.

4- Bu kitap hakkında en zor cevaplanacak soru ne anlatıyor sorusu. Bu kitap insanı, doğayı, felsefeyi, dini, hayatı içine alan ‘BÜYÜK HİKAYE’yi anlatıyor.

Okur dedik, biçim dedik, karakter dedik ama bu kitap ne anlatıyor gerçekten cevap vermek güç. Aklınıza ne gelirse kitapta onu görebilirsiniz. Orhan Pamuk önsözde konu için Tristram Shandy hayatın ta kendisini ele alıyor diyor. Hani araya sürekli farklı olayların girdiği hayatı. Ama şöyle bir rivayete kulak asmakta fayda var: Tolstoy’a Anne Karenina’da ne anlatıyorsun diye sormuşlar. Tolstoy da Anna Karenina’da ne anlattığımı açıklamak için size kitabı baştan sona okumam gerek, cevabını vermiş. Tristram Shandy’de ne anlatıldığını sadece ben kendim için söyleyebilirim. Siz ne anlattığını merak ediyorsanız okursunuz zaten.

Zamanınızı çok fazla çaldığımın farkındayım en başa bir kez daha dönüp bitiriyorum. Baştaki yazının kime ithaf edildiği çok çok basit bir hileyle belli oluyor. Ama tabii öyle olmasının bir açıklaması var. O açıklamada yazının içinde gizli. Güvercin ve Ziya geceleri konuştuğum roman kahramanlarından ikisiydi. Yazıda onları konuşturmak istedim. Zira Güvercin’i hiç konuşurken görmemiştik(Güvercin-Gölgesizler’den, Ziya-Heba’dan). Farklı bir kitap okudum tüm okuma düzenim bozuldu, okuyunca sizin de bozulması dileğiyle. Keyifli okumalar.

xyeuz tekrar paylaştı. 15 Şub 23:11
Nuray Yağmur, bir alıntı ekledi.
15 Şub 23:09 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

İnsan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı ! Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı.

İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali (Sayfa 188)İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali (Sayfa 188)
xyeuz tekrar paylaştı. 15 Şub 18:06
Pars Kieslowski, bir alıntı ekledi.
12 Şub 02:31 · 8/10 puan

Bazen tek bir soruda bin cevaptan daha fazla patlayıcı madde bulunur.

Sofie'nin Dünyası, Jostein GaarderSofie'nin Dünyası, Jostein Gaarder
xyeuz, bir alıntı ekledi.
15 Şub 17:16 · Kitabı okuyor

"İnsanların bilimde hayal gücünün var olduğuna inanmaması çok şaşırtıcı, buradaki hayal gücünün türü farklıdır, bir ressamınkine benzemez. Asıl zor olan, asla göremediğiniz, halihazırda görülmüş olan her türlü detaya uyum sağlayan ve o ana kadar düşünülmüş olandan farklı bir şeyi hayal edebilmekti. Dahası hayal ettiğimiz şey bulanık değil, kesin bir sav olmalıdır."

Mastermind, Maria Konnikova (Sayfa 136)Mastermind, Maria Konnikova (Sayfa 136)