• Ne demektir şapka? Ben gidip şapkayı Zimmerman'dan satın alabilirim, değil mi? Ama, ya şapkanın altında duran şeyi? İşte onu hiçbir yerden alamam.
    Dostoyevski
    Sayfa 660 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları - 21. Basım
  • - Hey, siz, - diye seslendi,- ne arıyor burada?*
    - Bir şey aramıyorum, kardeş! Merhaba!
    - Burada olmas.
    - Ben, kardeş, yabancı bir diyara gidiyorum.
    - Yabancı diyar?
    - Yabancı diyar ya... Amerika.
    - Amerika?
    Svidrigaylov cebinden revolveri çıkardı, horozunu kaldırdı.
    Achilles kaşlarını kaldırarak:
    - Ama bu saka** burada olmas!
    - Neden olmaz?
    - Olmas da ondan.
    - Hiç fark etmez be kardeş! İyi bir yer burası. Sorarlarsa, Amerika'ya gitti dersin.
    Namluyu sağ şakağına dayadı.
    Gözbebekleri gitgide büyüyen Achilles yerinden kımıldandı:
    - Burda olmas! Burda olmas!
    Svidrigaylov tetiği çekti.

    * Achilles bozuk bir Rusça'yla konuşmaktadır.
    ** şaka
    Dostoyevski
    Sayfa 640 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları - 21. Basım
  • Ya Rabbiii ! Ben çok pişmanım...😔
  • Uyku umrumda değil leon! Ben aşk istiyorum ya da ölüm!
  • Bilmez miyim hiç bütün bu sözler ne der ona Bu sözler ve bu sözlerin içinde çırpınan uzaklıklar Dolaşıyorum bir başıma, ortalıkta kimsecikler yok Kıyılar da bomboş, kır yolları da Soluğumu duyuyorum ara sıra, bir onu duyuyorum Duymuyorum belki de, biliyorum yalnızca Ayaklarımın altında yaban naneleri, kekikler Yol kenarında bir kapı, tahta Peki, kim yitirmiş evini, ya da Hangi yitikle yok olmuş o yapı Kimbilir Vuruyorum yokuş aşağı, kıyıya Bir taşın üstüne oturuyorum Ben oturur oturmaz Çıkıyor kuytularından bütün görünümler Ve ufak bir oyun oynuyor bana doğa Alıp alıp götürüyor gözlerimi bıkmadan Kısalıp uzayan bir çift yılan balığını andıran gözlerimi Güneşin şavkından yuvarlanan çakıllara Tam o sıra bir vapur yanaşıyor iskeleye uzun sürecek bir sonbahar taslağı gibi Denize yeni sürülmüs bir tarlaya benziyor, uyanık, diri Ve işin tuhafı bense Alışıyorum gittikçe Her gün bir parça daha alışıyorum yalnızlığıma Ürperiyorum bir ara arkamdaki ayak sesinden Ve bu yüzden mi bilmem Durup bir süre çevreme bakar gibi yapıyorum Sürüyle kus havalanıyor defnelerin içinden Sürüyle, evet, hatırlıyorum birden Nicedir unutmuşum saymayı bile günleri Dağılıp gitmişler herbiri bir yana Kuşlar gibi, onlar da Benimse ne gidecegim bir yer Ne de özlediğim bir şey var Öyleyse neden yazıyorum bu sözleri ona Bu biraz sevdaya benzeyen, biraz da sevdasızlığa Böyle gelişigüzel, böyle kırık dökük Sanki hiç kimselerin kullanmadığı bir gün kalmış bana. Uzun bir cumartesiyi hatırlıyorum, saat on iki Dalıp gidiyorum, düsünüyorum da, saat on iki Bir sigara yakıyorum, bir kağıda bir iki dize yazıyorum Yerini iyi bilen, onurlu bir iki sözcük daha Ama hiç kımıldamıyor, akrep de, yelkovan da Yani tam böyle birşeye benziyor zaman Yılgın ve çarpıcı renkler içinde pek kımıldamayan Çıkageliyor sonra, saat on iki. Anlıyorum Yaşam elbette uzun biz duyabildikçe sevgiyi Yalnızca bunun için uzun Yani sevgiyle de sevebilir insan, sevdayla da Örneğin Bir sevgiyi yontup onarmak için Döğüşmek de sevgidir Ve benim bildiğim kadarıyla Her şeydir bir insan, her şeydir Yalandır kısalığı yaşamın Ve özellikle insan dediğimiz şey İnançlı bir insan soyunun parçasıysa. Sonunda başbasa kalıyoruz gene Başbaşa kalıyoruz doğayla ben İşte az önce yağmur da başladı, cumartesi günlerden On temmuz cumartesi Bir vapur daha kalkıyor iskeleden Ve yağmur hızlanıyor biraz Uzanıp yatsam diyorum otların üstünde çırılçıplak Tam öyle yapıyorum Şimdi yağmuru seviyorum, şimdi yağmuru seviyorum, yağmuru seviyorum. Edip Cansever
  • 157 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Aşırı tesadüf bir şekilde, Aleyna sahafa giderken ben de ona eşlik etmiştim. Rafları karıştırırken bu kitap göz kırptı bana. Kitap 99 basım, yaşıtız yani, ama öyle çok şey görüp geçirmiş ki, bunları bana öyle güzel anlattı ki, dilim tutuldu. Zaten okuduktan sonra da tekrar hatırladım, tesadüf diye bir şeyin de olmadığını, meğer bu minicik kitabın bana öğreteceği şeyler varmış...

    Kitap muntazamdı ya, tek kelimeyle. Bir anneannenin, şu an ayrı olduğu torununa yazdığı mektuplardan oluşuyor. Mektuplarda, nasıl şu anki haline dönüştüğü, hayatta döndüğü dönemeçleri, geçtiği patikaları yazmış. Ve öyle sade, öyle düz yazmış ki, su gibi okuyuveriyorsunuz kitabı, bitince de "Neydi bu?" falan oluyor insan. Bilmiyorum, ben böyle şeyleri sevdiğim içindir belki, ama kendi anneannem yazsa böyle etkilerdi herhalde. Tam 18 post-it yapışırmışım, kendi rekorumu kırdım! Hayatımdaki en kitaplarda başta bu var sanırım şu an... Okuyun, okutturun...
  • 224 syf.
    ·1/10
    Destek yayınlarının bir başka fiyaskosu daha. Yahu nasıl bir yayınevidir anlamadım ne kadar yeteneksiz, beş para etmez rezil kalem varsa bir araya toplanmış. akıl alacak gibi değil. kimdir bu nagehan denen kız yahu? Nasıl bir saçmalık yığınıdır. Kitabın kapağını gördüm hadi dedim bir şans vereyim ABD'ye geldiğimden beri elime bir türlü kitap alamamıştım Türkiye'den getirdiğim okunacaklar kolisinden çıkardığım ilk kitap oldu. Olmaz olaydı. Kitabı bir ara Hande Yener ya da Demet Akalın yazmış sandım. Ya işin kötüsü bir de bu kız 4 tane kitap yazmış 4'ünün de konsepti aynı. Ama ben nagehan denen bu kızı suçlamıyorum. Kabahat yazanın değil ki, herkes sonuçta yazıyor bir şeyler. Asıl sorumlu bunu basan angut bence. Bu kitabı okuyup da onay veren editör acaba nasıl bir uyuşturucunun etkisi altındaydı? Destek yayınları aklını peynir ekmekle yemiş kesin. Metin Hara'dır neydi o bir tane Twitter'da cırlayan kadın vardı onun kitabıdır... Nerede böyle üstüne kusmak isteyeceğiniz insan varsa destek yayınları yazarı. Bu benim için sondu. Bundan sonra destek yayınlarının o dandik logosunu taşıyan hiçbir kitabı okumam. İsterse destek yayınları coelho'nun kafka'nın kitaplarını bassın gene okumam. bir kuruş param gitmesin bu edebiyat düşmanlarına. yazıklar olsun bu kadar ayaklar altına mı düştü kitap yazarlığı...