• Aynı serinin elimde karşılaştırmalı olarak yararlanabildiğim Japonca,İspanyolca,Çince, İtalyanca, Fransızcası var.Fransızcaya biraz uzak olduğumdan onun dışında diğer dillerdeki kitapların çok faydasını gördüm.Kağıt kalitesi yüksek renkli kelimelerle çeşitli konularda kelimeler verilmiş.İki tam sayfa fiiller,iki sayfa sıfatlar,iki sayfa hayvanlar, iki sayfa yiyecekler vs.şeklinde devam ediyor.Sonunda içindekilerin tamamını içeren sözlük var.Böylelikle resimden anlaşılamayan kelimelerin karşılığını bulabilirsiniz.Bütün dillerdeki kitapların içeriğinin aynı olması büyük bir avantaj.Öğrenme daha kolay oluyor bu şekilde.
    Japonca ilk bin sözcük kitabı romanji ile beraber hiragana,katagana karışımı alfabeyle yazılmış.Asıl önemli olan kanji alfabesi yok.Çince kitabı temin ederseniz ondaki kanjiden yararlanabilirsiniz.
    Japonca öğrenmek isteyenlere ve diğer yabancı dil merakı olanlara çok sevdiğim bu seriyi tavsiye ederim.
  • Ölümü bekliyorum. Bu arada vaktimi boşa geçirmemek için, okuyorum, yabancı dil çalışıyorum.
    Oğuz Atay
    Sayfa 71 - İletişim Yayınları, korkuyu beklerken
  • Kış geliyor diye diye en sonunda kendimiz de ağzımızın üzerine demir yumruğu yedik sayın cevizkabukları .. Bu incelemeyi dün sahaf gezintisinden sonra bir mutluluk ve hoş eda içerisinde yazacaktım ama 70 (?!?!?) kilo domatesi 5 kat çıkar, soy, doğra, kaynat derken ruhum firarı verdi..Gülmeyiniz ! Yazın yediğiniz hurmalar kışın "sizi" (sizi değil de neyse artık sen anla =)) tırmalar ..Konservesiz olmaz =)) O yüzden bugüne kısmet oldu bu inceleme.. Normalde yazmayacaktım ama kitaptaki bir ufacık cümle beni bu incelemeyi yazmaya itti .. Çoğunuzun okurken öylesine bir cümle diye okuyup geçeceği , "SİNSİ" bir oyunu içeren o cümle yüzünden yazıyorum .. Sitenin genel yaş ortalaması bir hayli genç .. Türk milleti olarak bırakın tarihi , kendi yakın tarihimizi dahi bilmiyoruz .. Neyse uzatmadan başlayalım ..Ocakta yemeğim var komşular RÖHAHAHAHAH !! =))

    Fakir Baykurt ' u daha önce Yılanların Öcü kitabına yaptığım incelemede sizlere az buçuk tanıtmıştım (#26316052) .. Kendisi Köy Enstitülerinden mezun bir öğretmen .. Geçirmediği soruşturma , uğramadığı iftira , gezmediği köy kalmamış ..Esasen tüm bunların sebebi kitapları ve kitaplarına konu ettiği hadiseler .. Tıpkı bu kitabında anlattığı türden olaylar .. Başlık ne kadar masum değil mi? AMERİKAN SARGISI.. Yaralara merhem olan amerikan sargısı .. Daha önceki Aziz Nesin kitaplarına yaptığım incelemelerde bahsetmiştim üstü kapalı bu yardımlardan .. Süt tozlarından , bize uzanan yardım ellerinden falan .. Ama içimize böylesine nasıl nüfuz ettiler ?

    Cevap : Amerikan Barış "GÖNÜLLÜLERİ" !!!

    "Rahmetli başkan Kennedy" nin projesi idi bu =)) Amaç ,

    - İhtiyaç duyan ülkelere, halkın sorunlarının çözülmesinde yardımcı olacak yetişmiş insan gücünü sağlamak.
    - Yardım edilen ülkelerin halklarının, Amerikan halkını daha iyi tanımasını sağlamak.Zira o dönemde Amerikan' nın imajı hiç sağlam değildi .. Aptal Coniler olarak anılıyorlardı tüm dünyada ..
    - Amerikan halkının yardım edilen ülkelerin halklarını daha iyi tanımasına katkıda bulunmak.

    Görünürde amaç buydu ama bakın bu projeye hayat verenlerden biri olan Henry S. Reuss neler söylüyordu:
    "Biz ekseriya gerici ve hırsız liderler ile askeri ittifaklara önem veririz. Onlara askeri malzeme sağlarız. Bunlar da silahları genellikle yardım ettiğimiz farz olunan ülkenin halkına karşı kullanırlar. Bir sürü Amerikan resmi kişisi, yabancı ülkelerin başkentlerinde bulundukları ülkeden tamamen tecrit edilmiş yalnız bir hayat sürer."

    Ve bakın Soner Yalçın ne diyor Bay Pipo kitabında ..
    "Köy Enstitüleri'ni kapatan Türkiye, kapılarını ardına kadar Amerikan Barış Gönüllüleri'ne açmıştı."

    Amerika için o sıralarda , Rusya tehdidi altındaki Türkiye' ye nüfuz etmek çok önemliydi.. Yeşil kuşağa sarılan taşla yüzlerce kuş vuracaklardı ..Amaçlarına Adnan Menderes sayesinde kolayca ulaştılar ve hemen İKİLİ ANTLAŞMALAR imzalandı taraflar arasında .. Milli eğitimimizden tututunda, ekonomimize kadar herşeyi onlara teslim ettik .. Bugün dahi o antlaşmalar sayesinde ,kendi milli eğitim bakanlığımızda faaliyetlerini sürdürüyor bu amerikalı tiplemeler .. İşte Barış Gönüllüleri adı verilen ORDU Türkiye' ye kendi ellerimizle böyle sızdırıldı .. ORDU diyorum çünkü aslen ismi Peace Corps ve corps , "ASKERİ" birlikler için kullanılır!!! Amaçları adlarından bile belliydi ama komunizm diyerek önünü almak istedikleri muhalif kitleler öyle gözlerini korkutmuştu ki ,onun ismini bile GÖNÜLLÜLER'e çevirdiler ..Ne yaptılar bu abiler ve ablalar .. Türkiye' nin HERYERİNE veeee ÖZELLİKLE GÜNEYDOĞU'ya yayıldılar ..Bugünki pkk denilen soysuz köpekler nereden var oldu sanıyorsunuz ? Türkiye'nin etnik ve mezhepsel haritasını çıkardılar .. Tüm maden ve yeraltı zenginlik kaynaklarımızı belirleyip kayıt altına aldılar zamanı gelince kendi şirketlerine çıkarttırabilmek için .. Halka sözde ingilliççe öğrettiler , bol keseden yardım dağattılar .. Bu ingiliççe kısmı önemli çünkü dil denilen hadise en etkin sömürge araçlarının başında gelir ..Dil ile İngiliz Amerikan siyasetini benimseme ve mallarını satın alma başlar. Beyin göçünü sağlar. Bir insanın konuştuğu dil, o insanın düşünce ve davranışlarını etkiler. Bir yabancı dili öğrenip kullanan kişi yavaş yavaş o milletler gibi düşünmeye başlar. Huzur içinde yatsın Oktay Sinanoğlu boşa yazmadı Bye Bye Türkçe kitabını senin anlayacağın canım kardeşim.. Başka ne mi yaptılar ? 1201 kişiydiler ..
    Eğitimde: Çeşitli eğitim ve öğretim kademelerinde örgün ve yaygın eğitim.
    Sağlıkta: Başta “sıtma ile mücadele” vs. olmak üzere çeşitli sağlık projeleri.
    Tarımda: Çeşitli tarımsal projeler ya da kırsal kalkınma programları.
    "Yönetimde" ?!?!?!?!!! : Gittikleri ülkenin çeşitli yönetim düzeylerinde uygun görevler (WTF!!!!)
    Endüstride: Başta inşaat sektörü olmak üzere çeşitli sanayi projeleri.

    Pek tabii bunları kendi çıkar ve menfaatleri doğrultusunda HEP KENDİLERİNE UYARLAYIP , KENDİLERİNE YONTARAK hayata geçirdiler .. Uzamasın diye buraya ayrıntılı yazamıcam yemeği yakacaz yoksa =))

    İşte bu kitapta tüm bahsettiklerimin izlerine rastlamanız mümkün ..Kitapta bahsi geçen köyün adı KIZILöz köyü .. Ankara Çubuk' ta ..Köye gelen amerikalı yetkililerle beraber bilin bakalım ilk ne yapılıyor ilerleme atılımı denerek ? Köyün ismi değiştiriliyor TEHLİKELİ bulunarak!! =)) Öyle ya bugüne bugün komunizmin k'sinden dahi haberi olmayan ve bugüne dek yıllarca bu köyde oturan insanlar gomonüzm akımıyla halaya kalkarlarsa ne deriz amerikalılara ?!? Sonrasında aşısız yaşayamayan süt vermekten aciz inekler ve yumurtası boş çıkan tavuklar geliyor amerikan ellerinden .. Cowboylar ( bu da yüzyılın abartısıdır .. bu ismi her duyan eli silahlı tiplemeler getirir aklına .. ÇOBAN ULAN İŞTE ÇOBAN !!) boş durur mu ? Tarıma da el atıyorlar .. Kendi domatesimiz var iken yadellerden domates biber salatalık tohumu alıyoruz romanda .. Yamuk yumuk tatsız tutsuz sebzeler ..Meyve vermeyen FAYNEPIL ağaçları dikiliyor köyümüze.. Eğitim olsun kendi aralarındaki ilişkiler olsun köyde düzen nizam herşey tepetaklak oluyor .. Aslında romanda ,köy metaforu üzerinden o zamanın Türkiye' si anlatılmış ..BİREBİR .. ZERRE FARK YOK !!! Zamanın emekli ama ne hikmetse milletvekilliğine soyunan taze müteahhit nato paşaları da topa tutulmuş kitaptaki Tuluğ paşa karakteri ile ..

    Anlatıma gelirsek .. Canım kardeşim , ben öyle biçemmiş , akımmış falan pek anlamam .. Bana düşündürüyorsa bazı şeyleri bir kitap ve bazı şeyleri araştırmama sebep olup bana birşeyler katıyorsa ; bu, benim kıstaslarıma uygundur .. Sonu tahmin ediliyor edilmiyor falan bakmam hiç ..Yok duvarda tüfek varmış , bahsediliyorsa ateş alacakmış yok Çehovmuş yok Antonmuş falan bilmem .. Benim bir roketim var onu da hak edene atarım =) Bildiğim bu benim =)) Bilmediğim işe de yorum yapmam.. Anlamıyorum der susarım .. Ayıp mı ?!? Şuncacık ömrümde bir kıple Yaşar Kemal , Sabahattin Ali ve baya bir Aziz Nesin kitabı okudum Türk halkının sorunlarına eğilen .. Zehirin şifası süt ile incir imiş .. Onların da elleri kelepçe yürekleri zincirdi ..Zincirlediler !! Zehir ettiler hayatı bu insanlara durun dedikleri için.. Diyebilirim ki Fakir Baykurt bu konuda , bu saydığım insanlar arasında REKOR !! Yani bir köydeki köylülerin şivelerini teker teker hiç sektirmeden ve ayırdına vardırarak nasıl yazdın sen be adam !! Her karakterin neredeyse ayrı bir ağzı, ayrı bir şivesi var .. Diyaloglar öylesine güzel ki!! Bazen acı acı , bazen kahkahalarla güldüğüm ,not alıp ilerde kullanırım diye altını çizdiğim tonla cümle var bu kitapta .. İçimize yılanı salmalarından önce , Türk insanının yozlaşmadan önceki halleri .. Saf , iyi niyetli , yardımsever ama cahil bırakılmış köylüler.. Ve pek tabii amarikaya atılan , onların ağzıyla "DÜNNE" de unutulmayacak bir TOKAT!! O çok kültürlü , tahsilli yöneticilerimizin bugüne kadar hiç atamadığı bir tokat !! İşte böyle! Hem güleyim ,hem düşüneyim, hem de o günlerin Türkiye' sini göreyim diyorsan oku .. Eğlence garanti .. Düşünmek de!

    Not : İşbu incelememle beraber Biber dolmasının adını YÜZÜK DOLMASI' na çeviriyorum işsizliğin bana verdiği yetkiye dayanarak .. Alayı yanmış..Dibi tutmuş =((
  • Emrah Serbes okuduğum ilk kitabı ve okumadan önce yazara karşı bir önyargım vardı. Bu önyargıyı kırmak için birde gerçekten değerli bir dost tavsiyesi üzerine okumaya karar verdim. Açıkçası benim eleştirdiğim ne varsa var bu kitapta,argo kelimeler, küfürler bir anlamda tabularımı yıktığım ilk kitap. Birde o kadar sık kullanmamış yazar gerektiği yerde ve gerektiği ölçüde olduğu için beni çok rahatsız etmedi. Hayatın bir gerçek yönü de bu gerçeklerin yaşanıyor olması. Biz kullanmıyoruz diye bunlar olmuyor değil bu yüzden yaşandığını kabul etmek lazım yani hayata bu kadar katı kurallarla bakmamak gerekli. Bir örnek kendi yaşamından vereyim;büyük oğlum küfürlü konuşmayı yasakladığım için şu anda İngilizcesi çok iyi mesela,neden derseniz Türkçe küfür edemeyince İngilizceyi çözdü çocuk bende oğlum ne güzel yabancı dil konuşuyor diye gururlaniyorum...(bu arada küfür ettiğini de küçük oğlum söylüyor) çocuklar bir şekilde isyan edecekler yada enerjilerini atacaklar.

    Kitabın konusuna gelince bir çok öyküden oluşuyor,ben öykü kitaplarında her öyküyü tek tek alarak yorum yaptım bu zamana kadar. Fakat şimdi tek tek ele almak istemiyorum hiç bir öykünün tadı kaçsın istemiyorum. Gerçekten çok gülerek okuyacağınız bir dolu öykü sizi selamlıyor. Konusu ergen erkek çocukların, isyanları, aşkları,nefretleri, kısacası onların hayatına dair her konu ustalıkla işlenmiş. Ben kitabı iyiki okudum diyorum ve bazen önerileri dikkate almak iyi sonuçlar doğurur. Bu arada oğullarıma bakıp kitapta okuduklarımı yapıyorlar mı acaba diye merak etmedim de değil. Buda benim için eksi yada artı bir yön mü ileriki zamanlarda göreceğim. Kitapta sevdiğim bölümlerden bir kaç alıntıyla sizleri başbaşa bırakıyorum.

    Küçük kardeşi geldi, “Sonradan görme ne demek?” diye sordu.
    “Birini görürsün, ertesi gün bir daha görürsen o olaya sonradan görme denir.”dedim “Şimdi annenlerin yanına git.”
    Sedef, “Hayır.” dedi. “Bir olay olur, herkes görür, sen seç gelip sonunu görürsen, buna sonradan görme denir. Şimdi annemlerin yanına git!”

    " 'Merak ettim, sen de mi solcusun?'
    ' Hayır' dedim. Ben muhafazakarım canım. Muhafaza etmek istediğim şeyler var. Bunların başında da sen geliyorsun."

    apartmanın girişindeki lambayı sen mi kırdın bülent?"
    "hangisini?"
    "otomatik yanan, sensörlü lamba."
    "hayır."
    "komşu görmüş, yalan söyleme. süpürge sapıyla kırmışsın dün gece."
    önüme baktım.
    "neden kırdın?"
    cevap yok.
    "hasta mısın evladım? söyle bana, neyin var, neden kırdın lambayı, yapma böyle…"
    "kırdımsa kırdım, ne olacak! çok mu değerliymiş?"
    "lamba senden değerli mi evladım, lambanıza sicayim, lamba kim? yöneticiye de dedim. lambanıza edeyim, kaç paraysa veririz. sen değerlisin benim için."
    "beni görünce yanmıyordu baba."
    "nasıl ya?"
    "görmezden geliyordu, yanmıyordu. kaç sefer yok saydı beni."
    "e beni görünce de yanmıyordu bazen, böyle el sallayacaksın havaya doğru, o zaman yanıyor."
    "hadi ya! sahiden mi?"
    "evet. ucuzundan takmışlar. bizimle bir alakası yok."
    babama sarıldım, yıllar sonra.

    Mutlaka okuyun... Önyargılarınızdan kurtulun ve keyifli okumalar...

    Emrah Serbes
    Erken Kaybedenler
    İletişim yayınları
    Sayfa:143
  • Bir aydın yabancı dil bilmese de olur ,çok kitap okumasına da gerek yok.Yeter ki ana dilini gerçekten bilsin.Kelimeleri şecereleri ile tanısın.Asıl olanları âdilerinden ayırsın..
  • Bir ülkede yeteri kadar bilimsel kitap ve makale çevirisi yapılmıyorsa, o ülkenin bilim havuzu bir avuç yabancı dil bilen bilim insanına bırakılmış demektir.

    Bilimde devrim yapmak isteyen ülkeler çeviri hareketlerine ağırlık vermek zorundadır.
  • .
    Bir dil öğrenmek ve bir dil öğretmektir bütün mesele. Ya da bir cezadır çekilmesi gereken. Etlerden ve kemiklerden sıyrılan bir metin bu. Gerçeğin üstünde düşlerin üstünde insanın üstünde. Şiirsel bir anlatıma rağmen kelimelerin makyajı silinmiş. Kendine en yakın oldukları halleriyle dolaşıyorlar metnin içinde. Hem başıboş hem büyük bir disiplinle. .
    Hak. anlatılacak bu kitapta. Hak. Insanları, Hak. Kaderi, Hak. Dili , üstelik her şeye yabancı bir bilinmez tarafından. Bu bilinmez, onları anlatmak için onların ayakkabılarını giyiyor. Onların ayakkabılarına bulaşan tozu taşıyor yatağına.. Ve diyor ki :
    "Arada bir insanın kendini bir başkasının yerine koyması gerek. Ve belli bir sürenin geçmesi. Olayları değerlendirebilmek için. Nesnel olabilmek için."
    .
    Filmi 1984 Berlin Film Festivali' nde dört ödül birden alan " Hakkâri' de Bir Mevsim" , Çince ve Japonca dahil, çeşitli dünya dillerine çevrilmiştir.