Her insanın kendi tarihinde bir mitolojisi var ilkellikleri ve şimdiki zamana uzanan evrimsel süreci yaşamın tozu dumanı arasında kaybolup yok oluşuna tanıklık etsekte farkına bile varmayız. Unuturuz tarihe gömülüp gitmiştir artık varlığında yok, kendi yokluğunda var olmuştur artık.
Belki de dünyanın en zor ve sabırlı işi arkeoloji, tarihin geçmişini santim santim gün yüzüne çıkarma uğraşısı ve bu uğraşı sırasında elindeki küçücük fırçasıyla Mikelanjelo'nun davut heykeline ve Leonardo da Vinci'nin Mona Lisa tablalosuna gösterdi özenle aynı derecede özen göstererek en ince ayrıntısına kadar tüm detayları gün yüzüne çıkarma çabası büyük emek ve zaman istiyor ancak hiç bir şey bulamasan bile toprağın jeolojik katmanlarına yolculuk yapıyorsun.
Kazı geçmişi gün yüzüne çıkarır. Neden insanlar kendi geçmişine kazı yapmaktan kaçınır? Neden onu unutmak ister? Galiba insan hep "şimdiki zaman"ı istiyor ve seviyor oysa şimdi zaman yarının geçmişi olacak. Insan kendi özünü ve duygularını kazımaktan korkuyor çünkü karşısına nelerin çıkaracağından endişe duyuyor. Melankoli, kıskançlık, küskünlük, yalnızlık ve ızdırap bulacağından emin ve kendi tarihiyle yüzleşmekten kaçınıp genel geçer insan davranışlarıyla daha çok yüzeysel bakıyor hayata ve galiba yarım kalmış heykel gibi yarım kalan umutlarını görmekten korkuyor.
Kendi inşaa ettiği gökdelenleriyle mutlu olma denemeleri. Kazmaktan korktuğu için zayıf temeller üzerine oturttuğu bu gökdelenler en ufak bir sarsıntıda yerlebir olup yıkılıyor ve elimizde sadece hayal kırıklıkları ile "neden" sorusuna "keşke" nin sarmak döngüsünde cevap arıyoruz. Zaman harcıyoruz. Gelecek zamanı, "şimdi"ki zamanın üstünü örtmeye harcıyoruz ve kendi tarihimizde yavaş yavaş yok oluyoruz.
Yadi Dost