Kitap kurtlarının sık karşılaştığı bir sorudur: Önce filmi mi yoksa kitabı mı? İkisi de keyiflidir ama genelde cevabımız, kitap olur. Atlantik Savaşı için benim düşüncem, kesinlikle önce kitap yönünde. Çünkü bu maceralı hikaye, ana karakterimiz Krause'nin iç sesleri ve düşünceleri üzerinden ilerliyor. Kitap boyunca onun yorgunluğu, görevinin zorluğu, anlık kararlarının sonuçlarını hesaplarkenki iç çatışmaları okura da yansıyor.
İkinci Dünya Savaşı ile ilgili birçok kurgu kitap okudum. Fakat savaşın denizde geçen yönünü ele alan bir kitap okumamıştım. Burada sadece insan faktörü yok. Buzlu Kuzey Atlantik'te otuz yedi ticari gemi, yerine ulaştırılması gereken elli milyon dolarlık kargo, üç bin adam ve düşman Alman denizaltıları. Onların yerini tespit etmek ve çarpışma ile geçen kırk sekiz saatlik bir süre. Krause'nin bu süreçteki, öfkesi, sorumluluğu, yönlendirdiği sayısız manevra. Açlık, uykusuzluk ve adrenalinle karışık bir yorgunluk... Kitap boyunca devam eden gerilim, beklediğim bir şey değildi açıkçası. Ama maceralı bir kurgu gerilimle birleşince oldukça heyecanlı olabiliyormuş. Tabiki konu savaş olunca hüzün de kaçınılmaz bir his. Farklı ve keyifli bir okuma oldu.