yürüdükçe kötürüm yalnızlıklarla
değişir yol ve dünya
değişmeyen tek şeydir yalan
ki maske maske değişir insan bile

Umutcan Dinç, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

“Şimdi sen neden yalan söylüyorsun Karabüklü?”

Müptezeller, Emrah Serbes (Sayfa 111 - İletişim Yayınları)Müptezeller, Emrah Serbes (Sayfa 111 - İletişim Yayınları)
Adsız Alkolik, bir alıntı ekledi.
3 saat önce

Yalan söyleme bana,
büyük yalanlar, sakın
söyleme. Ne olursa olsun
daha iyidir her şey
yalanından senin.

Sanki, Judith HerzbergSanki, Judith Herzberg

Hiç.
"Öğreneceksin yüreğim, öğreneceksin. Dünyanın hasret, ölümün ise vuslat olduğunu..." (Rûmî)
...
...
Bu sözü yazarken aklıma dergâha 40 yıl boyunca odun taşıyıp çilesini tamamlayan Yûnus Emre geldi. Bu büyük gönül insanlarının kendilerini şu 'yalan dünyadan' bu denli soyutladıklarını düşündükçe ve gördükçe; biz zavallı insanların yaşadığımız hayatın içinde kaybolmasına da, sürekli yakınacak bir şeyler bulmasına da pek şaşırmıyorum.

Kitap, Kâbil'in Vezir Ekber Han Mahallesi'nden Emir adlı bir çocuğun hikayesini anlatmaktadır.
*** Sonradan hatırlamak üzere inceleme yazdığımdan bundan sonraki kısım ipucu (spoiler, tatkaçıran, sürprizbozan) içerebilir. Kitapla ilgili daha genel bilgiler edinmek isteyenler bundan sonraki kısmı okuyabilir.
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Kitap, Amerika’da yaşayan kitabın başkarakteri Emir’in 2001 yılı yazında babasının yakın dostu Rahim Han’dan telefon almasıyla başlar. Afganistan’daki olaylardan sonra Pakistan’da yaşamaya başlayan Rahim Han, Emir’e Pakistan’a gelmesini ve ‘yeniden iyi biri olmanın mümkün olduğunu’ söyler. Bu sözler üzerine ahizeyi kapatan Emir, Afganistan kralının düşürülmeden önceki yaşantısını, Kabil’in Vezir Ekber Han Mahallesi’ndeki evlerindeki yardımcının (Ali) oğlu Hasan’la 1975 yılına kışına kadar olan hayat hikayesini hatırlar. Kitabın büyük bir bölümü ve sonrası bununla ilgili gelişmeleri barındırmaktadır.
Emir, dünyaya gelirken annesini kaybetmiş bir çocuk. Babasıyla birlikte Afganistan’ın başkenti Kabil’in Vezir Ekber Han Mahallesi’nde yaşamaktadır. Evlerindeki müştemilatta da evin bütün işlerini yapan yardımcıları Ali ve onun oğlu Hasan kalmaktadır. Emir’in babası hali vakti yerinde bir iş adamı. Oğlu Emir’in bazı hareketleri (kırılgan, ürkek oluşu vs.) onu utandırmakta, Emir, babasının kendisini bir hayal kırıklığı olarak gördüğünü düşünmektedir. Emir vaktini Hasan’la geçirmektedir. Onunla uçurtma uçurup, oyun oynamaktadır, Hasan okuma yazma bilmediği için ona kitap okumaktadır. Ali çocuk felci geçirdiği için yüzünde bazı sıkıntılar mevcut, ayağındaki sorundan ötürü de topallamaktadır. Mahalledeki çocuklar onunla acımasızca alay eder, ancak o buna aldırmamaktadır. Emir’e göre bunun nedeni sakat olan bacağıyla onları yakalayamayacağı ve Hasan’ın dünyaya gelmesiyle yaşama sevincine kavuşmuş olmasından ötürü bu duruma aldırış etmemesidir. Hasan, annesinden hiç bahsetmez. Çünkü annesi onu dünyaya getirdikten sonra bir kez yüzüne bakmış, tavşandudaklı olduğunu gördükten sonra başını çevirmiş ve daha sonra kaçmıştır. Bazen mahalledekiler onun annesiyle ilgili kötü sözler sarf eder, ancak bunları duyan Emir, Hasan'a bunlardan hiç söz etmez. Bir gün Emir'in babası, doğumgünü hediyesi olarak Hasan'ı tavşandudak ameliyatı ettirir. Ameliyat sonrası dudağında belli belirsiz bir iz kalmıştır sadece. Hasan ameliyat sonrası çok mutlu olmuştur. Ancak bu onun içtenlikle mutlu olduğu son şeydir Emir'e göre. Kışları Afganistan'da okullar tatildir ve uçurtma yarışları düzenlenir. Hasan da çok iyi bir uçurtma avcısıdır. 1975 kışında düzenlenen bir uçurtma yarışında Emir de yarışır. Bu yarışı kazanmak Emir için farkedilmek, özellikle babası tarafından farkedilmek adına önemlidir. Nitekim yarışı kazanır. İyi bir uçurtma avcısı olan Hasan, Emir'in yarışta kestiği uçurtmayı yakalamak için koşar. Ancak kötü bir sürpriz onu beklemektedir. Romanın kötü karakteri Assef yancılarıyla beraber onu sıkıştırır ve Hasan'a tecavüz eder. Bu sırada tüm bu olayları gören Emir, galibiyetine bu olayla gölge düşmemesi için bütün bunlara göz yumar. Ancak daha sonra vicdanen rahatsız olur, uyuyamamaya başlar. Babasına da itiraf edemeyeceğinden bu olayı unutmanın tek çaresinin Hasan'ı görmemek olduğunu düşünür. Kendisine doğumgünü hediyesi olan saati Hasan'ın yatağına koyar, ona iftira atar. Emir'in babası Hasan'a yapıp yapmadığını sorar. Ancak Hasan, Emir'in yalanı ortaya çıkmasın diye şaşmaz sadakatiyle "yaptım!" der. Baba onu affeder. Ancak Ali oradan ayrılmak ister. Nitekim kardeşinin yaşadığı yere taşınırlar. Bu olay karşısında Emir'in babası çok üzülür. Afganistan'da yaşanan siyasi değişimlerden ötürü (kralın devrilmesi, monarşinin yıkılması) Emir ve babası Amerika'ya kaçarlar. Emir'in babası göçmenlere verilen parayla yaşamayı kendine yediremediği için bir benzin istasyonunda müdürlük yapar. Haftasonları da Afganların satış yaptığı bir yerde eski şeyler satarlar. Emir orada Afganistan'da bir zamanlar General olan Taheri Bey'le tanışır. Kızı Süreyya Taheri'den hoşlanır. Ancak bu süre içerisinde babasının kanser olduğunu öğrenir. Emir, babası ölürse ne yapacağını düşünmektedir. Ancak bu durum babasını utandırmaktadır. Babası Süreyya'yı kısa bir süre sonra ailesinden ister. Telefonda Süreyya bir süre önce bir erkekle kaçtığını bir ay sonrasında da babasının onları bulduğunu söyler. Kendisiyle ilgili her şeyi anlatır. Emir ise -kendisinin de geçmişinde pişmanlıkları olduğu için- her şeye rağmen onunla evlenmek istediğini söyler. Afgan geleneklerine göre düğün yapılır. Süreyya kayınpederine çok iyi bakar. Bir süre sonra da Emir'in babasını kaybederler. Kitabın ilerleyen bölümlerinde bir süre sonra çocuk sahibi olmak ister Emir ve Süreyya. Ancak -Süreyya'nın sebebi bilinmeyen bir sorundan ötürü- çocuk sahibi olamayacağını öğrenirler. Evlat edinmeyi düşünürler ancak Süreyya'nın babası bu işe sıcak bakmamaktadır. Bir süre sonra kafalarındaki soru işaretlerinden ötürü bu fikri rafa kaldırırlar. Bunun öncesinde de Emir'in bir yayınevine gönderdiği bir öykü beğenilmiştir. Emir yazarlık serüvenine başlar. 2001 yılında Rahim Han'dan aldığı telefon sonrasında da Pakistan'a gider Emir. Rahim Han'ın kaldığı yeri bulur. Rahim Han'ın hasta olduğunu öğrenir. Hasan'ın Emir'e bırakmış olduğu mektubu okur. Zarfın içinde Hasan ve oğlunun fotoğrafı vardır. Rahim Han onların Amerika'ya gidişinden sonra yaşadıklarını kısaca şöyle anlatır:
Rahim Han bir süre Emirlerin, Vezir Ekber Han Mahallesi'ndeki evlerinde yaşamıştır. Emir'in babası evi ona emanet etmiştir. Ancak yaşlılık başa gelip de ev işleriyle başa çıkamaz hale gelmiştir. Hasan'ı arayıp bulur, Ali'nin öldüğünü, Hasan'ın evlendiğini öğrenir. Rica ederek onunla eski eve gelmesini ister. Ancak Hasan kabul etmez. Emir'in babasının öldüğünü öğrenince emanete sahip çıkmak için hanımıyla birlikte bir zamanlar bir iftira yüzünden ayrıldıkları eve dönerler. Ancak o evde kalmazlar, eskisi gibi müştemilatta kalırlar. Evin her işini görürler. Bir gün kapı çalınır, yüzünde derin bir iz olan bir kadınla karşılaşırlar. Bu kadın Hasan'ı küçük bir bebekken terk eden annesi Sanaubar'dır. Pişman olmuştur. Hasan hiçbir şey olmamışçasına eskiye dair hiçbir konuyu açmadan annesine kapısını açar. Hasan'ın eşi hamiledir. Bir süre sonra doğum yapar. Hasan oğluna Sohrab ismini -Şahname'de hayran olduğu karakterin ismini- koyar. Sanaubar torununa gözü gibi bakar. Rahim Han da öyle. Sohrab babası gibi çok iyi sapan kullanır. Hasan da okuma yazmayı öğrendiğinden oğluna da öğretir. Taliban'ın Afganistan'ı ele geçirmesi sonrası Hasan ve hanımı öldürülür. Sohrab ise bir yetimhanededir. Rahim Han Emir'i buraya çağırmasının asıl nedenini açıklar. Ondan Sohrab'ı alıp Pakistan'a getirmesini burada Amerikalı bir çiftin Afgan çocuklar için kurmuş oldukları bir yetimhane olduğunu, onu buraya yerleştireceğini söyler. Emir, Amerika'daki yaşantısını düşündüğü için kabul etmek istememektedir. Çünkü bu çok risklidir. Ancak Rahim Han, Emir'in kendi vicdanıyla hesaplaşabilmesi için bunu yapması gerektiğini söyler. Emir Rahim Han'ın her şeyden haberi olduğunu anlar. Ayrıca bunu yapması için geçerli bir sebep daha vardır Emir'in. Çünkü Hasan, Emir'in kardeşidir. Sohrab, Emir'in yeğenidir. Emir bütün hayatının bir yalan üzerine kurulu olduğunu öğrenince babasına ve Rahim Han'a çok kızar. Taşları zihninde yerine oturtur; mezuniyetinde babasının "Keşke Hasan da burada olsaydı." diye üzülüşünü, Emir'e olan kayıtsızlığını, Hasan'a olan (Emir'e göre) 'aşırı' hassasiyetini... Birkaç gün sonra kararını verir ve tehlikeli bir yolculuğa çıkar. Rahim Han ona Taliban tarafından vurulmaması için takma sakal yaptırır. Yolculuğu esnasında Ferit adlı bir Afgan kendisine eşlik eder. Kâbil'e vardıklarında şehrin berbat durumda olduğunu görür. Sohrab'ın kaldığı yetimhaneyi bulur. Aslında oradan alındığını, bir Taliban üyesinin elinde bulunduğunu öğrenir. Ferit sayesinde o kişiyle bir görüşme ayarlar. Görüşmenin yapılacağı yere gider. İçeriye girerler. Sohrab çeşitli enstrümanlar eşliğinde dans kıyafetleriyle ortada dans ettirilir. Sohrab'ı alıkoyan kişinin Assef olduğunu öğrenir Emir. Assef, Hasan'dan yıllar sonra intikamını bu şekilde almıştır. Sıra Emir'dedir. Emir'i düelloya davet eder. Adamlarını dışarıya çıkartır ve ne olursa olsun içeriye girmemelerini söyler. İçeriden çıkan Emir de olsa Sohrab'ı alıp gitmesine izin vermelerini emreder. Assef, Emir'i muştasıyla çok feci bir şekilde döver. Birçok kemiği kırılır. Bu duruma dayanamayan Sohrab sapanına davranır. Assef'i Emir'i bırakması için uyarır. Ancak Assef dikkate almaz. Sohrab, sapanını Assef'e nişanlayarak onun sol gözünü çıkarır. Emir ve Sohrab oradan ayrılır. Emir'i hastaneye yatırırlar. Vücudunun birçok yerinde hasar vardır. Uyanınca Ferit'ten Rahim Han'ın bahsettiği yetimhaneyi bulmasını ister. Ancak böyle bir yetimhane yoktur. Rahim Han, Emir'i gitmeye ikna etmek için uydurmuştur bunu. Emir hastanenin güvenli olmaması nedeniyle Pakistan'a kaçar Sohrab'la. Rahim Han mektup bırakmıştır kaldığı yere. Emir'in kendisini bulmasını istemez ve bütün parasını ona bırakmıştır. Emir, Sohrab'ı evlat edinmek ister. Süreyya'yı arar her şeyi anlatır. Süreyya kabul eder. Sohrab'a onu yetimhaneye bırakmayacağına Amerika'ya götüreceğine dair söz verir. Ancak Amerikan hükümetinin Afganistan'dan evlatlık edinme durumuna sıcak bakmamasından ötürü Emir bu sözünü tutamayacaktır. Yasal prosedür gereği Sohrab'ın bir süre yetimhanede kalması gerekmektedir. Bunu Sohrab'a açıklayan Emir, onu hayalkırıklığına uğratır. Süreyya'yla konuşan Emir, Amerika'da göçmenlik bürosunda çalışan akrabası sayesinde Sohrab'ı yetimhanede kalmasına gerek kalmadan Amerika'ya götürebileceğini öğrenir. Bunu söylemek üzere Sohrab'a seslenen Emir, onun banyoda bileklerini keserek intihar ettiğini görür. Hemen hastaneye kaldırılır. Uzun uğraşların ardından hayata döndürülür. Ancak Sohrab eski Sohrab değildir artık. Tepkisizdir. Bir ara Emir bir fırsatını bulur Amerika fikrini tekrar açar. Sohrab olumlu cevap vermez, ancak olumsuz bir cevap da vermez. Emir bunu evet olarak kabul eder. 2001'de bir ağustos günü Amerika'ya giderler. Orada sessizlik içinde yaşantısını sürdürür Sohrab. 2002'de mart ayının bir pazar günü Afganlar bir şenlik düzenler, Emir ailesiyle bu şenliğe katılır. Emir uçurtmaları görür ve Sohrab'ı harekete geçirebilmek umuduyla bir uçurtma satın alır ve Sohrab'la uçurmak ister. Sohrab kayıtsız kalır. Emir, Sohrab'a babası Hasan'ın çok iyi bir uçurtma avcısı olduğunu söyler. Uçurtmayı uçurur ve ordaki bir uçurtmayı koparır. Sohrab'a "Uçurtmayı senin için yakalamamı ister misin?" diye sorar. Sohrab başını evet anlamında sallar. Emir de -Hasan'ın uzun yıllar önce Emir'e söylediği gibi- Sohrab'a dönerek "Senin için bin tane olsa yakalarım." der. Arkasında çocuklarla beraber koşar. Kitap bu şekilde son bulur.
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Kitabı beğendiğimi söyleyebilirim. Ancak yine de canımı sıkan birkaç husustan bahsetmek istiyorum. Başta kitabı okurken Emir karakterinin babasından neden hep -babam değil de- baba diye bahsettiğini düşündüm. İyelik ekini neden kullanmadığını sorguladım başlangıçta. Bunun dışında Afgan toplumuyla ilgili birkaç cümlenin bizim toplumumuz için de geçerli olduğunu düşünüyorum. Kitapla ilgili 61, 175 ve 176. sayfalara ait alıntılarımı okursanız, siz de bana hak vereceksiniz. Sanırım bütün doğu toplumları aynı. Yazarın sayesinde duygudan duyguya savruldum: acı, hüzün, sevinç, öfke, kızgınlık... Yazarın, kitabın başkarakteri Emir'i okurun gözünde aklamaya çalıştığını ifade eden birkaç yorum okudum. Ben de bu yorumlara katılıyorum, ne yazık ki aynı fikirdeyim. Hasan'ın acı çektiği yetmiyormuş gibi oğlu Sohrab'ı da aynı meseleye (pedofili) kurban etmesi ayrı bir ironi. Bunun da ötesinde kitabın sonlarındaki intihar kısmı yazara öfke dolmama sebep oldu. Keşke Sohrab'ı hayata bu denli küstürmeseydi. Keşke Sohrab'ın -pedofilinin bile yıkamadığı- son kalelerini (sözünü tutamaması nedeniyle) yıkmasaydı. Ömrü boyunca Hazara olduğu için itilip kakılan Hasan ve Sohrab karakterlerini bu kadar bedbahtlığa sürüklemeseydi diye düşündüm hep. Emir'in payına düşen acıdan çok daha fazlasını yüklemiş Hazara'ların omzuna yazar. Belki de "Altı üstü bir Hazara değil mi?" diye de düşündü kimbilir! Keşke böylesine buruk bitmeseydi bu roman ve kitabı bitirdiğimde Sohrab'ı daha başka hayal edebilseydim! Kitapla ilgili aklıma gelenler şimdilik bu kadar. Kitabı okumanızı tavsiye ediyor, okumayı düşünen değerli okurlara keyifle okumalar diliyorum.

Yalkın Azizler, bir alıntı ekledi.
5 saat önce · Kitabı okuyor

Ummadığın insanlar adam oluyor , adam sandıklarınsa yalan.

Simru, Kahraman Tazeoğlu (Sayfa 222)Simru, Kahraman Tazeoğlu (Sayfa 222)

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman okuduğu bir kitap bulunmasından anlayabilirsin. Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla. Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle. Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren. Joyce’un Ulysses’ini anladığını söylüyorsa entelektüel görünmeye çalışıyor demektir. Alice’i seviyor mu yoksa Alice mi olmak istiyor, bunu sor.
Okuyan bir kızla çıkmak kolaydır. Doğum gününde, yılbaşında ve yıldönümlerinde ona kitap alabilirsin. Ona sözcükler hediye et, şiirlerden şarkılardan hediye sözcükler. Ona Neruda, Pound, Sexton, Cummings hediye et. Kelimelerin aşk olduğuna inandığını bilsin. Gerçekle kitaplardaki gerçeği ayırt edebilir ama yine de yaşamını biraz da olsa, en sevdiği kitaptakine benzetmeye çalışacaktır. Bunda senin suçun yok.
Bir biçimde, bunu deneyecektir. Ona yalan söyle. Sözdiziminden anlıyorsa, yalan söyleme ihtiyacını anlayacaktır. Sözcüklerin ardında başka şeyler var: niyet, değer, ayrıntılar, diyalog. Dünyanın sonu olmayacaktır.
Onu bırak. Çünkü okuyan bir kız çöküşlerin her zaman zirveyle biteceğini bilir. Çünkü her şeyin bir sonu olduğunu bilir. Hikayenin devamını her zaman yazabilirsin. Tekrar tekrar başlayabilir ve hala kahraman olarak kalabilirsin. Bu hayatta bir iki kötü adama yer vardır.
Olmadığın her şey için neden korkasın ki? Okuyan kızlar bilirler ki tıpkı karakterler gibi insanlar da gelişebilirler. Twilight serisi istisnadır.
Eğer okuyan bir kız bulursan, yanından ayırma/ayrılma. Gecenin bir yarısında, kitabı göğsüne yaslamış ağlarken bulabilirsin onu, bu durumda ona çay yap ve sarıl. Onu birkaç saatliğine kaybedebilirsin ancak her zaman sana dönecektir. Kitaptaki karakterler gerçekmiş gibi konuşacaktır, çünkü bir anlık da olsa, gerçektirler.
Ona bir sıcak hava balonunda ya da bir rock konserinde evlenme teklif et. Ya da bir dahaki hastalığında gelişigüzel bir şekilde. Skype üzerinden teklif et.
O kadar sıkı gülümseyeceksin ki neden hala kalbinin infilak etmemiş ve göğsünün kan içinde kalmamış olduğunu merak edeceksin. Yaşam öykünüzü yazacaksınız, garip isimli ve garip beğenileri olan çocuklarınız olacak. Çocuklarınıza Şapkalı Kediyi ve Aslan’ı aynı gün izletebilir. Yaşlılığınızın kışında birlikte yürüyeceksiniz ve sen botlarındaki karı temizlerken, o mırıldanarak Keats okuyacak ezberinden.
Okuyan bir kızla çık çünkü bunu hak ediyorsun. Hayal edilebilen en renkli hayatı sana verebilecek bir kıza layıksın. Eğer ona sadece monotonluk, kayıp saatler ve yarım yamalak öneriler verebileceksen, yalnız kalman daha hayırlı. Eğer dünyayı ve onun ardındaki dünyaları istiyorsan, okuyan bir kızla çık.

Ya da iyisi mi, yazan bir kızla çık sen.

Rosemarie Urquico

Sen bakma bu kadar hüzünlü şeyler yazdığıma, ben çok gülerim. Ve gülerken hiç kimse yalan olduğunu anlayamaz.
- Cemal Süreya

Hepiniz koca bir pisliksiniz. Neden biliyor musunuz ? Çünkü hiçbirinizin ne olmak istediğinize dönük bir içgüdünüz bile yok. Benim gibi insanlara ihtiyacınız var. Benim gibi insanlar gerekli. Ben olmadan bir hiçsiniz.

Böylece parmağınızı uzatıp “Heyy İşte kötü adam diyeceksiniz”

Peki bu sizi napıyor hee ? İyi adam mı ?

Siz iyi değilsiniz. Ben her zaman doğruyu söylerim. Yalan söyleyen sizlersiniz.

Peki hala kötü adama iyi geceler dileyin. Hadii..