Bugün akşamüstü meşhur kitapçılar çarşısındaydım. Arkada bi hanımefendi çocuğuna Yalvaç Ural'ın kitabını almak istediğini çeşitlerini nerden bulabileceğini sordu.
Zihnimde;
Yalvaç Ural.. Yalvaç Uraal.. Yalvaç Ur...

Ve bi aydınlanma "Miço Dergisiii"

Necip Gerboğa, Sizin Memlekette Eşek Yok Mu'yu inceledi.
 14 Nis 05:16 · Kitabı okudu · 5 günde · Puan vermedi

O güzel atlara binip giden o güzel insanlardan biriyle, Aziz Nesin'le ve onun kıymetli bir eseriyle tekrar beraberiz sevgili okur dostlarım...

Son günlerde 'timeline'larımızın bu değerli aydınımız ve onun eserleriyle dolup taşmasına vesile olan #28388406 etkinliğini tertip eden NigRa 'ya ve tabii ki etkinliğin fikir babası, Nesin Vakfı'nın fahri temsilcisi, Aziz Nesin'in 1k'da daha çok okunması ve tanıtılması için gerçekten çok büyük bir emek ve mesai harcayan çok değerli dostum Tuco Herrera 'ya en içten teşekkürlerimi gönderiyorum...

İncelemem daha çok Aziz Nesin üzerine odaklanacak ama öncesinde kitapla ilgili kısa bir bilgi paylaşmalıyım sizinle;

Sizin Memlekette Eşek Yok Mu adlı eser, 'Aziz Nesin'in Aziz Nesin'den Seçtikleri' alt başlığıyla ilk olarak 1995 yılında AD yayıncılık tarafından basıldı. AD yayıncılık, Doğan Yayın Holding'e bağlı olan, şimdi Doğan Egmont olarak bildiğimiz yapının ilk versiyonudur. O yıllarda Milliyet Yayıncılık harika bir proje ortaya koydu. Gazete yayıncılığının avantajlarını kullanıp, gazete kağıdına kitaplar basarak ve yine yay-sat aracılığıyla bunu tüm gazete bayiilerine ulaştırarak maliyeti ucuza gelen bu kitapları çok cüzi fiyatlarla okurla buluşturdular. Kitaplarını basacakları yazarlarla da yine sembolik telif anlaşmaları yaptılar. Çünkü bu bir okuma projesiydi ve bu proje sayesinde pek çok kitap yüz binlerce eve girmiş oldu.

İşte Aziz Nesin de AD Yayıncılık'ın yönetmeni Yalvaç Ural'ın teklifi üzerine bu eseri hazırladı. Kendince beğendiği, okurlarının da seveceğini düşündüğü öyküleri bu kitapta bir araya getirdi. Ee böylesine seçmece bir eser olunca, yıllar içerisinde Aziz Nesin'in en çok okunan kitaplarından biri oldu bu kitap... Ben de yayınlandığı sene ilk baskısını alıp okuduğum bu kitabı, 23 yıl sonra tekrar okuma şansı elde etmiş oldum... Meraklısı için ilk baskının görsellerini de paylaşayım sizinle:)

https://i.hizliresim.com/EPjR5A.jpg

https://i.hizliresim.com/XPZXkk.jpg

Şimdi size Aziz Nesin'in gülmece öyküleri gibi komik mi komik, sizi gülmekten kırıp geçirecek, gözünüzden yaşlar akıtacak küçük bir hikaye anlatmak istiyorum...

Zamanın birinde, Doğu ile Batı arasında, tam sınırda kalan güzel bir ülke varmış. Tam sınırda kaldığı için ne Doğu ne de Batı sahipleniyormuş bu ülkeyi... O yüzden bu ülkede yaşananlar yine bu ülkeye mahsus kalıyormuş... Ülkenin ak saçlı, kara kaşlı, buruk bakışlı bir aydını varmış... Bu aydın hayatı boyunca ülkede yaşayan fakir fukaranın, ezilmişlerin, horlanmışların, kenara atılmışların sesi olmaya, onların sesini yukarılara duyurmaya gayret edip durmuş... O kadar çok kitap yazmış ki, kitapları üst üste dizseniz aydının boyunu geçiyormuş neredeyse...

Aydınımızın anlatacak çok hikayesi varmış... Bu hikayelerde toplumun belini büken zamlardan tutun da, arap saçından hallice bürokrasi taşlamalarına kadar ne ararsanız varmış... Aydınımız gittiği her köyde, geçtiği her kasabada mutlaka orada yaşayan insanların arasına girer, onlarla konuşur, dertleşir ve tüm sıkıntılarını dile getirmek için notlar tutarmış... Sonra da evine gelir bunları tek tek kaleme alırmış...

'Yukarıdakiler' lafı düzünden anlamaz veya anlamazdan gelirler diye, edebi kaygıları bir kenara bırakıp bol bol mizah ve güldürü katmış yazılarına... Tabiri caizse her cümlesinde bir taş atıyormuş yukarı doğru... Olur ya, belki birisinin kafasına gözüne isabet eder de, lütfedip aşağı bakar; oradaki insanları da görür diye umut içinde bıkmadan, sıkılmadan yazmaya, konuşmaya, anlatmaya devam etmiş...

Aydınımızın yaptıkları bununla da bitmemiş. O her zaman kendisinin yaşadığı ülkeye ve topluma borçlu olduğunu ve borcunu ödemeden ölmek istemediğini sık sık dile getirirmiş... Yazdıklarından belli bir gelir elde etmeye başlayınca kazandığı o parayla eğitim olanaklarından yoksun çocuklar için bir vakıf kurmuş. Kazandığı her kuruşu işte bu vakfa ve vakıftaki çocuklarının eğitimine harcamış... Çünkü o aydın, toplumu geliştirmenin ve daha iyiye doğru dönüştürmenin yegane yolunun eğitim olduğunu çok iyi biliyormuş...

Sonra efendim, günün birinde aydınımız kültürel bir etkinliğe katılmak üzere yollara düşmüş ve Anadolu'nun bir vilayetine gitmiş... O vilayette kendisi gibi başka okur-yazar-çizer aydınların ve diğer davetlilerin de katılımıyla etkinlik için otelde bir araya gelmişler... Onlar içeride konuşmalarını yapıp dostluk ve birlik mesajlarını iletirken otelin dışında küçük bir kalabalık birikmeye başlamış. Bu kalabalık kısa bir süre sonra gittikçe büyümüş büyümüş ve otelin dışında adım atacak yer kalmamış. Sonra bu kalabalık grup bir anda bağırıp çağırmaya başlamış... Her biri öfkeden çıldıracak duruma gelmiş... Sonra bakmışlar bu iş böyle olmayacak; bağırıp çağırarak öfkelerini dindiremiyorlar... Peki sonra ne yapsalar beğenirsiniz?

Dayanamayıp bizim aydınımızın da içinde olduğu oteli dört bir tarafından ateşe vermesinler mi?

Ve geldik hikayemizin sonuna... O yangın içinde 35 kişi dumandan boğularak ölmüş... Bizim aydın ise can havliyle cama dayanan itfaiye merdivenine kendini zor atmış... Sonra da merdivendeki görevli 'sen misin kurtulmaya çalışan' deyip bizim aydını darp etmiş ve aşağıdaki öfkeli kalabalığın arasına fırlatmış... Tam kalabalık aydınımızı linç etmek üzereyken polisler son anda gelmiş ve her tarafı kan içinde kalan aydını o kalabalığın arasından çekip çıkarmış... Hikaye de böylece bitmiş...

-----------------------------

İyi de neden kimse gülmedi bu hikayeye?

Hikaye yeterince komik mi değildi, yoksa ben mi güzel anlatamadım acaba?

Sanırım ben hikaye anlatırken Aziz Nesin kadar komik olmayı başaramıyorum... Kusur bende mi yoksa benim yazdığım hikayede mi, orasına siz karar verin...

-------------------------------

Ataol Behramoğlu'nun yukarıda bahsettiğim Madımak Katliamı'nda hayatını kaybedenler anısına yazdığı şiiri pek çoğunuz bilirsiniz;

yaşamak bu yangın yerinde
hergün yeniden ölerek
zalimin elinde tutsak
cahile kurban olarak
yalanla kirlenmiş havada
güçlükle soluk alarak
savunmak gerçeği çoğu kez
yalnızlığını bilerek
korkağı, döneği, suskunu
görüp de öfkeyle dolarak
***
toplanır ölü arkadaşlar
her biri bir yerden gelerek
kiminin boynunda ilmeği
kimi kanını silerek
kucaklıyor beni metin altıok
aldırma diyor gülerek
yaşamak görevdir yangın yerinde
yaşamak insan kalarak

Aziz Nesin'in hayatını da tek cümleyle özetlemeye kalksak sanırım bu şiirin son iki dizesi gibi etkili bir ifadeyi zor buluruz: Yaşamak görevdir bu yangın yerinde, yaşamak insan kalarak... Çünkü tam da bunu başarmıştır Aziz Nesin, yani başarması belki de en zor olanını... Adına ölüm fetvalarının verildiği, kitaplarının bir dönem okul kütüphanelerine sokulmadığı, adının geçtiği pek çok evde küfür kıyamet koptuğu ve nihayetinde yakılarak yok edilmeye çalışıldığı bir ortamda, daha doğrusu bir yangın yerinde inadına yaşamıştır Aziz Nesin ve inadına insan kalmayı başarabilmiştir son nefesine dek...

Gelelim onu yakmaya gelen ve adına 'Müslüman' deyip Müslümanlığa onarılmaz bir leke süren o insafsız, yüreksiz, vicdansız yobaz takımına...

Onların o oteli yakmaya çalışması tesadüf değil, bilinçli bir tercihtir. Çünkü bildiğiniz gibi yanma eylemi bir şekilde kutsal kitaplardaki cehennem tasviriyle özdeşleşen bir eylemdir. Yani aslında bu yobazlar, oteldeki insanları yakmaya çalışarak haşâ, kendilerini Allah yerine koymuşlar, kendilerince belirledikleri günahkârlara daha ölmeden ceza vererek, yakmak suretiyle sözüm ona bu dünyada o insanlara cehennemi yaşatmışlardır.

Yüzsüzlük bu ya, sonra da bunu yapan o caniler utanmadan, kıldıkları her namazın her rekatında Fatiha suresini büyük bir pişkinlikle okuyabilmişlerdir. Oysa ki Fatiha suresinin 4. ayeti olan 'Maliki yevmid din' ifadesinde Allah'a ithafen 'Hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) mâlikidir/sahibidir' denmektedir.

İşte bu yobaz takımı, günde 100'den fazla okudukları ayeti idrak edecek şuurdan yoksun oldukları için rahatlıkla kendi başlarına kararlar alıp yalnız Allah'a ait olan hesap ve ceza gününü onun adına veya kendilerini onun yerine koyarak bu dünyada uygulamayı kendilerine reva görmekten hiç çekinmemişlerdir.

-------------------------------

Durun daha bitmedi:) Madem buralara kadar geldik, sonunu da getirelim o halde...

Farklı meallerden defalarca okuduğum Kuran-ı Kerim'de, Allah'ın bizlere vermiş olduğu ve konumuzla yakından ilgili olduğunu düşündüğüm bazı emir ve tavsiyeleri kısa kısa paylaşmak istiyorum sizinle;

* Yetimlere sahip çıkın (sayısız ayet var ama örnek olarak Nisa-36)
* Yoksula ve yolda kalmışa hakkını verin (İsra-26)
* İhtiyacınız olandan fazlasını infak edin/paylaşın (Bakara 215)
* Her kim bir kişiyi,öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir adamın hayatını kurtarırsa, bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur. (Maide-32)

Bir de hadis-i şerif var;

* “Sizin en hayırlınız insanlara en hayırlı olanınızdır.”

Şimdi bu ayetleri ve hadisi şerifi okuyunca insan, üzerine düşünmeden edemiyor... Bir tarafta kendini ateist olarak ifade eden Aziz Nesin, diğer tarafta ise din uğruna onu yakmaya çalışan birtakım yobazlar... İnanın kafam çok karışıyor bazen... Eğer Aziz Nesin yaşasaydı, vakfında, tüm eğitim masraflarını kendi cebinden karşıladığı yetim çocuklarını da yanına alarak şöyle derdi herhalde;

Hadi Müslümanlar, bunu da açıklayın!

Herkese keyifli okumalar dilerim...

https://youtu.be/R0HlRdijGF0

mrtdgdvrn, Stephen Hawking Herkül'ü Döver'i inceledi.
02 Nis 13:35 · Kitabı okudu · 10 günde · 8/10 puan

Çocuk kitapları yazarı Yalvaç Ural'ın çocuklara çeşitli konularda denemeler niteliğinde kısa bilgi ve anılar verdiği bir kitap.Evde havyan beslemek,kedisi marsık,doğal sakız kenger,çocuklara küsen martılar,çocuklarda tuvalet deneyimleri gibi konular da çocuklarla eğlenceli bilgiler veriyor.

Okumak genel anlamda harika şey. Kitap okumakta öyle. Dergi okumak daha bir başka. Küçüklüğümden bu yana dergilere ayrı bir ilgim var. Hatta şöyle anlatayım; her cuma yeni sayısı gelen Miço dergisi vardı. Bakkal tanıdık olduğu için babama ayırttırırdım ve her pazar gazete ekmek almaya gittiğimizde alırdık o dergiyi. İçinden bazen plastik oyuncak benzeri şeyler, yapbozlar vs birşeyler çıkardı. Bulmaca çözerdim, karikatürleri okurdum, bilmeceleri bizimkilere sorardım falan. Bir daha ki pazar gelene kadar canım sıkıldıkça açıp okurdum tekrar tekrar. Yalvaç abi vardı bir de. Yalvaç Ural. Hey gidi günler...

cemalinur kızılkaya, Başparmak Çocuklar'ı inceledi.
30 Oca 02:31 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

hem kendi mesleğimden mütevellit hem de çocuk yazınına olan ilgimden severek okuduğum bir kitap. hatta geçenlerde bulunduğum şehirdeki imza fünü vesilesiyle kendisiyle tanıştığım, çocukluğumun Miçosunun yazar-çizeri Yalvaç Ural'ın kitabı yalnızca çocugunuz, kardeşiniz,öğrencileriniz için değil her yaştan okuyucu için de gayet sürükleyici ve başarılı.

Esra Toprak, Başparmak Çocuklar'ı inceledi.
10 Oca 22:50 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · Puan vermedi

Masallara hiç bakmadığım gözden bakmamı sağladı. Günlük yaşamımda kullandığım kelimelerin anlamlarının asıl anlamlar olmadığını farkettirdi. Günümüzdeki çocukların oynadığı oyunlar ve oyuncakların yaratıcılığıyla ilgili birçok konu vardı.

Süha Murat Kahraman, bir alıntı ekledi.
19 Ara 2017

"...Aslan yargıçtı.Sordu:"La Fonten, ne istiyorsun bizlerden? Neden bizleri iyiler kötüler,aptallar akıllılar,güzeller çirkinler,tembeller çalışkanlar,diye; ikiye bölüp birbirimize düşürüyorsun?..."

La Fonten Orman Mahkemesinde, Yalvaç Ural (Sayfa 9 - Marsık Kitap)La Fonten Orman Mahkemesinde, Yalvaç Ural (Sayfa 9 - Marsık Kitap)
Süha Murat Kahraman, bir alıntı ekledi.
19 Ara 2017

"...Bir gün hayvanlar kendileriyle ilgili gülmece öyküleri yazan La Fonten'i ormanda yakaladılar. Ve onu doğruca götürüp yargılamak için orman mahkemesine çıkardılar..."

La Fonten Orman Mahkemesinde, Yalvaç Ural (Sayfa 7 - Marsık Kitap)La Fonten Orman Mahkemesinde, Yalvaç Ural (Sayfa 7 - Marsık Kitap)
Fırat İnan SARIÇİÇEK, Anadolu Efsaneleri'ni inceledi.
19 Ara 2017 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 8/10 puan

Çok küçükken bir arkadaşımdan ödünç alıp okumuştum, hatırlayıp kütüphaneme ekledim. Güzel mitolojik öykülerin derlemesidir. Küçük çocuklarınıza temin edebilirseniz faydalı olacaktır.

Kitap Oku!
İlkokul öğretmenim kitap okumamızı,özellikle de 100 temel eseri okumamızı, isterdi.Bir gün,bir öğrencinin yazın çok kitap okuduğunu söylemişti.Ama öğretmenim de dahil olmak üzere çevremdekilerin hiçbiri "Şu yazarı oku,şu kitabı oku" demedi.Bazıları sadece "Oku." dedi,bazıları ise "100 temel eseri oku." dedi.Peki 100 temel eserde var mıydı Rıfat Ilgaz,Yalvaç Ural,Muzaffer İzgü,Zeynep Cemali...Yoktu elbet. Sadece Dünya Edebiyatı vardı.
Ayrıca kitap okumaktan daha önemli olmalıydı onu nasıl okuduğumuz.Kimse söylemedi bunu bana.Nasıl okuduğumun bir önemi yoktu.Sadece okumalıydım.Her gün birkaç kitap okuyup kitap okuma rekoru bile kırabilirdim.Ama ne anlamı olacaktı ki kitaba nasıl yaklaşacağımı bilmeden veya hiçbir şey anlamadan okuyunca onlarca kitabı!
Belki kitap okumak veya okumamak da bir meseledir.Ama asıl mesele okumayı bilmektir,okuduğunu gerçekten anlayabilmektir.