• Üniversite ikinci sınıfta Erdem Hocam sayesinde varlığından haberdar olup varlığına daldığım, bugün de hem sosyal hayatımda hem meslek hayatımda faydalandığım yaratıcı drama, hem bir disiplin olarak başlı başına hem de eğitsel/sanatsal bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor.

    Yaratıcı drama, geçtiğimiz yüzyılın başlarında batıda vücut bulup 1990'lı yılların başından itibaren de özellikle İnci San ve Tamer Levent gibi isimlerce yurdumuza kalıcı olarak girdi denebilir.

    Yaratıcı dramanın ülkemizdeki gelişiminde büyük payı olan bir başka isim de kitabın yazarı Tülay Üstündağ. Dramaya dair ülkemizdeki en kapsamlı teşkilat olan Çağdaş Drama Derneği'nin farklı kademelerinde de görev alan yazarın 2000 basımlı bu kitabı, dört bölümden oluşuyor.

    "Yaratıcı Drama Dersi Eğitim Programı" başlıklı ilk bölüm, benim en çok faydalandığım bölüm. Halihazırda okulda yürüttüğüm drama dersleri için müthiş bir kaynak, aranan kan oldu. İleriki zamanlarda Drama kursu açmak ya da dersini vermek isteyen hocalarıma önerebileceğim ilk kaynak olur kendisi. Hedefler, amaçlar ve kazanımlardan sonra başlayan on dört haftalık atölye çalışması benim gibi bir dernekte ders almayıp yarı alaylı olanlar için çok kıymetli ve yönlendirici. "Doğaçlamalar" bölümünde ise hem ikili doğaçlamalar hem de bireysel doğaçalamalar için toplam iki yüz farklı çatışma örneği sunulmuş durumda. "Yaratıcı Dramanın Yöntem Olarak Kullanıldığı Bir Ders" bölümündeyse yazar yirmi atölyelik "Vatandaşlık ve İnsan Hakları" dersi planlamış durumda. Son bölümdeyse 1995-2000 yılları arasında yaptığı şiir atölyelerinden çıkan şiirler yer alıyor. Son olarak da alanla ilgili farklı okumalar yapmak isteyenler için on sayfalık bir öneri kaynak listesi sunuyor yazar.
  • ... Örneğin, bir kadın yanlış nedenlerle evlenir ve yaratıcı hayatından kopar. Bir kadının belli bir cinsel tercihi vardır, ama kendini bir başkasıyla birlikte olmaya zorlar. Bir kadın büyük biri olmak, büyük bir iş yapmak, büyük bir yolculuğa çıkmak ister, ama bunun yerine evde kalıp ataş sayar. Bir kadın hayatı yaşamak ister, ama boncuk taneleri gibi küçük hayat parçalarıyla yetinir. Bir kadın kendisi olmak ister, ama karşısına çıkan her âşığa bir kolunu, bir bacağını ya da göz küresini verir. Bir kadın ışık saçan bir yaratıcılıkla akar, vampirimsi arkadaşlarını birlikte her şeyin üzerine sifon çekmeye çağırır. Bir kadının hayatını sürdürmesi gerekir, içindeki bir şey şöyle der: "Hayır, tuzağa düşmek, güvende olmaktır.” Bu, İblisin "Şunu bana verirsen, sana bunu veririm”idir, bilmeden yapılan pazarlıktır.
    Böylece psişenin besleyici ve çiçek açan ağacı olması amaçlanan şey gücünü yitirir, çiçeklerini yitirir, enerjisini yitirir, satılarak elden çıkarılır, ceza olarak potansiyelini kaybetmeye zorlanır ve pazarlığın yapılmış olduğunu anlamaz. Bütün drama neredeyse her zaman kadının bilinci dışında başlar ve egemenliğini kurar.
    Clarissa P. Estes
    Sayfa 438 - Ayrıntı Yayınları
  • Yoldan çıktı çıkacak bir evlat ve bu durumdan oldukça kaygılanan bir baba hikayeleri piyasada her yerde. Çıkıp sokağımızı biraz turlasak bile karşımıza çıkan sorunlardan. Bu yüzdendir bu konu üzerinde şekillenen eserler, bırakın unutulmayı en başta görülmüyor bile. Fakat, daha önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi; konu ne kadar klişe olursa olsun, önemli olan ele alınma şeklidir.

    Gilmour'un, yoldan çıktığını sezdiği oğluna tam zamanında ve olabilecek en yaratıcı şekilde ettiği müdahaleyi konu alan eserin bir diğer özelliği de tamamen gerçek olması. Hatta, teşekkür kısmında görüyoruz ki Jesse babasına gözü kapalı güvenip yazdıklarını okumadan piyasaya sürmesine izin bile veriyor. Fakat, baba-oğul arasında geçen dertleşmeler sonucu sırları ortaya serilen ve kitapta isimleriyle söz edilen diğer karakterler açısından eserin etkisi ne olmuştur merak etmiyor değilim.

    Kurulan hikaye, sinemanın yalnızca alanı olan kişilere değil, tüm insanlığa dert niteliğinde olduğunu göstermekte gayet başarılı. Dilin oldukça sade ve anlatımın da bir o kadar süsten uzak olması akıcı bir okuma sunuyor. Fakat, burada şuna değinmeden edemeyeceğim; sürükleyiciliğin eksikliği sade dil ve anlatıma rağmen fazlasıyla hissediliyor. Halbuki, drama unsurlarının tavan yaptığı bölümler olsa da duygu yoğunluğu çoğu yerde sağlanamamış. Film detayları, diyaloglara sıkıştırılan ince bilgiler ve baba-oğul arasındaki samimi iletişim gayet yerinde, fakat bahsettiğim unsur maalesef ki eseri bir nebze de olsa hedeflediğinden daha basite indirgiyor. Yalnızca Jesse'nin değil, babanın da kendi ağzından kendi için yaptığı psikolojik tahlilleri biraz daha detay isterken hızlıca atlanmış.

    Küçük pürüzleri haricinde, Film Kulübü bir baba ve oğlu arasındaki farklı bir boyuta taşınan ilişkiyi anlatma amacına ulaşıyor. Elbette, konu, anlatım ve diğer tüm unsurların önüne geçen yoğun bir sinema anlatımı bulunuyor. Alanım gereği benim için oldukça keyifli ve faydalı bilgilere rast geldim. Ayrıca gidişata da herhangi bir zararı yok. Akıcılığı sayesinde son derece rahat okunan Film Kulübü, ilgi alanı bu yöne kayanlar için güzel bir öykü niteliğinde.
  • "Kendimi bildim bileli resim yapmayı, okumayı öğrendikten sonra da okumayı ve yazmayı sevdim. Ankara Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi Resim Bölümü’nden sonra iki yıl Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde okudum. Bu bölümü bırakıp Ankara Üniversitesi Tiyatro Bölümü Dramatik Yazarlık Ana Sanat Dalı’na kazara girdim. Birkaç hafta sonra hayatta yapmak istediğim şeyin yazmak ama özellikle oyun yazmak olduğunu fark ettim. 4 yıl keyifle okudum, Fakülte ikincisi olarak mezun oldum. Lisans Eğitimi sırasında yönetmen yardımcılığı, maske-dekor tasarımı, Yaratıcı Drama çalışmaları, Ekiple metin yazımı, oyunculuk tecrübeleri edindim. Tiyatro dergilerinde makaleler, oyun çevirileri yayınladım. Ulusal ve uluslar arası pek çok resim ödülü aldım. Alevli Günler adlı ilk oyunum, British Council Oyun Yaz Festivali’nde ilk on oyun arasına girdi. İstanbul halk Tiyatrosu tarafından üç sezondur sahnelenmekte. “Michelangelo-Yalnızlığın Resmi” adlı ikinci oyunum Mitos-Boyut 2008 Oyun Yazma Yarışması’nda ilk üç oyun ödülü alarak basıldı. Şu sıralar İstanbul Halk Tiyatrosu’yla çalışmayı düşündüğümüz yeni oyunum üzerine çalışmaktayım. Ayrıca hala severek resim yapmaktayım. Pek çok sergiye katıldım. Film izlemeyi, siyaset felsefesini-sosyoloji-psikoloji hakkında kendimi geliştirmeyi, futbol izlemeyi, tenis oynamayı seviyorum, her yazar gibi kendimi okumaktan alamıyorum."
  • "Değil de, hastalanacak diye aklım çıkıyor. Sadece okul olsa iyi. Pazartesi piyano, salı bale, çarşamba satranç, perşembe keman, cuma yaratıcı drama, cumartesi-pazar hem yüzme, hem modern dans... Hastalandığı anda bittik."

    "Yok artık!" dedim. Selen daha yedi yaşındaydı ve programı benimkinden doluydu.

    "Çocuğun diğer çocuklarla oynamaya vakti kalıyor mu bari?"

    "Aylincim" dedi eleştirildiğinde istemeden tizleşen ses tonuyla. "Dikkat ettiysen bu etkinliklerin hepsi çocuklar için tasarlanmış. Diğer çocuklarla yüzüyor, piyano çalıyor, bale yapıyor."

    Ama oyun oynamıyor diyemedim.
  • Yaratıcı Drama eğitimi aldığım için kendimi şanslı hissettim. Kitabı okurken oğluma harika drama bilgilerimi (:p) yeteneğimi gösterme fırsatı yakaladım. Saçlar darmadağın ve kaşınırken kitap okumak (hele ki bu sıcakta) harika bir deneyimdi. Can, saçını yıkamak istemiyor ve biz de onun yaşadıklarına eşlik ediyoruz. Görselleri harika kitap kalın kapaklı olmasıyla da dayanıklı.