Rahmetli annemle birlikte oturduğumuz, sohbet ettiğimiz mekânlar vardı. Gündelik işlerim bittiğinde bu mekânlarda vakit geçirmeyi tercih ediyorum. Belleğini yitiren bir şehirde yaşadığımız için bir gün bu mekânları da kaybedecek olma düşüncesinin verdiği bir rahatsızlık var haliyle. Eminönü'ndeki İstanbul Kitapçısı da benim için bu özel mekânlardan biridir.
Sellars'ın küçük ama derin kitabı Stoacılık Dersleri'nden bir bölüm açık önümde, Zorluklarla Başa Çıkmak başlıklı bölüm. Sanki öğreneceğim yeni bir şey yok gibi geliyor, kendimi bildim bileli her zorlukla başa çıktım, hele ki en büyük kaybımla başa çıkabildikten sonra, olaylar, sorunlar, darbeler en ufak bir sarsıntı bile yaratmıyor. Hassas optik mercekler yontarken Spinoza'nın nasıl ki eli titremiyorsa, her zorluğu bu kadar soğukkanlılıkla karşılayıp çözüm üretebildiği bir noktaya geliyor insan. Yine de okumayı tercih ediyorum, devam ediyorum.
Şöyle diyor Sellars: "Başımıza bazen kötü şeyler gelir. Hayat böyle bir şeydir. Epiktetos'un bu tür şeylerin bir çoğunun bizim kontrolümüzün dışında olduğu yönündeki dersini dikkate almaya hazır olsak bile bu, yaşanan zorlukların etkisini bir anda hafifletmeyecektir", keza "Romalı stoacılar için hayat zorluklarla doludur ve felsefenin temel görevlerinden biri insanların hayatının bu iniş çıkışlarında yollarını bulmalarına yardım etmektir", bkz. John Sellars, Stoacılık Dersleri, İstanbul: Pegasus, 2026, s. 37.