• Öğretmen sahip olduğu kişiliğini yargı, ideoloji ve doktor işlevleriyle birleştirdiğinde, toplumun temel yapısı, yaşam için hazırlanması gereken süreçle amacından saptırılmaktadır. Bu üç gücü birleştiren bir öğretmen, öğrencinin yasal veya ekonomik reşit olmama durumunu meydana getiren ya da özgür toplanma hakkını kısıtlayan yasalara göre öğrencinin haklarını daha fazla kısıtlar. Ağaçları yaşken eğip bükmek sevgili öğretmenlerin içtenlikle yerine getirdikleri kutsal ve benzersiz bir vazifedir.
  • Bedensel kıskançlık, insanın kendisi hakkındaki bir yargı olduğu kadar hayal gücünün de sonucudur.
    Albert Camus
    Sayfa 72 - Can
  • İlk bölümde kahramanımızın uzun bir monoloğu vardır. Kendisi her zaman geri planda kalmıştır. Hiç kabul edilememiştir toplum ve arkadaşları içinde. Kendisinin son derece zeki olduğunu vurgular ve bu yalnızlığını ve itilmişliğini de buna bağlar. İnsanlardan korkusunu kapatmak için onlardan tiksindiğini ve onları küçümsediğini söylemekten çekinmez kahramanımız.

    İnsanlara karşı sürekli bir eleştiri, sürekli bir yargı geliştiren kahramanımızın kendi içinde de dinmek bilmez çelişkiler fırtınası vardır. Kendine güveni hiç olmadığını söylerken sebebini bilinçli olmasına bağlar. Herkesten daha zeki ve bilinçli olduğu için kendine güvenemiyordur. Fakat bu bile bir çelişkidir.

    Okul ve iş arkadaşlarını hayatından çıkarmış ve kendi yeraltı dünyasına kapanmıştır kahramanımız. Kendisini hiç anlamamış ve kabul etmemiş olan arkadaşlarından nefret eder. Onlardan daha zeki, bilinçli olduğu için arkadaşları onu hiç sevmemiştir. Kahramanımız onları hayatından çıkarmasının sebebi olarak bunu açıklar. Hepsi onun aksine para, ün, şöhret… gibi şeylere düşkündürler. Ama o bilime, edebiyata ve kitaplara tutkundur. Bu ayrım bile onlardan nefret etmesine yeterlidir.

    Romanın ikinci bölümünde ise, birilerine aşırı derecede ihtiyaç duyduğu bir vakit eski arkadaşlarıyla karşılaşır ve onların planlarına bir şekilde dahil olur. Bu bir veda yemeğidir. Her zaman olduğu gibi arkadaşlarıyla birlikte olmaktan son derece rahatsız olur ve bu yemeğe geldiği için de çok pişman olur.
    Yine arkadaşları adsız kahramanımızla alay eder, onu küçümserler. Bu durum onun gururunu aşırı derecede kırar. Ve çok alkol tüketir. Böylece işler daha çok çığırından çıkar. Arkadaşları en sonunda onu bırakıp gider. Kahramanımız da kırılan gururunu tamir etmek için onların peşinden gider. İntikamını alacaktır.

    Gittiği yerde bir kızla tanışır. Ve ona ev adresini verir. Tabi buna da pişman olur ve eve gelmemesi için dualar eder. Fakat içten içe de her gün gelmesini bekler. Aşık olduğunu kabul edememektedir kıza. Fakat ona son derece fazla aşık olmuştur. Bir gün kahramanımız yardımcısıyla tartışması esnasında kız evine gelir. Bu onu daha çok öfkelendirir ve bütün öfkesini kıza yansıtır. Başkaları onun kalbini ve gururunu nasıl kırdıysa o da kızın kalbini ve gururunu kırar. Her şeyi mahveder ve başlamadan her şey biter.

    Bu romandaki kahramanımızın bir adı yoktur ama aslında adı hepimizin adıdır. Herkes bu kahramanımızın karanlığında kendi karanlığını bulacaktır. Kendi kırıklarını, öfkesini bulacaktır. Dostoyevski bu kısa romanında bütün insanların hayatlarının büyük bir kısmına dokunarak onların kendi yeraltı dünyasını ziyaret eder.
  • ''Annesinden sevgi görmemesi ve bütün çevresinin kendisi
    hakkında varmış olduğu yargı yüzünden çocuk, herkesle anlaşmazlık halinde.''
    Alfred Adler
    Sayfa 42 - Varlık Yayınları
  • Söylediğim bir takım sözlerin hoşunuza gitmediğini anlıyorum. Ama ben hiçbir zaman insanlık için bir kurtuluş yolu olmadığını söylemedim. Yeryüzündeki koşulların düzelmesi salt bilimsel buluşlardan çok insan geleneklerinin ve ülkülerinin gerçekleşmesine bağlıdır. Ahlâklı bir yaşama düzeninin gelişmesi bakımından Konfüçyüs'ün, Buddha'nın, İsa'nın ve Gandhi'nin yaptıkları, bilimin, herhangi bir zamanda yapabileceğinden çok daha önemlidir bence. Sigara içmenin sağlığınız için çok zararlı olduğuna inanırsınız da, tiryaki olmaktan gene de alamazsınız kendinizi, Hayatı zehirleyen pek çok alışkanlıklar için geçerli bir yargı bu üstelik. Doğruya ve gerçeğe yönelmiş her türlü çabaya duyduğum saygı ve hayranlığı ayrıca belirtmem gerekmiyor sanıyorum. Ne var ki, iyilik ve güzellik değerleri eksikliğinin de salt düşünsel bir çabayla giderilebileceğine inanmıyorum. Bu görüşümü anlayacağınızı umarım.
  • 3. Kral devletin başıdır ve bağımsızlığın sembolü ve garantörüdür.

    5. Kralın mutlak dokunulmazlığı vardır ve herkes ona saygı göstermek zorundadır.

    6. Kral, başbakan ve bakanları atar.

    7. Kral, gerektiğinde ve başbakana danışarak bir ya da birden fazla bakanı görevden alabilir.

    8. Kral, istediği zaman Bakanlar Kurulu’na başkanlık eder.

    9. Kral, gerekli hallerde Şûra Meclisi (Senato) ve Parlamento’da konuşur ve bu konuşma tartışılamaz.

    10. Kral, silahlı kuvvetlerin başkomutanıdır ve ordu komutanlarını atar.

    11. Kral, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin başkamdir.

    12. Kral, ülkeyi dışarıda temsil edecek büyükelçileri seçer ve görevlendirir.

    13. Kral, Yargı Yüksek Konseyi Başkanı’dır. Konsey üyesi on kişi Yüksek Mahkeme üyeleri tarafından belirlenir ama kralın onayıyla seçilir.

    14. Kral, beş kişilik İnsan Hakları Konseyi üyelerini seçer.

    15. Kral, Yargı Yüksek Konseyi’nin belirlediği yargıçları atar.

    16. Kral, gerekli gördüğü hallerde Başbakan, Parlamento ve Senato başkanları ile Anayasa Mahkemesi Başkanı’na danışarak olağanüstü hal ya da sıkıyönetim ilan eder.
    Hüsnü Mahalli
    Sayfa 21 - 17.Baskı - Ocak 2018 -Destek Yayınları